Sistem mi, hedef mi!
Dünyanın bir numaralı ekonomisinin başkanı, hatta NATO’nun en büyük ordusunun komutanı olan Başkan Trump giderek siyasetteki ağırlığını kaybediyor. Sanırım, diktatör heveslilerinin dönemi kapanıyor; haydi hayırlısı! Tüm dünya patronluğu ukalalığına rağmen Trump balonunu söndüren ülkenin yerleşik sistemi oldu; çünkü kurulu sistem anayasaya yeminle işbaşına gelen siyasiye sistemle çıkarına göre oynama izni vermedi. Çünkü ülkede kurumlar var ve bunlar birbirinden, hatta siyasetten bağımsız çalışabilmektedir. Trump’ın bütün çabalarına rağmen, siyasi zemin ayağının altında kaymaktadır. Zaten işlerin beklendiği gibi gitmediğini gördüğünde Trump, anayasayı değiştirmeye değil, hızını yavaşlatmaya yöneldi. Nitekim İran’a saldırısını da sıcak çatışma olmaktan çıkartıp, Hürmüz Boğazı çekişmesine ve karşılıklı mesajlaşmalara döktü. Devasa teknoloji firmalarına hukuksal ve mali alanlar açarak iktidara gelmiş olan Trump döneminin devamına söz konusu kuruluşların da nefesinin yetmediği anlaşılmaktadır. Trump’ın beka hırsı, sistemin çarklarına takılarak çöküyor.
Peki, Trump Senatoda ağırlığını yitirse, hatta belki de gelecek dönem, hakkı var mı, bilemiyorum, başkanlığını yitirse de uluslararası ilişkilerde ve kişisel ilişkilerde acaba ne değişir? Trump’ın başkanlığının sonlanması ABD dış politikasının değişeceği anlamına gelebilir mi? İç politikada, yabancılara karşı, özellikle yabancı öğrencilere karşı olma politikasında, ya da genel toplumsal yaşam standardı gibi bazı konularda değişiklikler olabilir, fakat konu dış politikaya evrildiğinde, ilişkiler ve politikalarda pek bir değişikliğin olmasını beklememeliyiz. ABD gibi büyük bir devletin, dünya yönetimine başat bir devletin dış politikası kısa sürelerle koltuğu işgal eden siyasilerin kişisel görüşlerine, ya da kaprislerine bağlı değildir, olamaz. Böylesi devletlerin dış politikaları çeşitli bakanlıklar (devlet sekretaryaları) ve düşünce kuruluşları tarafından yapılan çalışmalar, hatta kamuoyunun da görüşlerinin alındığı anket çalışmaları ile güçlendirilerek çizilen uzun vadeli politikalarla belirlenir. Zira büyük devletler dünya politikasında belirleyici olarak, deniz feneri gibi her an tüm dünyayı tarayarak, ülke çıkarına uygun dış politikanın belirlenmesi yoluna giderler. O nedenledir ki, bazen Demokrat aday, bazen Cumhuriyetçi aday, ya da bazen vitrin değiştirilircesine zenci kökenli bir aday başkan koltuğuna otursa da dış politikada kayda değer fazla bir değişiklik olamaz. Evet, ABD bir başkanlık rejimidir, fakat başkan sisteme değil, sistem başkana başattır!
Başkan değişimi sonucunda ABD dış politikasında fazla bir değişiklik beklenmemekle beraber, bazı konularda ve/veya bağlantılarda ufak çaplı değişiklikler doğal olarak yaşanabilir. Acaba, bu bağlamda ABD Türkiye ilişkisi, ya da ABD İsrail ilişkilerinde kayda değer değişiklikler olabilir mi? Önce ABD Türkiye ilişkisine bakacak olursak, vitrinde değişiklikler olabilir; en uç durumda, ABD’de yeni bir başkan olması halinde, başkanlar birbirine dostum ya da çok seviyorum gibi laubali hitap kelimeleri kullanmaz, birbirini yağlamazlar, ya da ciddi toplantılarda birbirinin koluna girmezler. Ancak genel dış politikalarda asla büyük değişiklikler olamaz. Tüm yakışıksız ve gereksiz samimiyet şovlarına rağmen, Rahip Brunson bir cümlede geri alınmadı mı, ancak buna karşılık aylarca yapılan müzakerelerde F-35 hâlâ ortada yok! Sürece daha geniş ekrandan bakarsak, Ortadoğu’nun şekillendirilmesi, Kürt halkına ABD denetiminde bir devlet kurgusu, hem ABD’nin Ortadoğu ayağına hakimiyet açısından, hem de İsrail’in güvencesi açısından gelip-geçici başkana bağlı bir süreç olmayıp, ABD dış politikasına bağlı uzun erimli bir süreç olarak bireysel değil, devletsel düzeyde görülmelidir. Benzer şekilde ABD İsrail ilişkisi de aynı düzeyde ele alınmalıdır. Ancak, devlet başkanlarının görüşme ve konuşmalarının şekli ve tonu farklı olabilir ki, bu durum ülkeler arası ana politikanın yönünü ve sonucunu büyük çapta etkileyemez. Ne var ki, örneğin bir ülke devlet başkanının herhangi bir uluslararası kongrede Trump’la aynı karede gözükmesi, ya da kol kola görülmesi, dış politika diline aşina olmayan bir ülke halkı açısından olumlu görülebilir, fakat F-35 uçaklarını bir türlü alamamamız gibi, ülkenin dış politikasını olumlu ya da olumsuz etkileyemez: Ancak, bir çevresel ülke başkanının Trump’la yakın ilişkide görülmesi yerli-yersiz şekilde ülke başkanının halkı nezdinde anlamsız değer kazanmasına, hatta bu durumun ilk seçimlere yansımasına dahi yol açabilir. Bu tür ufak değişiklikler ancak çevresel konumlu gelişmekte olan ülkelerde siyasete adeta futbol bağımlılığı aşkı ile bakan halk topluluklarında görülebilir. İsrail-ABD ilişkisi ise Türkiye-ABD ilişkisinden çok farklı etkilenir, çünkü İsrail’in ABD lobisi ve çeşitli ABD kurumlarındaki hakimiyeti ülkeler arası ilişkilerin salt başkanlar düzeyinde oluşmasından çok daha derinlerdedir.
Konuyu salt ABD’de iç siyaset açısından bakarsak, görebiliyoruz ki, ABD’de kadim anayasayı değiştirmeye kimse kalkmadığı gibi, anayasaya uymamaya da en azından daha geri ülkelerde görüldüğü gibi kimse cesaret dahi edememektedir. Burada konuyu, ulus devlet olma ve toplumsallaşma derecesi ve halkın bilinç düzeyinin belirlediğini not etmeliyiz. Evet, geçen seçimde, dijital şirketlerin içine düştükleri sıkıntılar ve ABD Çin çekişmesi bağlamında Trump gibi patavatsız bir adamı gerektiriyordu kapitalist sistem. Fakat, Trump çizgiyi aşıp petrol fiyatlarının yükselmesine, anlamsız gümrük tarife değişikliklerinin olumsuz etkilerine, İran’la gereksiz ve haksız savaşa sürüklenerek hem İran’a hem de Çin’e karşı durumunun faş edilmesine yol açması sonunu getirirken, anayasayı değiştirmek ya da ülkede kargaşa çıkartarak sıkı yönetim benzeri bir idari sistem oluşturarak seçimleri aslıya almak aklına dahi gelmemiştir, gelemezdi de! İşte, siyasinin beka hedefini baskılayan ve önleyen ülkenin kavi sistemi!
ABD’de yaşananlar, Trump ve avanesi açısından ne denli hayırlıdır, bilemem; ancak bu gelişme bir şey gösterdi ki, ülkelerin yönetsel kurumları ve bunları şekillendiren ve işleyiş kurallarını ortaya koyan hukuk kuralları ne denli objektif ve dokunulmaz olursa, siyasi iktidarların da o denli usullü davranması gündemde olur. İşler bir ara çizgiden çıksa da, sonunda yola girer! Aksi halde, işbaşına gelen siyasetçi oluşturulmuş siyasal ve kamusal yöntemlere riayet etmeyip, tüm yönetimi elinde toplamaya kalkar, bir bakıma manuel yönetim yoluna girerse, önce kendi hırsına mağlup olarak kendisini ve çevresini yakar, saniyen aynı süreçte ülkenin siyasal geleneğine, hatta tümüne büyük zarar verebilir. Bir insanın, hangi mevki ve kademede olursa olsun, en büyük düşmanı aklının önüne geçen hırsı, ihtirası, kini ve bir türlü doymak bilmeyen arzularıdır. Trump da bu tanım dışında değildir, fakat onun makul yoldan sapmamasına sebep olan oturmuş olan sistemsel yapıdır. O sistemsel kavi yapıdır ki, hem ülkenin demokratik geleneğini, hem de Trump’ı kurtarmaktadır. O nedenledir ki, siyasete ve her işte hedeflenen sonuca sistemi dışlayarak, manuel ve kısa yoldan ulaşılmaya çalışılması değil, oturmuş usullerle gidilmesi vazgeçilmez altın kuraldır.
Anayasa değişikliği meselesi ülkelerin gelişmişliği, oturmuşluğu ile yakından ilgili çok önemli bir göstergedir. Anayasa değişim sıklığı ülkelerin gelişmemiş olduğu, idari sistemlerinin oturmamış olduğu ve halkları arasında ulusal çimentoda birleşmenin henüz gerçekleşememiş olduğunun önemli göstergeleridir. ABD anayasa tarihi kısaca 1780’lere dayanır ve aradan bu kadar zaman geçmiş olarak kimsenin akına yeni bir anayasa yapalım diye şeytani bir fikir gelmez. İngiltere’ye baktığımızda yazılı bir anayasası dahi olmamakla beraber, İngiltere’nin bir anayasal devlet olduğu dünyaca malumdur. Aşağı yukarı bütün büyük devletlerin durumu buna benzer. Ama henüz kabile rejiminden kurtulamamış, kamu alanını çeşitli çıkar gruplarının menfaat soğurtma alanı olarak gören yönetim uygulamaları, saygın olamadıkları gibi, iktidara gelirken var olan anayasaya göre yemin etmiş olmalarına rağmen, adeta bir yaşam mücadelesi verir gibi, ülkenin değil siyasi çevrenin bekası uğruna yeni anayasa peşinde koşabilmektedirler. Anayasayı tiyatro senaryosu gibi istenen sahnede değiştirebileceğini aklına koyan, bu cahil-cinliğine hukuk ulemasının da fetva vermesi durumunda, Trump’ın başına gelenin başka ülkelerde de olacağını beklemek, olmayacak duaya amin demekten farksızdır!
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et