31 Ekim 2026 00:10

Ulus devlet mi, eyalet sistemi mi!

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Çevresel konumlu ülkeler daima merkez ekonomilerin kendileri için çizdikleri kaderle baş başa kalmışlardır. Türkiye de çevresel konumlu bir ekonomi olarak, maalesef, benzer durumlara muhatap olmuştur. Örnek mi, İkinci paylaşım Savaşı sonrasında ‘az gelişmişlik ’ten çıkarılıp, ‘gelişmekte olan ekonomi’ statüsüne, son kriz ve neoliberal kavşakta da gelişmekte olan ekonomi statüsünden çıkarılıp ‘gelişen piyasalar’ statüsüne terfi ettirilmiş olduk. Ne diyelim, Allah razı olsun! Biz kendi kararlarımızı vermeyip, işleri merkeze bırakırsak, onlar da kendi çıkarlarına göre bizleri şekillendirirler.

Kurtuluş Savaşı’ndan önce ülke adeta farklı yabancı devletlerin hakimiyet alanları olarak parçalı yapılanmaya sürüklenmişti; İngiltere petrol alanlarını, İtalya güney bölgelerini, Fransa bugünkü Suriye toprak alanını, Ege ve Marmara bölgeleri ise henüz paylaşılmamış olarak yem olarak işgale açık tutuluyordu. Zayıf bir devletin ya da imparatorluğun bir hamlede yutulması olası olamayacağı gerekçesiyle, ilk hamlede parçalanması kaçınılmaz idi. Ancak bu oyunu bozan durum hesaba katılmamıştı; ülkeyi yutmak için parçalamak uygun bir çözüm olmakla beraber, işgal politikası uygun bir çözüm değildi, zira kuzey komşu Sovyetler de pusuda bekliyordu, niçin bir parçaya da onlara düşmesin ki! Batılıların amacı emperyalist işgal, Sovyetlerin amacı ise, ekonomik sistemi ve ideolojiyi güneye doğru yaymak idi. Nitekim Sovyetler bu amaçla ünlü Bakü Konferansı’nı tertiplemiş olarak, Batılıların gözünü bir hayli korkutmuştu. Hal bu olunca, işgal yerine Batılı sistem doğrultusunda bir devlet kuruluşuna alan sağlayarak, kuzey tehdidinin önüne geçmek kapitalizmin uzun erimli hedefine daha uygun düşüyordu. Türkiye topraklarında bir ulus devlet oluşumu her ne kadar Batı’nın iştahına ters olsa da Sovyetler’in güneye yayılmaları önünde önemli bir engel olabilirdi.

Mustafa Kemal’in zekası ve uzak görüşü, hem Batı’nın böl parçala ve yut tuzağına karşı, hem de kuzey komşunun örtülü emeline karşı tek seçeneğin ulus devlet fikrine sarılarak Lozan’ı sağladı. Kurtuluş Savaşı’nı ulus devlet oluşumuna yönelik yapanlar yanında, açık ya da örtülü olarak ümmet fikrine hizmet adına yapanlar da şu konuyu net olarak anlamalılar ki, ırksal zihniyetten arındırılmış ulus devlet yapılanmasıyla hedef, salt Sevr mantığına karşıtlığı yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda emperyalizm hakimiyetine karşı başat merkez ülkelerin çevresel ülkeler için besledikleri emellere karşı kavi duruşu da sergilemiş oluyordu. Sevr’i biz parçaladık, fakat onlar da izin verdiler, çünkü kuzey komşumuz göz kırparken, güney alanda yekpare görece güçlü bir devlet sadece Türkiye’nin değil, bizzat Batı’nın işine geliyordu. Bu kuruluş felsefesini, Kurtuluş Savaşı’nda omuz omuza kahramanca savaşan tüm unsurların farkında olmaları gerekirdi. Tehlike anında parçalanmak değil, birlikteliktir bir ulusu kavi yapan.

Neoliberal politikalarla merkez tarafından ne, ne amaçla değiştirildi? Bir kere komünizm belası(!) ortadan kalkmıştı. Komünizm bir bela mı idi, kime göre! Tüm yerküreyi saygısızca alanı gibi görerek, tüm kuralları empoze eden Batı’ya göre komünizm bir bela idi. Batı’ya göre o bela artık yoktu; Avrupa semalarında ‘Marx’ın Hayali’ artık dolaşmıyordu. Taşların bağlandığı, köpeklerin salındığı dünyada artık tek kutuplu merkezin önü açılmıştı. O zaman çevresel ülkelere bir el bombasını göndermek gerekiyordu. Neydi bu pimi çekilmiş el bombası? Sosyal alt-kimliklerin su yüzüne çıkarılmasıydı! Kimlikler; etnisite, dinsel-mezhepsel katmanlar vs. Kısacası varsıl merkez lehine çevresel ülkelerde kişiliğin en temelinden kaşınması ve ortaya saçılmasının tam zamanı idi! Bizler de bu bombayı parlak bir oyuncak gibi derhal kucağımıza aldık, hatta arkamıza büyük ağabeyi de alarak bombayı iyice parlatmaya başladık. Düşünemedik, tarihsel öğretilerden ders almayı dahi akıl edemedik ki, bir bakalım acaba bizlere parlak sosyal ifadelerle sunulan bu bombanın acaba amacı nedir, ne işe yarar? Bayram çocuğu hevesiyle bombayı kucağımıza almakla kalmadık, marifetli aydınlarımız ve akademisyenlerimizin emekleri ile bu bombayı işleyerek büyüttük de!

Ülkemizin işgali esnasında yayılmaya matuf komünizm karşısında hedeflerin aynı ya da benzer olmasına rağmen, Mustafa Kemal ulus yapılanmasını bir İngiliz projesi olarak almadı. Büyük zaferin kutsal sonucu olarak kurulan ulus devlet yapılanması Batı’yla ortak hedef idi, fakat kuruluşu ve hedefleri Batı’ya karşı idi. Bu detayın görülmesi adına; Cumhuriyet oluşumunun Kurtuluş Savaşı kadar ince taktiklerle dokunmuş harika bir eser olduğunun, yeni devletin Ortadoğu bataklığından çıkartılmasının, laiklik ilkesiyle donatılıp ve Batı’ya meydan okurcasına, hızla sanayileşme ve ona paralel sosyal ilerlemenin hedefe koyulmasının anlaşılması bu bağlamda elzemdir. Türkiye ne ABD kadar varsıl ve güçlü, ne de üç lisan konuşulan İsviçre kadar varsıl bir ülkedir. Türkiye, maalesef kapitalist bir ülkedir. Kapitalizm, işleyişi ve ruhu itibariyle ayrıştırıcı, çatışmalı ve itici bir rejimdir. Varsıllığın ve paylaşım adaletinin izale edilebileceği sistemik zıtlıklar, ileri ekonomilerde absorbe edilir, fakat görece ekonomik gerilik ve yoksulluk koşullarında zeytinyağı misali su yüzüne çıkar. İşte merkezin elimize verdiği ve aydınlarımızın parlattığı bombanın işlevi bu idi. Bu düşüncelerin ışığında, Ortadoğu’nun İsrail ve ABD konutunda yeniden şekillendirildiği ortamda, toz duman arasında sipariş devletler oluşturmak yerine, ABD Büyükelçisi’nin neye hizmet ettiğini net olarak anlamak zorundayız. Zira, güçlü Batı’nın sözcüsü konumundaki Büyükelçi hakkıyla görevini yapmaktadır!

Kimseleri suçlamadan dönelim kendimize; biz ne yapıyoruz? Bir yanda, ülkede neredeyse tüm yerel yönetimler bir merkeze bağlanmakta; tüm adli işlemlerde hak ve adalet aranır hale getirilmiş; eğitim işleri tam bir ticarethane yönetimine dönüştürülmüş, parlamenter sistem tek-adam yapılanmasına dönüştürülmüş, medya mahzun, akademi mahzun, emekçi mahzun; emekli mahzun. Diğer yanda ise, ülkenin bir bölümü varsıl ülke koşullarının hazzını sürerken; milyarlık yatlar, katlar müşterisini bekliyor, en güvenilir kaynaklarımız olan beyinler ülke dışına gidiyor, güney ülkelerden ikinci sınıf hizmet erbabı yurt dışına giden birinci sınıf elemanların yerini alıyor. İç dünyada bu dönüşümler yaşanırken, kimilerine dayatılan kimilerine vadedilen yeniden yapılanma, tam da büyükelçinin kibar ifadelerine koşut olarak gerçekleştirilme yolunda ilerletiliyor. Çünkü artık komünizm karşısında tek ve güçlü ulus devlet yapılanması değil, dünyanın merkezinde, Ortadoğu’nun en kritik alanında yutulmaya amade eyaletlere bölünmüş, emre amade parçalara ihtiyaç var. Ne hazindir ki, kimisi beka uğruna, kimisi verilmiş sözde yukarıdan indirilen özgürlüklerle köleleştirilip, emperyalizmin amacına hizmete amade olarak, Cumhuriyetimizin 103’üncü yılında oluşturulmaya çalışılan yapay sisteme odun taşımaktadır.

Büyük emperyalist halka içinde yapılandırılan hiçbir ulus ne özgür olur ne de Lenin’in her ulusun kendi kaderini taktir hakkını haiz olduğu söylemine göre kendisini yapılandırabilir! Dileyelim ki; beka peşinde koşanlar da büyük ağabeyinin emrinde yeni oluşuma göz kırpanlar da tarihi iyi okuyup, ulus birlikteliğine halel getirmemeye itina göstererek, emperyalistin emrine itaatten imtina ile gerçek özgürlüklerini yaşar.

Nice 103. Yıllarında Cumhuriyetimizi mutlu birliktelik timsali ulus devlet anlayışı ile kutlamalara!

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

İzzettin Önder - Son Yazıları

Tüm Yazıları

Evrensel'i Takip Et