23 Temmuz 2026 00:18

Rubio’nun ilan ettiği ve bizim ‘cephe’ye düşen!

NATO’nun Ankara’daki 36. Zirvesi’nde alınan kararların militarist ve savaşçı niteliği ve hedeflerinin kapsamını azımsayan ya da görüp anlamakta zorluk çekenlerin olduğu görülüyor. Bunlardan bazısı, “Ortada önemsenecek yeni bir durum olmadığı” düşüncesindedirler. Bu gibilerin kendi aldanmaları değil ama etkiledikleri varsa eğer, asıl zararları kendi dışlarınadır. Hayır, ortada, ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun 60 ülkenin dışişleri bakanıyla yaptığı toplantıda, Trump yönetiminin karar ve çağrısına uygun şekilde “komünizme, sol teröre karşı savaş” çağrısı çıkarması gibi, zirve sonuç bildirgesinin tamamlayıcı politikası var! Kim ki, emperyalist burjuva güçlerin ilan ettikleri stratejik hedef ve ekonomik-askeri politikaların tüm dünya halklarına yönelik baskıyı takviye özelliğini görmüyor ya da örtecek lafazanlık ediyorsa, sömürülen ve ezilenlerin mücadelesine zarar veriyor olacaktır.

Şunlar açıklık göstermektedir: Bütün kapitalist ülkelerin hem kendi içlerindeki sınıflar arası hem de birbirleriyle olan ilişkileri giderek sertleşmektedir. NATO Zirvesi, hedef olarak gösterilenler de dahil başlıca emperyalist ve bağımlı kapitalist ülkeler egemen güçlerinin militarizmi öne çıkardıklarını, silah sanayisine devasa kaynak aktarımına gittiklerini; bunun sadece sömürülen ve ezilen halk kitlelerinin daha fazla yoksullaşmasına değil aynı zamanda üzerlerindeki baskının yoğunlaşmasına da yol açacağını göstermiş-ilan etmiştir. Militarizm şiddetle kademe yükseltiyor ve ekonomik uygulamalar-savaş sanayine ağırlık verilmesi, sürmekte olanlarının yanı sıra yeni ve daha büyük çaplı savaşlara hazırlığın göstergesidir. Çünkü kapitalist ilişkiler altında çıkar ve nüfus alanları üzerine sözü ve eylemi belirleyen, ekonomik, mali, askeri vb. güçtür. Günümüz dünya gerçekliğinde sadece bütün emperyalist güçler değil, onlara kıyasla daha geriden gelen Türkiye, İsrail, Hindistan gibi ülkelerin yönetimleri de bağlantı ve ilişkileri, bu yönde “değerlendirmeye” koyulmuşlardır.

Birleşmiş Milletler Örgütü türünden uluslararası kuruluşlar etkisizleşmekte; burjuva demokrasisi var olduğu ülkelerde daha fazla şekli hale gelmekte, mali sermaye ve tekellerin çıkarlarına bağlı olarak oligarşik diktatörlüklerin mali, ekonomik, siyasal, askeri ve kültürel baskısı artıp yoğunlaşmakta; işçilere, göçmenlere, kadınlara yönelik şiddet giderek artmaktadır. Baskı ve kuşatma siyaseti sadece ABD, Türkiye, Arjantin, İtalya, Macaristan, Rusya ve Ukrayna gibi bazısı fiilen savaş halindeki ülkelerde değil, Fransa, Almanya gibi ülkelerde de daha fazla görünür hale gelmiştir. Çok sayıdaki ülkede şoven gerici, faşizan ve açıkça faşist olduğunu ilan eden partilerin güç kazanmasında, bu ülkelerin devlet yönetimlerinin izlediği politika büyük rol oynamakta, ideolojik-kültürel etki gücü işleviyle kitle ilişkilerinde kolaylaştırıcı olmaktadır. Liberal reformist partiler birçok ülkede güç kaybetti. Rubio’nun ilan ettiği politika, beyaz ya da kara, yönetim saraylarında alınacak kararlar doğrultusunda polis-yargı operasyonlarıyla uygulamaya konacaktır.

Türkiye’de hemen her sabaha yeni bir polis operasyonuyla girilmesi, bu genel karakteristik özellikteki gelişmelerden bağımsız değildir. Saray iktidarı muhalif saydıklarına karşı savaşçıdır. CHP’ye karşı sürdürülen türden ‘sürek avı’ politikaları bu kapsamdadır. Mücadele edilmediği sürece hukuki-sosyal ve ekonomik hiçbir iyileştirici değişimin söz konusu olmaması; mücadele yolu seçildiğinde ise sopa, gaz ve kelepçenin devreye girmesi, tipik bir durumdur. Günümüz iktidarı bu bakımdan, bütün öncellerini yaya bırakacak maharete sahiptir. Devrimci olanın yanı sıra politikasında kısmi reformist unsurlara yer veren parti, sendika, dernek, vakıf vb. ne saldırısı günlük otomasyona bağlanmış; içeride uygulanan ve dışa yönelik politikasıyla NATO’nun stratejik sonuç bildirgesinde öngörüldüğü üzere İran ve Ukrayna’da süren savaşlarda ABD-Avrupa emperyalist güçlerinin yanında konumlanmıştır. “Süreç” sözcüğüyle farklı bir beklentiye karşılık veriyormuş gibi yaparken, demokratik talepleri “teslimiyet şartı”na bağladığını gizlememektedir.

İşçi sınıfı başta olmak üzere baskı altındaki halk kitleleri bu gelişmeler karşısında hayırhah bir tutumla davranır ya da mevcut durumdaki parçalı mücadele biçimleriyle yetinip “demokratik çözümler” için beklemede kalırlarsa yaşam koşullarını iyileştiremezler. Dünya nüfusunun yüzde 1’i 6.9 milyar insanın toplam servetinin iki katı servete sahip ise ve Türkiye’de on milyonlarca emekçi yoksulluk sınırında yaşama tutunmaya çalışılıyorsa, mali sermaye ve tekeller bu ayrıcalığın devamını ancak, tüm emekçileri yaşamın tüm alanlarında zindan koşullarında tutmakla sağlayabilirler. Tersinden bir gelişme ise, çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesini sınır alan bir tutumla sağlanamaz. Sömürü, baskı, yasak, savaş ve yıkım güçlerinin saltanatını hedefe koyan bir mücadelede birleşmeye ihtiyaç vardır. Dünya nüfusunun yarısından fazlasına ulaşmış ücretli emek gücü, bu olanağı, her bir ülkedeki kollarıyla tüm ezilenler için bir kurtuluş yolu açmak üzere kullanabilirse, emperyalist barbarlık durdurulabilir ve geri püskürtülebilir. Daha büyük savaşları, daha ağır yıkımları hemen ve kolaylıkla önlemek mümkün olmasa da, bunun başarılabilmesi için büyük tehditleri hesaba katan ciddiyet ve kararlılıkla işe girişmek mümkün ve şarttır.

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

A. Cihan Soylu

Rubio’nun ilan ettiği ve bizim ‘cephe’ye düşen!
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et