18 Haziran 2026 00:10

Türkiye’de geniş halk kitleleri, uzun süredir sırtına binen ağır yükler nedeniyle tarihinin en yıpratıcı ve zor zamanlarından birini yaşıyor. 2026 yılının ortasına geldiğimiz bugünlerde, özellikle dar ve sabit gelirli milyonlar açısından hayatı idame ettirmek her geçen gün daha da zorlaşıyor.

Gıda, barınma ve ulaşım gibi en temel ihtiyaçlara erişmek bile başlı başına bir mücadele gerektiriyor. Asgari ücretle ya da onun biraz üzerindeki maaşlarla hayatta kalmaya çalışan milyonlarca insan, her ay bütçelerinde adeta imkansızı başarmak, ekonomik mucizeler yaratmak zorunda kalıyorlar.

Erdoğan-Şimşek ekonomi programlarının faturası, çarşı ve pazardaki fahiş fiyat artışlarıyla doğrudan doğruya emeğiyle geçinen kitlenin sırtına yüklenmiş durumda. Milyonlarca işçinin karşı karşıya kaldığı bu ağır tablonun arkasında sinsi bir sömürü çarkı işletiliyor. Ücretli emekçiler, uzun süredir emeğin sistematik olarak mülksüzleştirildiği finansallaşmış bir emek rejiminin kıskacında. İktidarın enflasyonu sinsi bir servet transferi aracı olarak kullanması ve ücretleri bilinçli şekilde bastırması, bu sömürü çarkının en net göstergesi.

Enflasyonun sadece bir fiyat artışı değil, aynı zamanda bir “gelir erozyonu” mekanizması olarak işlemesi, tüm ücretlilerin bu süreçten en sert şekilde etkilendiğini ortaya koyuyor. Gerçek enflasyonun ücret artışlarının çok üzerinde seyretmesi reel ücretlerde keskin bir düşüşe neden olurken, uluslararası çalışmalar da Türkiye’de reel ücretlerin son yıllarda dünyada en çok düşen ücretler arasında olduğunu doğruluyor.

Gelirlerin giderleri karşılayamaması nedeniyle geniş kitleler geçinebilmek için finansal sistem tarafından adeta rehin alınmış durumdalar. Güncel verilere göre, yüksek faiz oranlarına rağmen bireysel borçlanma hızı son bir yıl içinde belirgin şekilde artmaya devam etmiş. Bir yılda bireysel kredi kartları yıllık bazda yüzde 50’yi aşan keskin bir artış göstermiş. Faiz oranları çok yüksek olmasına rağmen tüketici ve ihtiyaç kredileri ise yine yüzde 50’ye yakın oranlarda artmış ve toplam bireysel borç hacmi rekor kırarak 6.4 trilyon TL’yi aşmış.

Hane halkı kredi ve kredi kartı borcunun üçte ikisi doğrudan gıda, fatura ve kira ödemeleri gibi en temel yaşam giderleri için kullanılıyor. Yani insanlar lüks tüketimden değil, aç kalmamak, evsiz kalmamak için borçlanıyor. Bireysel kredilerde ve özellikle kredi kartlarında tasfiye olunacak (takipteki) alacaklar, son bir yılda kredi hacmindeki büyüme hızını geride bırakarak yüzde 75 ile yüzde 83 arasında dramatik bir artış göstermiş olması ayrıca dikkat çekici. Bu çarpıcı veri, borçlanmanın bir tercih olmaktan çıkıp zorunluluk haline geldiğini gösteriyor.

Yüksek faize rağmen borçlanma oranlarındaki zorunlu artışın sürmesi, ekonomik açıdan rasyonel bir tüketici tercihini değil, milyonlarca emekçi açısından tamamen bir “hayatta kalma” mücadelesini yansıtıyor.

Maaşı yetmediği için yüksek faizleri göze alıp çaresizce bankalara sığınan milyonlar, aslında henüz kazanmadıkları gelecekteki maaşlarını ve emeklerini şimdiden ipotek ettirmiş oluyorlar. Borçlanmadaki bu kontrolsüz patlama ve çığ gibi büyüyen icra takipleri, halkın dayanacak gücünün kalmadığını net bir şekilde gösteriyor. Zengini daha zengin ederek halkı boğazına kadar borca boğan mevcut modelin kısa süre içinde duvara toslaması kaçınılmaz görünüyor.

Erkan Aydoğanoğlu

Hayatta kalma mücadelesi
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et