16 Temmuz 2026 00:11

Yepyeni değilse de yeni bir dönemdeyiz!

Bazı gelişmeler, bazı olaylar, bazı anlaşmalar, yıkıcı ya da ilerletici işlevleriyle günceli değil sadece geleceği de -bu yakın, orta ya da uzak bir süreç olabilir- etkileyecek işlev gösterirler. Yaşanılan döneme dek olanı aşma potansiyel ve hedefleriyle toplumların tarihinde derin izler bırakma olasılığı, -geçmişte kalan(lar) ne denli tehlikeli ya da yapıcı olmuş olurlarsa olsunlar- çok daha belirgin ve fazladır.

NATO’nun Ankara’daki 36. Zirvesi bu güç ve potansiyele sahip gelişmelerden sayılmalıdır: Üzerine çok sayıda açıklama yapılmasına, çok sayıda makale yazılmasına rağmen, okur açısından sıkıcı olma olasılığı da göze alınarak tartışılmaya devam ediliyor olması, ABD ve Avrupalı emperyalist-kapitalist güçlerin öncülüğünde ilan edilen strateji ve politikaların, dünya halklarının günümüzdeki ve yakın-orta gelecekteki yaşamına barbarca tehditleri içeriyor olmasıdır. Her kim, ‘zirvenin sonuç bildirgesinde Rusya’nın düşman gösterilip Çin’in hedef olarak işaret edilmesine, İran’a ABD-İsrail saldırılarının devamına itiraz edilmemiş olmasına ve Ukrayna’da Rusya’ya karşı daha aktif daha doğrudan savaş politikasının benimsenmesine rağmen, ‘savunma ihtiyacı, barış ve istikrar’ beklentisinde ise, zararını tüm dünya emekçilerinin çekeceği yanılgı içinde olacaktır. NATO’nun yürütücü kuvvetlerine komuta edenler durmaksızın savaş ve silahlanmadan söz etmektedirler. “Savunma” kavramı, işçiler ve diğer emekçiler savaş histerilerini fark etmesinler diye kullanılıyor. Hepsinden daha pervasız olan Trump, savunma bakanlığının adını boşuna savaş bakanlığı olarak değiştirmedi. NATO zirvesi sonuç bildirgesinde, “Birliğimiz, dayanışmamız ve ortak gücümüz; özgür ve demokratik uluslardan oluşan ittifakımızdaki 1 milyar vatandaşın barışının, güvenliğinin ve refahının temelini oluşturmaya devam ediyor” deniyor. 8 milyarın 1 milyarından söz ediyorlar. O da yalan: Yugoslavya’yı parçalayanlar, Libya’yı yağmaya açanlar, Afganistan halkını Taliban’ın barbarlığına teslim edenler, Suriye’de HTŞ çetelerini devlete yönetici yapanlar, Irak’ı yakıp yıkan ve İran’ı düşürmeye çalışanlar, tüm bunları ne özgürlük ne de demokrasi için yaptılar. Pazarları, kaynakları, denizleri ve kara sularını, ulaşım yolları ve kanallarını, değerli maden ve metalleri ele geçirmek için saldırıyor, yıkıp yağmalıyor, anlaşmalar dayatıyor ve sonra da savunmadan, güvenlikten, özgürlüktün söz ediyorlar. Toplamında 1 trilyon 250 milyar dolarlık silah yatırımına yönelen ve savaş sanayisini durmaksızın güçlendirenler, Amerikan ve Alman savaş bakanlarıyla Von Der Leyen ve Rutte gibi savaş histerisiyle yatıp kalkanlar, dünya halklarının kapitalist barbarlık sistemine yönelecek mücadelesinin gelişmemesi için, Rusya ve Çin ile rekabetlerini “ittifakın güvenliği” ve “Ukrayna’nın özgürlüğü” martavalıyla örtme çabasındalar. “Geleceği inşa ediyoruz” derken, geleceği karanlığa sürükleme stratejilerinden söz ediyorlar. “Daha güçlü bir NATO” kimin için? NATO üyesi ülkelerin halkları bu gücün zorba baskı ve saldırılarından başka bir yarar görmemiştir. Sırp-Hırvat ve Boşnakları birbirlerine kırdıran bu NATO’cular değil miydi?

Türkiye’nin, ulusal ve inançsal ayrımsız tüm emekçilerinin, emperyalistlerle iş birlikçilerinin mali sermaye ve tekellerin çıkarları için nükleer, konvansiyonel ve füze savunma sistemlerini geliştirip uzayı da kullanarak rakip emperyalistlerle ya da gelişmelerin tetikleyeceği kendi iç çatışmalarında üstün gelmelerinden bir yararı olmayacaktır, yoktur. Günümüze dek olduğu üzere tekelci burjuvazinin ve yönlendiriciliğindeki savaş aygıtının güçlenmesi yıkım, ölüm, pahalılık, yoksulluk üretmiştir. “Muharebe üstünlüğü”, yüksek yıkım gücüne sahip füze ve süpersonik araçlar, yapay zeka teknolojisinin savaşlar için daha etkin tarzda kullanılması, işçi sınıfı ve kent ile kırın yoksullarını ihya etmez. Olsa olsa, sömürülen sınıf kendi için ayağa kalktığında bu silahlar ona döner. Bundandır ki aldanmamak, sermaye cephesinden yapılan açıklamaların gizlediği gerçekleri görmeye çalışmak önemlidir.

Hal böyleyken, Türkiye’yi yönetenler ve onların oluşturduğu yağma denizinde servet yığanlar, Türkiye’nin “Büyük güçler sınıfına yükseldiğini” söyleyip kitleleri, tekelci iktidar aygıtının güçlenmesini sevinç naralarıyla karşılamaya çağırıyorlar. Son zamanların “devlet aklı” payesine sahip Bahçeli, Türkiye’nin, “NATO’da tarihi birikimi, siyasi iradesi ve milli kudretiyle yeni dönemin kurucu aktörlerinden biri haline” geldiğini ileri sürer ve NATO güçlerinin savaş sanayisinden daha fazla yararlandırılmayı hak ettiğini söylerken, bu beklentiyi ifade etmiştir.

Çok nettir ve bütün üye ülkelerde değil sadece diğerlerinde de daha baskıcı ve militarist siyasetleri çağırıcı olan 36. NATO Zirvesi, aldığı kararlarla, gösterdiği hedeflerle, girişmekte olduğu yeni hamlelerle dünya halklarının karşı karşıya olduğu tehlike ve tehditleri büyütme işlevine sahiptir. İşçi sınıfı, kent-kır emekçileri, sermaye ve burjuva iktidarları karşıtı mücadelenin tüm güçleri mücadele taktiklerini ve örgütlenme politikalarını bu durumun farkında olarak belirlemek ve şekillendirmek durumundadırlar. Yepyeni değilse de yeni bir dönemdeyiz!

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

A. Cihan Soylu

Yepyeni değilse de yeni bir dönemdeyiz!
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et