Yalanlar gerçekleri örterse tehlike boyut kazanır
“Belirleyici olan Türkiye”, “Şefkatli dokunuş”; “En sadık olan müttefik”, “Müttefikleri cezalandırmam!”, “Brunson’u verdi!”
Bunlar, Saray havuz basınının sürmanşete çıkardığı Trump’ın ‘dokunuşları’ndan seçmeler. Öncesi var ve sonrası gelecek!
Burjuva uluslararası ilişkilerde gösterişin de ‘raconu’ da var: Osmanlı-mehteran özellikle son 25 yıldır vardı da, II. Mahmut emriyle kılıçtan geçirilenlerin ‘Bektaşi’ye sayılmasından bu yana, ‘Yeniçeriler’in taklitleriyle de olsa Saray önüne dizilişte yer almasını ‘hayra alamet’ olmasa gerek! Bir de 4 Temmuz’da ‘Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün Amerikan bayrağı renklerine büründürülmesi var ki, şölenin, DP iktidarı dönemine dek ‘kök hücre’ beslemesiyle Kore’den Ukrayna’ya yeni renklerle göz alıcı kılınması, yeni maceralara pek hevesli üyenin şanına uygun düşüyor. NATO’nun ikinci güçlü ordusuna sahip üyesi ve “stratejik sadık müttefik”in bölgedeki konumu, Ortadoğu-Kafkasya’dan Güneydoğu Asya’nın derinliklerine AB’nin ve Batı Avrupalı emperyalistlerin stratejik hedeflerine hizmet istemiyle oranlı ‘taltif edilmeleri’ hak ediyor!
NATO şefleri ve NATO’cular “güvenlik”ten, “düşman”dan, büyüyen tehdit”ten söz edip daha fazla silahlanmanın şart olduğunu söylüyor, Türkiye’nin savaş sanayi alanındaki atılımlarına övgü düzüyorlar. Erdoğan da, “zirve” öncesi açıklamasında “Avrupa-Atlantik güvenliği tarihi bir dönemeçten geçiyor. İttifakımızın bilhassa doğu ve güneydoğu sınırlarında cereyan eden savaş, kriz, terör ve düzensiz göç gibi tehditler, güvenlik anlayışımızı yeniden şekillendirmemizi gerekli kılıyor” dedi. NATO üyesi olmayıp NATO’nun Rusya’ya karşı Ukrayna’da açtığı güç savaşının palyaçoluğunu üstlenen Zelenskiy’nin toplantıya özel davetli olması, “savaş, kriz, terör” ve “güvenlik mimarisi”nin kapsama alanı ve hedeflerini gösterir işaret atışları arasında. Emperyalist şeflerle savaş dublörü Rutte, savaşı sürdürme kararlılığını Ankara’da da dile getirdiler. Erdoğan, “Mevcut jeopolitik denklemin NATO’nun üstlendiği rolün önemini artırdığını” söyledi ve “Türkiye olarak yeni dönemin ruhunu en iyi okuyan ülkelerden biriyiz” diye rol-pay denklemine işaret etti. Açıklamalar ülke ve bölge halkları için yeni yıkım politikalarını haber veriyor.
Milyarlarca insanın yoksulluğu, yüz milyonlarcasının işsiz kalışı, bir milyara yakın kişinin temiz içme suyu bile bulamaması, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana 60 milyondan fazla insanın emperyalist ve iş birlikçi yönetimler tarafından katledilmiş olması, “Küresel güvenlik sağlama” iddiasının karşı tarafında duruyor.
NATO muhipleri yalan ve karartmayla halk kitlelerini yanıltmaya çalışsalar da, NATO ve üye güçlerinin barış ve refahın değil, yıkım ve yağmanın güçleri olduğu, yakın coğrafyamızda yaşanan savaşlardaki rolleriyle kanıtlıdır. NATO ve onun yönlendirici güçleri, iki büyük dünya savaşında yaşanan toplam ölümleri aşan sayıda insanın ölümüne neden olan saldırıların sorumlularıdır. Trilyonlarca doları çekip çevirenler, sırtlarına basarak yükseldikleri insanların sefaletini, onların aldatılmışlığında güce -servete dönüştürüp saltanatlarını sürdürme kavgasındalar.
NATO’nun Türkiye muhipleri şen-şakrak. Saray rejimi, NATO toplantısını “averaj”a çevirme çabasında ve muhipler tayfası ‘İktidar benim de iktidarımdır’ anlayışıyla NATO güçlerinin Rusya-Çin karşıtı yenilenmiş mevzilenmesinde üstlenilecek rolü “Türkiye’nin kazanımı” olarak gösterme yarışındalar. Protestocular zincirlenir, yoksulluk ve yıkım örtülerle gizlenmeye çalışılırken, anlatılan ve inanılanın gerçek mi yalan mı olduğunu merak edip araştırmayan dinleyicinin, egemenin baskın gücü ve hükmünce belirlenen anlatısını ve gerekçelendirmelerini, “gerekli olan” diye algılaması şaşırtıcı olmaz. Ne ki, Türkiye’nin NATO üyeliği tarihi ise, NATO’culuğun ülkenin tüm uluslarından halkının sosyal, ekonomik, politik, hukuksal ve kültürel taleplerine karşıtlık olarak şekillendiğini kanıtlayan yüzlerce olayla örülüdür. “Savaş baronları Ankara’da” diyerek protestolar düzenleyenler, “Katil NATO-NATO’cular defolun!” haykırışlarıyla polis dayağını, kollarının kırılmasını, kalplerinin sıkışmasını, zindanlara sürüklenmeyi ve fişlenmeyi göze alanlar, karartmanın-yalanların ardındaki ve altındaki o hikayelerin açığa çıkmasını istiyor. İktidar tabyalarında yer alanlar tarafından “mızıkçı marjinal terörist” konumunda gösterilmeleri bundandır. Gerçeklerin halk kitleleri tarafından görülmesi; emperyalistler ve iş birlikçilerinin dünya, bölge ve tekil ülkeler üzerine yağma planlarını da içeren, güç oranında üstlenilen ya da verilen rollerin yenilendiği “aile fotoğrafı”yla(!) gövde gösterisinin gerisindeki büyük tehlikelerin açıklık kazanması, yalanların konforunu bozacak diye korkuyorlar. Konforu sürdürmenin başlıca aracı ise artan şekilde zor ve şiddet olmuştur.
NATO toplantısından çıkacak sonuçlarla devrimcileri sindirme operasyonlarını, kötülüğün daha fazlasına işaret saymak gerekir. İkide bir yasalardan, anayasal haklardan, seçimden söz ederek “meşru haklar”-geçerli hukuk bağlamı kurmaya çalışanlar, öncelik ABD’de olmak üzere Batılı emperyalistlerin ve NATO’nun desteğindeki çeyrek asırlık iktidarın kendini burjuva hukukuyla bağlı görmediği ve fiili baskın güç konumuyla işleri kotarmayı yönetim tarzının hakkı-hukuku saydığını görüp anlamamışlarsa eğer, daha çok kötülük görmeye ihtiyaçları var demektir. Yenilgilerden de öğreniliyor ama bunun için yanılgı devamlılığı şart değildir. ABD ve Trump’ın gücüne tapınan, “portakalcı” diye sözüm ona bir aralar aşağılamaya çalıştıkları Rutte’ye yaltaklanan, yağma olanakları devam etsin diye, polis-yargı tröstünün sürdürdüğü muhalif avlama operasyonlarına alkış tutan muhipler bandosu, daha beteri için pusu tutmuş, bastırıyor. Türkiye’nin tüm sömürülen ve ezilenleri, egemenin propagandasıyla kendilerinin yaşam koşulları arasındaki uçurumu görüp, sömürü ve baskı sisteminden kurtuluş yolunda tutunacak unsurlar bulmaya yönelmezlerse eğer, bugünkü durumdan daha kötüsüne gidiş engellenemez. İktidarın NATO şeflerini şatafatlı karşılama törenleriyle yoksulluğu ve yıkılmış yaşam alanlarını bariyerlerle gizleme ve devrimci muhalefeti sindirme operasyonları arasındaki zıtlık sorgulanmalıdır. Konsolidasyon üretici rıza malzeme azalmış ve zor kullanımındaki yoğunlaşmanın şiddet dozu artıyorsa, bunun darbelerini sadece mücadelede ileri çıkanlar almazlar, kitlelerin daha geniş kesimlerinin daha beter olan duruma mahkum kılınmalarının yolu da açılmış olur. Bu yolun kapatılması gerekiyor.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et