4 Haziran 2026 00:20

Türkiye’nin siyaset sahnesi, yapısal krizlerin ve derin toplumsal sorunların üzerini örtmekte mahir olan siyasi krizler üretme konusunda köklü bir geleneğe sahip. Son dönemde CHP’ye yönelik ortaya atılan “mutlak butlan” kararı ve bunun etrafında koparılan fırtına, bu geleneğin en taze ve en çarpıcı örneklerinden birisi. Egemen siyasi akıl ne zaman köşeye sıkışsa ya da halkın temel talepleri ve itirazları gündeme gelse, rafa kaldırılmış hukuki tartışmalar aniden ülkenin tek gündemi haline getirilebiliyor.

Siyasal alanda her geçen gün yeni gerilimler üreten “mutlak butlan” tartışmaları tabandaki sosyolojik çöküşü gizlemeye yetmiyor. Nitekim geniş halk kitlelerinin mutlak ve kaçınılmaz gerçeği; her gün çarşıda pazarda karşılaşılan fiyat artışlarında, derinleşen barınma krizinde ve halkın en temel yaşam standartlarını sarsan ağır ekonomik yapısal sorunlarda somutlaşıyor.

Burada karşımıza çıkan tablo, kuşkusuz sadece bir gündem değiştirme taktiği değil; siyasi kriz ile ekonomik krizin birbirini beslediği tehlikeli bir tıkanmaya işaret ediyor. “Mutlak butlan” hamlesi, egemen siyasetin kendi içindeki sıkışmışlığını ve kurumsal meşruiyet krizini yansıtan önemli bir eşik aynı zamanda. Dolayısıyla halk, bir yandan kurumsal siyasetin tasfiyesi üzerinden siyasi olarak nefessiz bırakılmak istenirken, diğer yandan son yılların en derin “geçim krizi”nin ortasında yaşam mücadelesi verecek şekilde büyük bir ekonomik kıskaca alınıyor.

Yıllık gıda enflasyonunun yüzde 35 seviyelerine demirlemesi ve tüketici enflasyonunun en büyük tetikleyicisinin gıda grubu olması, ülkede kelimenin tam anlamıyla bir “mutfak yangını” yaşandığını gösteriyor. Yoksul halkın harcamaları içinde en büyük kalemlerden birisini oluşturan gıdadaki fiyat artışları, sadece yoksullaşmayı değil, aynı zamanda ciddi bir beslenme (daha doğrusu beslenememe) krizinin yaşandığını da gözler önüne seriyor. Nitekim TÜİK’in son verilerine göre, düşük gelirli aileler barınma masraflarını karşılayabilmek için temel gıda tüketimlerinden kısmak zorunda kalıyor.

TÜİK, ekonominin 2026 yılının ilk çeyreğinde yüzde 2.5 büyüdüğünü açıkladı. Ancak bir önceki çeyreğe göre kaydedilen binde birlik (yüzde 0.1) kımıldama, ekonomik faaliyetlerin çeyreklik bazda durma noktasına geldiğini gösteriyor. Bu durumun en tehlikeli sinyali ise ekonominin üretim omurgasını oluşturan sanayi sektörünün binde 8 (yüzde 0.8) oranında daralmış olması. Üretmeyen, sanayisi küçülen bir ülkede hane halkı tüketim harcamalarının yüzde 4.8 artması, sadece “tüketerek” büyüyen bir ekonominin halka daha çok borçlanma ve sefalet getirmesi kaçınılmaz.

Kuşkusuz, ana muhalefet partisinin hukuki meşruiyetini ve ülkenin rejim dinamiklerini doğrudan ilgilendiren butlan tartışması, demokratik sistem ve anayasal düzen açısından göz ardı edilemeyecek kadar ağır sonuçlar doğurabilir. Ancak bütün dikkatlerin buraya yönelmesinin; iktidarın tüm bu yaşananlardaki rolünün geri plana itilmesine ve uzun süredir yaşanan yapısal sorunların üzerinin örtülmesine izin verilmemeli.

“Mutlak butlan” tartışmalarında dikkat edilmesi gereken asıl tehlike, yaşanan siyasi krizin, ekonomik çöküşü perdelemek adına bir siyasi paravan olarak da kullanılmak istenmesidir. Uzun süredir kontrolsüzce tırmanan kira fiyatlarındaki artışla derinleşen barınma krizi, yüksek faizlerle halkı esir alan kredi ve kredi kartı borçları, çığ gibi büyüyen işsizlik ve tüm bu yaşananlara zemin hazırlayan hukuksuzluk sarmalı tek bir gerçeğe işaret ediyor: Bugün çözül(e)meyen geçim sıkıntısı, yarın geri dönülemez ve çok daha yıkıcı bir toplumsal buhrana dönüşebilir.

Erkan Aydoğanoğlu

Mutlak gündem
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et