3 Ekim 2026 00:20

Yazacak ne kaldı ki!

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Görünüşte bir finansal deprem yaşandı. Evet, ama bu depremi bu sistem yaratacaktı; bu bir kaderdi, yaşanacaktı! Uluslararası ve ulusal sermayeye emrinde olup da “yetmez, ama evet” çi ülke aydınının da onayını alan siyasi görüntülü bir kadro yönetiminin sonucu deprem olarak görülebilir. Fakat gelişmeler birbirinden kopuk olarak değil de bağlantılı seyreden bir süreç olarak görülürse, durum netleşir. Şimdi sürece bir bakalım.

2000 yılında IMF ve tamamlayıcı Derviş programı “Güçlü Ekonomiye Geçiş” gibi süslü yaftalı bir programla ülkeyi dünyayı saran neoliberal emperyalizme bağlayıp, bir de sadık uygulayıcısını seçip iktidara taşıdıktan, sözleşmeli aydınlarla programa ve uygulayıcılarına onay da aldıktan sonra artık ülkenin geleceği yer başka bir yer olamazdı. Çünkü ülke emperyalist güçlere açılmış olarak, iç sermayenin de elbirliğiyle soyulma masasına yatırılmış idi. Batı ekonomilerinde kâr oranlarının gerilemesiyle sermaye artırımına gitmeyen temettülerden birikmiş serseri para da böylece arkada IMF’nin de olduğu güvenli bir yatırım alanı bulmuş oluyordu. Bu ray üzerinde, program yapılmış, ilk cicim aylar döneminde ülkeye gelen serseri para ekonomiye canlılık katmış, aydın onayı alınmış, narkoz işlemi tamamlanmış olarak işleme başlandı. Hiçbir oluşum içinden anlaşılamayacağı için, oluşumun bu aşamasında, halk başka şekilde, aydın ise daha başka şekilde uyutulunca operasyon başlatılmış oluyordu.

İlk dönemde ekonomiye giren para ekonomide geçici canlılık yaratırken, uygulanan dolaylı vergiler de kamuya varidat sağlıyordu. Bu dönemin sonlarına doğru ekonomi sıkışmaya başlayınca, doğal olarak faiz haddi sinyal verdi. Fakat o esnada, hem kamu borçlarının yükünü hafif tutma, hem de içeri giren para ile yandaşlara avantajlı sermaye olanağı sağlanması amacıyla faiz baskılanarak, yeni nesil türetme ve sermaye transferine yönelindi! Ekonomiye para giriyor, alt-yapı yatırımları gerçekleştiriliyor. Ne hazindir ki, ameliyatın bu ilk aşaması olumlu algılandı; iktisat açısından vahim, fakat sosyoloji açısından olumlu görülen olay, bir bütün olarak algılanamadan ve gelecek hesaba katılmadan bir dizi akademisyen dostlar tarafından olumlu algılandı ve birçoğu da bu yaveye katıldı ve destek verdi. Aynen Kanuni döneminde algılanamadan başlatılan kapitülasyonlara benzer şekilde ülkemin soygunu başlıyordu: yap-işlet, devret ya da kamu-özel ortaklığı vurgunu! Yap-işlet-devret modelinde hatalı tahminlerde gerçekten bir hata yoktu; yatırımcı, arkasına “toplumsal çıkarın koruyucusu” olmak durumundaki devleti de alarak, yatırımlarına keyfine göre garantili getiri sağlıyordu. Her iyi ve güzel şeyin sonunun gelmesi gibi, bu rüyanın da sonu gelecekti, hem de çok acı olarak, geldi de! Bu senaryonun sonu belli idi, fakat sahne oyunlarından hangisinin seçileceği, yükün halka hangi dönem itibariyle ve nasıl yıkılacağı meçhul idi! İşte şimdi sahne oyunlarından birini izliyoruz. Bu oyun böylesi tek perdelik bir oyun değildir. Sahnede oyun daha devam edecektir, çocuklarımıza, torunlarımıza sarkacak kadar devam edecektir, ancak her hikaye farklı şekilde tezahür ederek! Şu notu da eklemeden geçmek büyük hata olur; ekonomi bu kadar sıkışık, bütçe yama istiyor iken, nasıl oluyor da ihale işleri bir türlü durmuyor? İşler durmaz, zira maliyet uzun vadede halka yıkılırken hem yapan hem de yaptıran payını alıyor. Alan memnun iken, veren ise siyasi tercihini ona göre yapmazsa, işler doğal olarak devam eder!

Hemen bir ara anlatımı yapmak gerekiyor. Yapılan alt-yapılar gereksiz midir? Hayır, kimse böyle bir iddiada bulunamaz. Peki, o zaman sorun nedir? Sorun; yapılanların gereklilik zamanı ve boyutunda olduğu kadar, ondan da önemli olarak maliyetinin fevkalade kuşku götürür olmasıdır. Bu iki konu bir arada ele alındığında, karşımıza bugünkü bütçe ve ekonomideki sıkışıklık ve bu sorunların çözülme meselesi çıkıyor. İşte bugün yaşadıklarımız, iktisatçı dostlarımızın olumlu olarak gördüğü birinci dönemin fatura ödeme aşamasının sıkıntılarıdır.

Sürecin bu sahnedeki görüntüsü önemli miktarda paranın belli bir havuzda toplanarak, enflasyonu da hesaba kattığımızda belki de reel olarak görünürden çok daha büyük kısmı tebahhur etmiş olacaktır. Emperyalizme hesap mutlaka ödenecektir; maliyetin halka yaygınlaştırılması ise, mekanizma olarak piyasa işlemi görüntüsünde, zaman olarak da zamana yayılı olarak bir şekilde gerçekleştirilecektir. Bu aşamada oyun sahnesinde sergilenenler piyasa kuralından biraz sapmış olarak, kısmen günahı oynayanın boynuna misali bir ‘piyasa işlemi’ var. Sahnede bir de “günah keçisi” olduğuna göre, tüm işlemler, ahlakiliğini bir tarafa bırakalım, görüntüde hukuk; devlet ise hemen işin başında, ödemeler enflasyonla biraz eritilerek, güzelce uzun dönemli zamana yaygınlaştırılarak, olay soğurtulacaktır. Yargı ve medya elde olduğu, hele de çökülen kaynakların sistem içi işlem olarak algılandığı durumda, sistemin dürtüsü dışında bir zorlama olamadan işletilen tahsil mekanizmasının mimarisine doğrusu hayran kalmamak elde değil!

Olaylara parçalı değil, tüm sürecin parçaları olarak bakılması gerekir: Neoliberal sömürünün başlatılması; sürecin işletilmesi, yükümlülüklerin halka ödetilmesi; tüm süreçlerde ‘toplumsal çıkarı gütme’ misyonu ile işbaşına gelen iktidarın misyonu. Süreç açık değil mi!

Hukuk çökertilirse, devlet ayakta kalamaz. Düzgün işleyen, hak ve hukuka riayet eden, kul hakkı yemeyen, gerçekten denetime açık şeffaf devlet aygıtını kim istiyor ki!

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et