2 Temmuz 2026 00:16

NATO’cular, bağımlılık ve halk!

74 yıllık NATO’culuk, Truman Doktrini-Marshall Planı, Demokrat Partinin kuruluşu ve iktidarı, Bayar-Menderes diktatörlüğü ve Amerikan mandasında Kore’ye asker çıkarma, “Kore Gazisi” etiketli sahte kahramanlık söylemleri, Bağdat Paktı-SEATO, Yeşil Kuşak Çevirmesi, “Atlantik’ten Çin Seddine büyük Türk dünyası” söylemi, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri cuntalarının ‘Amerikan çocukları’, Büyük Ortadoğu (bir süre sonra ‘Genişletilmiş’ dendi) ve Kuzey Afrika projesinde eş başkanlık; şecere uzanır gelir bugüne. “Devlette devamlılık esastır!” demişti birileri; öyledir. Çarkı çevirenler değişebilir, aygıt, sınıf karşıtları tarafından, üzerinde yükseldiği zeminiyle birlikte tarihin çöplüğüne süpürülene dek işlemeye devam eder.

NATO’culuk, Batılı kimi emperyalist şeflerin ‘asap bozukluğu’ nedeniyle ara sıra ‘büyük efendi bu kadarı da fazla’ türü itirazlarla etki gücü talebinde bulunmalarına rağmen, en belirgin biçimiyle ve reddedilemeyecek kanıtlarıyla görülebilir olduğu üzere öncelikle Amerikancılıktır. Amerikan emperyalist stratejisince belirlenmiş savaş ve kuşatma; çökertme ve bağımlılaştırma doktrini, onun bileşik yıldız etiketinde üye devletleri hizalandıragelmiştir. “Avrupa NATO’su”, “beyin ölümü” zevzekliğine rağmen, Fransa gibi nükleer silah sahibi olanları da dahil dönüp Pentagon-Beyaz Saray ofis halılarına yüz sürmekten geri kalmamışlardır.

Kuşkusuz bu durum ve bağlantılar değişmez olarak hep ve her zaman böyle gidecek değildir. Emperyalistler arası pazar ve etki alanları kavgası sadece Rusya ve Çin’e karşı sürdürülmüyor. Birlikte hareket edenlerin düşmanlaştıkları daha önce de görüldü. Mali sermaye ve tekellerin hakim olduğu dünya pazarlarında, teknolojinin muazzam ilerleme gösterdiği zamanlarda, ağır tahribatlara yol açan savaşların süpersonik uçaklar ve füzelerle yapılır hale geldiği koşullarda rekabetin daha ‘acımasız’ biçimleriyle sürmesi kaçınılmazdır. Ama mevcut durum ve konjonktürel aktiviteler de önemlidir ve bunlar, halihazırda Batılı emperyalistlerle iş birlikçisi burjuva devletlerini ‘bağlayıcı merkez’in adresini büyük harflerle ABD diye bildirmektedir. Silahlanma harcamalarına kota koyuculuk, “Koruma yapmam ha!” tehditleri, “Sıkıysa gidin Rusya ile savaşın!” mealindeki aşağılamalar, “gerileme” teorisi kurmak için kanıt yığınağı oluşturmaya çalışanlar açısından da hafifsenemez spesifik durum işaretleridir. Dünyanın en büyük ekonomik ve askeri gücü, izlediği politikalarla Kanada-Meksika-Venezula-Küba’dan Ortadoğu ve Afrika’ya farklı müdahale biçimleriyle, Ukrayna’da Rusya’ya karşı savaş tahkimat gücü olarak ve Çin’i en büyük tehdit saydığını ilan edip ona karşı hemen her alanda güç ve olanak yığmaya girişerek, dünya halkları aleyhine gelişmelerin en büyük gücü olmaya da devam ediyor.

74 yıldır NATO’culuk yapan ve “NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip olmak”la övünenlerin aynı zamanda ABD emperyalizminin “stratejik müttefiki olma” konumuna yerleşenler olmalarının “hikmetihakikati”nde o düşmanlık işlevi de icra edilmiştir. NATO’cu ve ABD’ci olup kendi ülkelerinin ve başka ülkelerin halkları aleyhine politikalar izlememek olanaksızdır. Günümüz Türk burjuva devlet yönetimi bu alanda oldukça yetenek göstermiştir ama bu özellik sadece ona has değildir. Yugoslavya, Libya, Suriye, Irak, Afganistan ve İran’da yaşananlarda NATO üyesi devletlerin pay edilmiş sorumlulukları -İspanya’nın topraklarını İran karşıtı savaşta kullandırmaması dışta tutulursa- belgelidir. Ama NATO ve kumanda merkezindeki ABD’nin tüm bu zamanlar boyunca koruduğu bir üye ülke ya da başkacası yoktur. Filistin’in işgali ve halkının siyonist barbarlık tarafından katledilmesine İslamcılığı politik sömürü malzemesi yapan Türk devlet yönetimi dahil NATO’cular engel olmamıştır. El Kaide ve IŞİD’in örgütlendirilmesinde baş failler NATO devletleri olmuştur. Ukrayna’daki icraatları ise “koruma” falan olmayıp Rusya’ya karşı savaşmanın farklı biçim ve araçlarla sürdürülmesinden ibarettir. NATO’nun ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Türkiye gibi üye ülkeleri, Rusya’nın yenilgiye uğratılması için, fiilen savaş ilan etmeksizin ve ordularını seferber etmeden ‘savaşmakta’dırlar!

Burjuva devletleri ve halklar; öncelikle işçi sınıfı ve kapitalistler arası uzlaşmaz çelişkileri nedeniyle karşıtlık konumunda bulunurlar. NATO’cu burjuva devlet ve hükümetleri ittifak halinde olsunlar ya da olmasınlar işçi sınıfı ve ezilen halkların aleyhine politikaların uygulayıcılarıdır. İttifakları tekil üyelerin devlet iktidarına destek demektir ve NATO, başta ABD olmak üzere, tüm tarihi boyunca ve etkili olabildiği tüm ülkelerde kontra güçler ve iş birlikçi yönetimler eliyle işçi sınıfı-emekçi örgütlenmesine ve mücadelenin bir devrim yönünde gelişmesine karşı caniyane operasyonlardan geri durmamıştır. Cuntalar, faşist yönetimler onun karargahınca desteklenmiş, izlenecek ekonomi-politik ve askeri siyasete yön verilmiştir.

Türkiye’de yapılacak “zirve”den, bugüne dek üslendiği ve faili olduğu yıkıcı-savaş üretici ve kolonileştirici politikaların savaş teknolojisinin en son ürünleri desteğinde üye ülkelere dikte edilmesi ve özel olarak da Türkiye’nin jeostratejik geniş bölgesinde daha etkin politikalara yönlendirilmesi ve bu yönde takviye edilmesinin önemli bir sonuç olarak çıkması, kuvvetle muhtemeldir.

Ankara zirvesinin önümüzdeki dönemin “güvenlik stratejisi”nin belirlenmesi ve “NATO’nun yeni döneminin yol haritasını belirleyecek kritik bir eşik” olarak gösterilmesi, Türkiye’nin savaş teknolojisindeki ‘atılımları’na işaretle bunun sürdürülmesinin önemine yapılan vurgular, bu yöndeki göstergeler arasındadır. Erdoğan, “Avrupa-Atlantik güvenliği tarihi bir dönemeçten geçiyor. İttifakımızın bilhassa doğu ve güneydoğu sınırlarında cereyan eden savaş, kriz, terör ve düzensiz göç gibi tehditler, güvenlik anlayışımızı yeniden şekillendirmemizi gerekli kılıyor” der ve NATO’nun caydırıcılığını muhafaza etmesini, müttefikler arasındaki dayanışmanın tahkimini isterken, üstlenilen görevlere bağlılık kararlılığını da vurgulamış oluyor.

Böylesi bir dönemde, böylesi bağlılığı kanıtlayanların yönetimde oldukları bir devlet-hükümet politikasının sürdürülmesi NATO-ABD ve iş birlikçilerinin uzlaşı noktalarından biridir ve Türkiye’de CHP’ye yönelik olanı da dahil sürdürülen operasyonlar bu politikadan bağımsız değildir. NATO’culuk, burjuva siyasal bağımsızlığın da engelidir. ABD emperyalizmi karşıtlığını emperyalizm ve NATO karşıtlığına genişletmeyenler Türkiye’de burjuva demokratik içerikte bir değişimi dahi sağlayamazlar. NATO’dan çıkılması, Amerikan emperyalizmi başta olmak üzere emperyalistlerle ikili ve çok yönlü bağlılık anlaşmalarının iptali, ABD ve NATO üslerinin kapatılması Türkiye’nin tüm ulusları ve ulusal topluluklarından sömürülen ve ezilenlerinin sadece yararına değil, kurtuluşları yönündeki mücadelenin ilerlemesi açısından da gerekliliğidir. Emperyalistlerle herhangi türden yedeklenmiş politikaların halkların düşmanı olduğunu, yakın tarihin tüm önemli uluslararası gelişmeleri göstermiştir.

A. Cihan Soylu

NATO’cular, bağımlılık ve halk!
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et