Dincilerin yeni dünyada misyonu!
Türkiye’nin başına dinciliğin musallat edilmesinde içte siyasilerin siyasi amaçları ile ilgili önemli rol alanlar olmuşsa da, bu rolün belirlenmesi ve Türkiye’ye yedirilmesinde başta ABD olmak üzere Hristiyan-kapitalist blokun çok önemli stratejik planlamasının sonucu olduğunu kabul etmek gerekir. Bu stratejik planlama, Sovyetler’in Afganistan’ı işgali ile oluşturulan “Yeşil Kuşak” tezinin, Sovyetler’in dağılması ile “Alnın Secdeye Değmesi Tezi” ile ikamesinin sonucu olarak görülmelidir. Bilindiği üzere, Samuel P. Huntington’un 1996 yılında yazdığı “Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması” adlı eserinin yayınlanmasından sonra, konu daha çok dinler çatışması şeklinde ele alınmış olup, adeta Hristiyan-İslâm çatışması anlayışına yıkılmıştır. Bu sav, adeta geçmişin Haçlı Seferleri macerasının, günümüzde karşıt dinsel grupların karşılıklı mücadeleye evirilmesi anlamına gelir. Eğer bu sav doğru ise, o zaman Hristiyan dünyasının, daha doğrusu Hristiyan inancını bünyesinde barındıran kapitalizmin İslâm ile alıp veremediği ne meselesi olduğu üzerinde durmalıyız.
Medeniyetler çatışması perdesi arkasında gizlenen durum, aslında soğuk savaş döneminde ideoloji kökenli ekonomik tabanlı mücadele idi. Diğer bir deyişle, soğuk savaş döneminde, 9 Kasım 1989 tarihine kadar Doğu ile Batı arasındaki savaş fiili çatışma değil, ekonomi tabanlı ideoloji savaşı niteliğinde idi. Nitekim, ABD savaşı teknik-çatışma alanına taşımadan, yıldız savaşları gibi soyut alanda yürüttü ve Sovyetler’in de iç örgütlenme ve planlamadaki hataları nedeniyle ile bütünleşen yanlış kaynak dağılımı ve ekonomik sıkıntılar sonucunda bilinen glasnost ve perestroika süreçlerine savrulmasına sebep oldu. Kısacası, tüm Batı adına ABD istediği sonucu almıştı. Bu durum ABD açık başarısı olarak tarihe geçti ve sadece ABD değil, maalesef, tam bir yanlış bilinçlenme sonucu olarak Türkiye gibi çevresel konumlu ülkelerde de sevinç çığlıkları yükseltilmesine sebep oldu. Nasıl bir gaflettir ki, iki kutuplu sigorta sisteminden tek kutuplu dünya sistemi sevinçle karşılanabildi! Bu sevinci ABD’nin yaşaması çok doğaldı, fakat bizlere ne oluyordu! İşte, sermaye ideolojisinin insanları köreltme ideolojik etkisinin sonucu!
Böylece ABD sermayesi rahat bir nefes almaya başladı. Fakat, sorun bitmemişti, zira, “komşusu aç iken, uyuyan insan bizden değildir” hükmüne bağlı olan bir Müslüman ahali vardı. Üstelik, Müslümanlar, şimdilik uyuyordu, fakat uykudaki bu kitle bir uyanıp da ayağa kalkarsa, dünya nüfusunun yaklaşık %25’i dolayında bir kitle kapitalizme karşı tam bir baş belası olmak durumundadır. Dolayısıyla, geçmişin Sovyetler’in rolünü günümüzde İslâm’ın alma potansiyeli çok yüksek gözükmektedir. O halde, ABD’nin ve kapitalizmin şimdiki sorunu da İslâm’la alttan alta mücadeledir. İşte, bundan dolayıdır ki, gerçek ve samimi dindarlığın karşısına, ‘yeşil kuşak’ görüşünü ikame edercesine, günümüzün moda söylemi ve şekilsel uygulaması olarak ‘alnın secdeye değmesi’ aldatmaca dinciliği gündemdedir.
Peki, alnın secdeye değmesi söylemi ve uygulaması İslâm uygulaması değil mi? Bu sorunun bu şekilde sorulması uygun olmadığı gibi, yanıtı da “evet” değildir. Evet, namaz İslâm şartlarındadır. Ama, “kul hakkı”, “sözde sebat”, “yalan söylememe”, “verdiği sözden vaz geçmeme” gibi temel insanlık kural ve uygulamaları ile desteklenmeyen namaz İslâm’ın çok temel ilkesi insan-insan ilişkisinde fazla bir önem taşımadığı gibi, toplumsal veya siyasi hile olarak kullanıma açık uygulandığında da, gösteriş modasına büründürülmüş çok büyük günah ve sahteciliğe dönüştürülmüş olur.
Eğer bu sav geçerli ise, ABD’nin böyle bir projeyi İslâm dünyasına ve burada Türkiye’yi de rol model olarak seçerek, Türkiye üzerinden piyasaya sürmesinin mantığında ne olabilir! Birincisi, İslam dünyası içinde bulunduğu karanlıktan çıkmamalıdır, çıkarılmamalıdır. Bunun yolu da bir din olarak İslâm ve İslâm alemi bugünkü uykusunda olduğu gibi korunmalıdır. Fakat, bu uyuyan kütleyi uyandırmamanın yolu, bugün pratikte gerçekleştirdikleri uygulamaların mutlak inanç haline getirilip, bu yolla dinin asıl felsefesini batırmaktır. İnsanları ayağa kaldıran uygulama değildir, felsefedir. Üstelik Kutsal Kitap’ın da manası itibariyle derinlemesine anlaşılması da felsefeyi gerektirir. İşte, Müslüman kitleyi kapitalist dünya için korkulacak tehdit olmaktan çıkarabilmenin tek yolu, dinin anlaşılmadan ezbere yapılan pratikleriyle felsefesini devre dışında tutmak, hatta baskılamaktır. Böylece, Müslüman kitle Hristiyan dünyası dışında izole kitle olarak tutulabilirken, aynı zamanda da sadık tüketici ya da gerekli durumda yedek emekçi ordusu oluşturabilir. Böylece, dünya nüfusunun yaklaşık dörtte birini oluşturan İslâm dünyası hem Hristiyan-Batı dünyasından, hem de tehdit olmaktan uzak tutulmuş olmaktadır.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et