Bir H, iki M
Bir zamanlar, bir muhabir tarafından yazının başlığında benzer harfli ifadeler kullanılıyordu. Ben de, ilgili dosttan, gıyabında özür dileyerek, bu yazıda böyle bir başlık kullanmayı yeğledim. Burada H harfi hukuksuzluğun, M harfi ise mükafat veya mücazat sözcüklerinin simgeleri olarak kullanıldı. Hukuksuzluk düzeninde, toplumun bir bölümü bulunduğu ya da potansiyel konumu itibarıyla mükafatlandırılmakta, diğer bölümü ise bulunduğu durum ya da potansiyel olarak mücazatan mağdur olarak ikiye bölünmüş durumdadır. Parti başkanlığı ve cumhurbaşkanlığı statülerinin bir kişide toplanması ve Türkiye’ye özgü ucube başkanlık sisteminin kabulü neticesinde toplumun bu şekilde yarılması mukadder olmuştur. Bugün siz dostlarla toplumun böylesine bölünme koşullarını ve bu koşulların olası sonuçlarını konuşmak istiyorum.
Siyasi yapılanma, “parti devleti” konumuna dönüştürülüp, dünyada eşi benzeri bulunmayan ve görülemeyen başkanlık sistemine oturtularak, aşağıdan yukarıya seçim ve denetim sisteminin, yukarıdan aşağıya atama ve ucu açık denetimsiz hakimiyet rejimine dönüştürülmesi, fiilen parlamentonun da hukuk sisteminin de etkisizleştirilmesi ve tek kişinin yönetimi altına sokulması sonucunu doğurmuştur. Böylesi oluşum, beraberinde karar yetkisinin en üst makama çekilmesini gündeme getirirken, aynı zamanda bu oluşumun olağan sonucu olarak da atamalarda liyakat ölçütünün gereksizliği sonucunu doğurmuştur. Merkezi yönetimin, geçmişin fevkalade itirazı mucip “vekalet yönetimi” anlayışına karşın, günümüzün “denetimsiz tek-kişi yönetimi” ne dönüştürülmüş patolojik oluşumun doğal sonucu olarak, kapsamlı bir şekilde yargının ve medyanın da denetimini gündeme taşımıştır. Sonuç: denetim yoksunu bir tek adam rejimi! Bir zamanlar Adolph Hitler ile Benito Mussolini, yanılmıyorsam Berlin’de halka hitap ederken, yeryüzündeki iki demokratik anayasadan birinin İtalyan Anayasası, diğerinin ise Almanya Anayasası olduğunu ifade etmişlerdir. Ne var ki, bugünden geçmişe baktığımızda, bu iki liderin nasıl bir gaflet ve dalalet içinde olduğunu görebilmekteyiz. Zamanı görememek her daim böylesi hazin geleceğe gebedir!
Gelelim ülkemizdeki duruma. Ne fon vurgunu rastlantısaldır ne de yoksulluk kaderdir. Siyaset bu denli denetimsiz olarak tek kişinin yönetiminde olduğu sürece, ülkedeki şekilsel kanunsal görüntüye rağmen, yaşanan hukuk boşluğu dış ilişkiler bağlamında emperyaliste muazzam bir ufuk açarken, iç ilişkiler bağlamında ise “taraf olmak ile bitaraf olmak” ayrışımına yol açmakta ve halkımız bölünmektedir. Kamuda olduğu kadar, giderek koyulaşarak özel kesimde dahi istihdam koşulunun parti ilişkisine bağlanması, taraf cenahını seçenlere mükafat olarak yansırken, bireyselleşmiş ve kendi ayakları üzerinde durmaya gayret edenlere ise mücazat olarak yansıtılmaktadır. Kişisel nitelik ve hakkaniyet ölçütlerine dayandırılamayan böylesi ayrımcılık, doğal olarak toplumu yarmakta ve düşman karşıtlıkların oluşumuna yol açmaktadır. Lider kim olursa olsun, boyun eğmeyen halkını dışlayan bir lider, geçici bir süre için içte mağrur olsa da, dışa karşı daima mağdur pozisyona düşer.
Uygulanan siyasal yapının ve bu doğrultudaki ısrarlı icraatın tipik örneklerini, belediyelere yapılan operasyonlar, ya da son büyük fon depremi, hatta toplumsal barış adı altında topluma yutturulmaya çalışılan siyasal manevra sürecinde görebilmekteyiz. Belediyelere yapılan operasyonlar, halkın malının korunması adına kesinlikle reddedilemez, tam tersi savunulur, ama böylesi açıkça tek yanlı bir mücazat sistemi asla kabul edilemez. Hiçbir mantıksal savlama ve istatistiksel olasılık açısından, sadece muhalefet belediyelerinin gayrimeşru işlere girdiği kabul edilebilir bir durum değildir. Tabii ki, CHP belediyeleri mercek altında olmalıdır, ama aynı şekilde AKP ve MHP belediyeleri de mercek altında olmalıdır. Böylesi bir müsavat sağlanamadığı durumda, günümüzde sürdürülen operasyonların meşruiyeti kuşku taşımaktan kurtulamaz. Benzer şekilde, son büyük fon depreminde, açıkça ortaya saçılmış gayrimeşru işlere dalmış iktidar yandaş ve özellikle de sorumlularının karıştıkları halk aleyhine usulsüz işlemleri perdelemek için girişilen karşıt suçlamalar, eğer topluma sunulan bilgi olarak ya da AKP mensup ya da yandaşlarının usulsüz işlemlerini perdeleyeceği düşüncesiyle yapılıyorsa, hiç çaba sarf edilmesin, zira bu yöndeki her çaba yandaşları daha da batırmaktadır. Fon depremi olarak kayda geçmiş olan son vurgun, salt basit bir finansal işlem hatası değil, ülke çapında ve ülke halkına karşı girişilmiş planlı hain operasyon havası vermektedir. Bu vesile ile, CHP mensup ve yandaşlarının usulsüz işlemleri ortaya saçılıyor ise, bundan bir vatandaş olarak memnuniyet duyarım, hatta derim ki, keşke bu usulsüzlükler saptandığı esnada faş edilseydi ve hesabı sorulsaydı. Siyasette bir zamanlar “dosyalama” olarak bilinen bir sistem vardı. Denirdi ki, bu sistemle insanlar belirli merkezlere kul-köle yapılıyor. Düzgün çalışan bir siyasi sistemde böylesi bir şantaj kepazeliğine yer yoktur. Sözüm şu ki, bağımsız yargı iktidar muhalefet ayrımına girmeden, tüm kamu görevlilerinin üzerinde “Demokles’in Kılıcı” misali azametini sürdürmelidir. Ve nihayet, çok malum açılım programı meselesine geldiğimizde de hiçbir mesele halktan kaçırılarak karara bağlanamayacağı gibi, hele de halkı çok yakından ilgilendiren toplumsal barış süreci salt heyetler arası görüşmelerle karara bağlanamaz. Bu meselenin salt ülke içi bir konu olmadığı, konunun İran ve bölgedeki tüm Kürt halkını ilgilendirecek ve tüm alan içinde önemli sonuçlar doğuracak bir konu olduğu bilinmeli ve öylece konu önce halklara anlatılıp, konu ile aşinalık sağlanmaya çalışılıp, onun üzerine kurumsal yapı kurulmalıdır. Oysa günümüzde izlenen süreçte, dar çerçevede kurumsal yapı oluşturulmaya, onun üzerine halkın anlayış ve uyumunun oturtulmasına çalışılmaktadır. Yöntem ve yol yanlışı!
Toplumun böylesi bölünmesi, bir yapının ya da bir liderin bekası için kısa süre için olumlu görülebilir, fakat böyle bir yapılanma toplumun geleceği için kesinlikle olumlu görülemez. Hatta böyle bir proje ve yapılanma ilgili lider için dahi olumlu görülemez, zira siyasi liderler anlık değil, eserleri ve uyguladıkları sistemleriyle gelecekte değerlendirilirler. Türkiye daha fazla savrulmadan, siyasetin de tüm kamusal yönetim kurumlarının da düzgün ve bağımsız işler konuma getirilmesi kaçınılmazdır, aksi halde bu çatı, mevcut siyasi yapı da dahil olarak, hepimizin üzerine çökebilir. Uğursuz baykuşlar bu durumu büyük bir iştahla beklemektedir!
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et