18 Haziran 2026 00:15

‘Devlet aklı’ ve bir kandırmacadan medet ummak!

Belirsizliklerden ve anlam kaymalarına olanak sağlayan söz ve açıklamalardan yarar ummanlar sadece burjuva devlet ve hükümetlerin yöneticileriyle kapitalist sömürü sistemini savunan parti ve örgütlerin şefleri olmamakla birlikte, bu alandaki mesleki ihtisas onlara aittir. Kuyuya taş atma hikayelerine, entrikalarını örten gerekçelere en fazla ihtiyaç duyanlar onlardır. 

Erdoğan iktidarı yedekliklerinden birinin, CHP’ye yönelik olanı da dahil, iktidarın saldırı politikalarına karşı gösterilen tepkilerin yaygınlaşmasını önleme hedefiyle de bağlı olan “devlet aklı” çerçevesinde süslenerek piyasaya tahvil edilen açıklaması bu türdendir.

O sözcükleri içeren açıklama yapıldı yapılalı, meslekten sosyologlar, politika ideologları, çok sayıdaki gazete yazarı, “devlet aklı” üzerine tartışmalara girişti. Saray oligarşişi bu durumu da, ‘gündem oluşturma’ mevzisinden başarı hanesine yazmış olmalı! Erdoğan iktidarının politikalarını devlet politikası kapsamında görmeyen ve sözüm ona devlet-hükümet ayrımına işaret etmek üzere devlet savunusu ve sahiplenmesini öne çıkarıp devletin millet için var olduğu yalanına imza atan liberal burjuva yazarlarının bolluğu, iletişim-propaganda bakanlığı şeflerini sevindirmiş olmalıdır. Zira onların ve kurumlarının da bileşeni oldukları devlet aygıtının ne ve kim için olduğuna dair anlam kaymalı-örtük ve müphem tonlamalar sadece güncel iktidarın burçlarında saltanat kuranlar için değil ‘yerine kurulacak’ların devlet zırhını kuşanmaları yönünden de kazanç sağlayıcı işleve sahiptir. Bir devlet erki ayrıcalığıyla kuşanmış yönetici kastın, tarihsel süreç içinde farklı biçimleriyle şekillenen bu aygıtı, yönetimleri altına aldığı kitleleri sindirmek üzere işletirken, bunun gerekliliği ve korunması politikalarını kutsayıcı bir zırh aracıyla “herkesin yararına” gösterme kurnazlığı, sadece güncel debdebeyle bağlı ihtiyaçlardan değildir. Bu ihtiyaç tarihseldir. İnsanın insan tarafından sömürülmesi ve bunun “Bir artıya el koyma” kavgası eşliğinde örgütlü biçimler almasıyla birlikte tarih sahnesine gelen devlet, günümüze dek, bir sınıf egemenliği aracı/aygıtı işlevi görmüştür. Farklı sınıflar var olduğu sürece de bu böyle olacaktır.

Türkiye’nin emekçileri, sömürülen ve ezilenler, hemen her günkü yaşamlarında, karşı karşıya geldikleri sorunlar dolayısıyla bu ilişkilerin kuşatmasındadırlar. Bu tüm kapitalist ülkelerin temel önemdeki gerçekliklerinin başında gelir. Diğerlerinden belirli bir farklılık olarak Türkiye’de “devletin kutsallığı”, “Türk devletinin ebet-müddet” kalıcılığı, devletin ve “aklı”nın her şeye kadir olduğu ve “Hikmetinden sual edilemeyeceği” söylenir. Rivayete göre bu “akıl”, “devletin ve milletin bekası” nı en önemli ve başlıca sorun olarak görmekte ve buna göre kararlar alıp uygulamaktadır. Ve denmektedir ki, “Devlet aklı tüm milletin ve ülkenin sadece güncel menfaatlerini değil geleceğini de güvenceye almak için” didinmektedir ve aynı nedenle de herkes bu “aklın yön verdiği” politika ve kararlara uymalıdır!

Amiyane deyişle ‘Zurnanın zırt dediği yer’dir burası! Devlet ve kurumları, en ilkelinden en modernine hiçbir zaman, tarihin hiçbir döneminde insan ilişkilerinden, farklı sosyal konumlara ve aynı nedenle de farklı çıkarlara sahip insan grupları-sınıflarının ilişkilerinden, bunlar arasındaki mücadelenin seyrinden bağımsız olarak ortaya çıkıp şekillenmedi ve değişim geçirmedi. İşçiler ve tüm emekçiler, devlet dendiğinde neden hep hakanların, sultanların, padişahların, kralların, prenslerin, ordu ve istihbarat örgütleri şeflerinin, kurumsallaştığı oranda bürokrasinin yönetici gücünün söz konusu olduğunu veya akla geldiğini sorguluyor olmalılar. Bu soru çünkü hemen her hak arayışı eyleminde, her direnişte, her grev girişiminde, yaşamı olanaklı kılan doğanın korunumu çabasında devlet gücüyle karşı karşıya gelme nedeniyle hep günceldir. Türkiye’nin sömürülen ve ezilenleri, devlet politikalarının devlet kurumlarını yönetenlerin politikası olduğu; bu politikanın ülkede büyük-en büyükleri başta olmak üzere sermaye sahipleriyle emek güçlerini belirli bir ücret karşılığı satanların ilişkilerinde asla ve ‘kata’ tarafsız olmayıp istisnasız tüm hallerde en zenginlerin ve zenginlerin çıkarlarını gözettiği gerçekliğiyle hemen her zaman karşı karşıyadırlar. Bu bir sapma, bir tesadüf falan olmayıp ilişkilerin ‘doğası gereği’dir-kaçınılmazlığıdır! Tekelci sermaye şirketleriyle, kapitalistlerle işçilerin ne ihtiyaçları ne öncelikleri ne de çıkarları aynıdır. Eşit haklara sahip oldukları söylemi yalandan ibarettir. Eşitlik ve özgürlük üzerine kağıt üstü lafların hiçbir geçerliliğinin olmadığının örnekleri her gün yaşanıyor. Milyar dolarlara sahip olanların, fabrika-banka-para sermaye sahipleriyle işçi ve diğer emekçilerin devleti de, devletin onlara ilişkin politikası da farklı olmakla kalmaz birbirine zıttır. Devlet aklından söz edildiğinde devleti yönetenlerin aklından söz ediliyor demektir. Devlet aygıtı, devlet erki her ne kadar bir kez oluşup ‘bir üst sınıf’ konumuna yerleştikten sonra belirli bir ayrıcalıklı konum edinmiş olsa da, devlet aygıtı tekellerin ve kapitalist şirketlerin halk kitleleri üzerindeki tahakkümünü garantiyle alma aygıtıdır. Bu aygıtı işletenler ister doğrudan doğruya mali sermaye ve tekellerin temsilcileri isterse onların çıkarlarıyla birleşenler olsunlar, içeride ve dışarıdaki politikalarında emekçilerin, sömürülen ve ezilenlerin günü ve geleceğini öncelemezler. Tarih böyle yaşandı ve ondan daha büyük öğretici yoktur. Yakın zamana bakılsın: SEKA ve TEKEL işçilerinin karşı karşıya kaldıkları uygulamalara; SOMA madencilerinin ve ailelerinin akıbetine. ÖZAK işçileri karşısındaki devlet kurumları-güçlerinin bileşik tutumuna. Ücretlerini ve fazla mesailerinin parasını almak için bile 27 gün yer altında direnmek zorunda kalan maden işçilerinin durumuna. Bunlardan öğrenmeyen ya da öğrenmek istemeyen “devlet-i ebet müddet” ve “devlet aklı” söylemiyle avunmayı sürdürebilir. Ama gerçek o ki doğada ve toplumda değişmez mutlak bir şey yoktur. Burjuva tiranlığının aygıtı olan bir yapının sonsuzca kalıcı olacağını vazeden her söylem dayanaktan yoksundur. Tüm öncelleri gibi burjuvazi ve devletinin çarkının işlemez olacağı zamanların gelmesi de bir temenniden ibaret olmayıp, insanlık tarihinin deneyimle kanıtladığı kaçınılmazlıklardan biridir.  

A. Cihan Soylu

‘Devlet aklı’ ve bir kandırmacadan medet ummak!
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et