KK'nin 'güvenli limanı' buymuş meğer!
"Mutlak butlan" (Biz bunu "yüzde yüz kayyım" okuyalım!) sonrası CHP’de yaşananlara dair söylenecek ilk söz ne olmalı, nereden başlamalı? Bu soru, iliklenen ilk düğme misali sonrasındaki akıl yürütmelere ve yaklaşımlara ilişkin de bir temel oluşturup yön belirleyecektir. İlk düğmeyi iliklerken vereceğimiz yanıt şudur: Bütün bu yaşananlar CHP’nin iç sorunu, iç tartışma ve çatışmanın doğal sonucu ya da yansıması değildir. Kendisini tahkim edip güvenceye alması amacıyla yapılmış bir rejim darbesidir. Yargısal değil, tamamen siyasaldır. Kemal Kılıçdaroğlu (KK) kullanışlı basit bir aparattır!
Bu ‘kök yanıt’ın aksini düşünmek, tam da rejimin stratejisinin ihtiyacı olan fikri ve psikolojik zemine katkı sunmaktan başka bir anlam taşımaz. En üst makamından, “Bu ülkeyi bu milleti kendisine yakışan yerli/milli muhalefete de kavuşturacağız” mesajları vermiş bir rejimin marifeti olan bu operasyonu CHP içi çekişmeyle açıklamak! Parti içinde zeminini ve tabanını kaybetmiş bir statükocunun ayakta tutularak CHP’nin başına kayyım atanması, nasıl “CHP’lilerin iç kavgası” sayılabilir? Tabansızları bir aparat olarak kullanan iktidar, CHP üzerinden olup bitenlerin baş failidir ve mücadelenin esas tarafıdır.
*
Denklemin piyonu rolündeki KK için söylenecek ne olabilir ki? Piyon sonuçta! 13 yıllık başkanlığı süresince tanık olduğumuz düşünsel kısırlığı ve fikrî sefaletini nasıl bir ‘üst akılla’ buluşturmuş olduğunun finalini izletmiş oldu sadece! Tahmin ediyorduk da şimdi açıkça anlıyoruz; KK, başından beri üzerindeki devlet vesayetiyle hareket etmiş, iş başındayken de muhalefetini bu vesayetin sınırlarına göre ayarlamıştır. Nitekim, rejim marifeti ve polis zoruyla genel merkezi işgal etmiş olması, onun başındaki CHP’nin şimdi nasıl bir vesayetin korumasında olduğunu açıkça gösteriyor.
*
Hatırlanacaktır; kaybettiği 2023 seçimleri sonrası ‘Artık yeter, bırak başkanlığı’ diyenlere, yapışmış olduğu koltuktan şöyle yanıt veriyordu KK: “Partiyi güvenli bir limana çektikten sonra bırakacağım.” Sonra girdiği kurultayı kaybetti ama bu ‘güvenli liman’ hedefini hiç bırakmadı. Şimdi onun ‘güvenli liman’ı neymiş, herkes görmüş oluyor! Özgür Özel yönetiminin gösterdiği performansla CHP’nin geleneksel vasatının bozuluyor oluşu, yeni rejimin karşısında devlet vesayetinden yoksun yeni bir muhalif pozisyonun şekilleniyor oluşu, “güvenli liman”cıları daha keskin bir şekilde harekete geçirdi. Şuna kuşku olmasın; Cumhurbaşkanının CHP’yi işaret ederek “Bu ülke böyle bir muhalefeti hak etmiyor” sözleriyle kastettiği, KK’nin dillendirdiği “güvenli liman”a çekilmiş muhalefetten başka bir şey değildir. KK, önce birlikte fotoğraf verip sonra bir süreliğine ayrı göründüğü “Yenikapı ruhu”nu kuşanarak atandığı CHP kayyımlığında ‘güvenli liman’ına da kavuşmuş oluyor. Bu liman, rejimin limanıdır!
*
Kayyım operasyonuyla ‘güvenli liman’a çekilmiş CHP, bütünlüklü bir CHP değildir artık: Rejimle işbirliğine giderek onun limanını kabul etmiş, Saray’dan atanmış KK-CHP’si ile müesses nizamın geleneksel çeperini zorlayıp dışına çıkmaya çalışırken darbeyle karşılaşmış meşru ve seçilmişlerin CHP’si… Rejimin muhalefeti kayyımcı CHP’liler ile rejime muhalefet eden CHP’liler! Bir arada kalabilirler mi? Çok zor. “Uzlaşmalarından büyük enerji çıkar” diye itidal ve uzlaşma önerenlerin dediğinin tersine, enerji yaratacak olan mücadeledir; kayyıma ve rejim vesayetine karşı mücadele… Zaten tabansız kayyımın da rejim zoruyla yapılmış bu darbeyi ilerletmekten başka yolu yok. Tasfiyeler, her türlü blokajlar ve yine iktidar marifetiyle, gerekirse Silivri!
*
Partinin kurumsal kimliğini gasbeden KK ekibinin dilinden eksik etmediği “arın da gel” cinliği de rejimin hukuk/yargı kılıfına bürünmüş siyasal hamlelerine meşruiyet sağlamak dışında bir nitelik taşımıyor.
Ahlaki düşkünlüğün dibinde debelenirken ahlaki arınmadan bahsedenlerin trajedisini, rejimin zaptiye kuvvetlerince genel merkezden çıkarıldıktan hemen sonra Özgür Özel’in ettiği şu sözler ne güzel özetliyor: “Artık size hitap edecek otobüslerimiz, platformlarımız yok, paramız yok. Ama onlarda olmayan bir şeyimiz var; sokağa çıkacak yüzümüz var!”
Şimdi CHP eksenli siyaset yeni bir eşiktedir. Hayat akıyor ve yeni zeminin belirleyici karakteri de Özgür Özel’in işaret ettiği gibi sokakta, yaşam ve üretim alanlarında, halkın içinde yapılacak siyasettir. Ahlaki, vicdani, fikri, zikri üstünlük bu zeminde, bu zeminin sunduğu olanak, yol ve yöntemlerle kurulabilir ancak. Değil bir, on genel merkezi olsa da KK siyasetinin sonu bellidir; geleceği de sokağa çıkacak yüzü de yoktur.
*
KK bağlamında üzülünecek tek şey; Alevi-Kızılbaş toplumuna dair yolu açılan spekülasyon ya da algılardır. Oysa KK, ne Alevilerin savunucusu ya da temsilcisi olmuş, ne böyle bir iddiada bulunmuştur. Hele, 'Alevi/Dersimli olduğu için CHP’den düşürüldü' argümanı tam bir deli saçmasıdır. 13 yıl genel başkanlık yapmış biridir söz konusu olan. "Alevi olduğu için partiden dışlandı" demek, şimdi Saray rejiminin Alevileri çok sevdiği için KK’ye sahip çıktığını, CHP'ye yeniden başkan atadığını kabul etmek manasına da gelmektedir! İnanan inanabilir elbette ama böylesi bir bönlüğü hiç bir Alevi insanımıza yakıştırmamak gerekir.
Evrensel'i Takip Et