22 Ekim 2026 00:05

Hiçbir yere çıkmayan tren rayları

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Her sınır, fiziken bakıldığında zihinde anlamsızlaşır. Dikenli teller, gözetleme kuleleri ve devasa bayraklar bize bulunduğumuz ortamın beşeri anlamını güçlü bir şekilde dikte etse de doğa bizi sınır kavramına yabancılaştırır: Bir taraftaki otlar tohumlarını öbür tarafa da serpip aynı şekilde çoğalır. Sınırsızlığın vazgeçilmez imgesi kuşlar içinse bir taraftan ötekine geçmek hiçbir şey ifade etmez -en azından karşı tarafta av sezonunun başlangıç tarihi değişmediği sürece.

Hangi taraftan bakarsak bakalım, dünyanın her yerinde benzer şeyler hissedilir. Nitekim ulus devletler dünyasında sınırlar, tarihin biriktirdiği posadan yapılmış bir çerçeveden ibarettir.

Türkiye-Ermenistan sınırı, uzun yıllardır biriken yükün sert biçimde hissedildiği, fakat tam da bu yüzden kavramın anlamsızlaştığı sıra dışı bir yer. Görünürde herhangi bir sınırdan farklı olduğunu söyleyebileceğimiz hiçbir unsur yok: Arpaçay ve Aras Nehirleri iki ülkeyi birbirinden ayırıyor, yalnızca telefon ve radyo hatları değil bazen hayvan sürüleri de birbirine karışıyor, sınır çevresindeki askeri yığınak göze çarpıyor… Her şey normal gibi, ama tek bir şey eksik: Kapı!

Türkiye’nin Ermenistan’a açılan demir yolu ve kara yolu sınır kapıları var. Fakat 1993’te Ankara, sınırları komşusuna kapattı. Sınırın çizgisi, 1920’de Gümrü’de (Leninakan) ve 1921’de Moskova ile Kars’ta imzalanan anlaşmalarla belirlenmişti. Sovyetler Birliği döneminde de bu çizgi işlemeye devam etti, ancak yalnızca sınırlı bir ticari akış söz konusuydu. Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nden (ESSC) çimento ve teknolojik ürünler gelirken Türkiye büyükbaş hayvan gönderiyordu.

Eski sosyalist ülkeler 1990’larda kaosun, karmaşanın ve ekonomik krizin içine sürüklenirken sınırlar dikkat çekici bir hareketlilik gösterdi. Bu ülkelerden Türkiye’ye ucuz ve kalifiye emek akışı başlarken daha küçük ölçekli ticari faaliyetler de özellikle sınır bölgelerindeki pazara dahil oldu. Türkiye’nin Bulgaristan, Gürcistan ve Ermenistan’a yakın yerleşimlerinde ‘bavul ticareti’ olarak bilinen dönem başladı. Örneğin Gümrü’den (Leninakan) gelen biri Kars pazarında, Türkiye’nin özellikle ücra bölgelerinde bulunmayan ev eşyaları, elektronik ve hırdavat gibi ürünleri satıyordu. Tabii bu ürünlerin adı üzerinde ‘bavula sığacak’ büyüklükte olması gerekiyordu. Bu yüzden 1990’larda Artvin’in sınır köyünde yaşayan bir çocuksanız ilk bindiğiniz bisikletin Sovyet malı olması, ya da Kırklareli’de müziğe başlamak istiyorsanız gitarınızı pazarda bir Bulgaristanlıdan almış olmanız oldukça muhtemeldi.

Ermenistan’ın 1991’de bağımsızlığını ilan etmesiyle birlikte Iğdır’daki Alican Sınır Kapısı kara yolu geçişiyle öne çıkarken Kars üzerinden demir yolu kapıları yolcu ve ticaret taşımacılığını sağlıyordu. Ancak gidiş gelişler henüz başlamıştı ki Dağlık Karabağ sorunu savaşa dönüştü. Sovyetler Birliği döneminde Azerbaycan SSCB’ye bağlı özerk bir bölge olan Dağlık Karabağ, Bakü yönetimine göre bu statüsünü Azerbaycan içinde korumalıydı. Erivan ise bölgedeki çoğunluğun Ermenilerden oluşmasını gerekçe gösteriyordu. Birinci Karabağ Savaşı Ermenistan’ın zaferiyle sonuçlandı ve Dağlık Karabağ (Ermenice: Artsakh) de facto bir cumhuriyet olarak bağımsızlığını ilan etti.

Türkiye de 1993’te, savaşın sürdüğü bir dönemde Ermenistan sınır kapılarını kapattı. O gün bugündür iki ülke arasındaki sınır, 6 Şubat depremi gibi istisnai durumlar dışında hep kapalı kaldı. Depremin ardından Türkiye ve Suriye’ye yardım götürmek üzere yola çıkan Ermenistan konvoyu için kapılar açıldı.

Bugün sınırın yeniden açılması gündemde ve Ermenistan için bu kritik önemde. Doğusunda yakın zamana kadar aktif savaş halinde olduğu Azerbaycan ile ilişkileri son derece sorunlu, batıda Türkiye sınırı kapalı. Geriye güneyde ince bir İran sınırı ve kuzeyde Gürcistan kalıyor. Denize çıkışının olmaması Erivan yönetimine ciddi lojistik zorluklar çıkarıyor. İkinci Karabağ Savaşı’nın ardından Ermenistan hükümetiyle Ankara arasında normalleşme görüşmeleri başladı. Taraflar arasında önemli adımlar atılsa da sınırların açılıp açılmayacağı belirsizliğini koruyor (Siyasi açmazın ayrıntılarını gelecek günlerde her iki taraftan bakarak tartışacağız).

Sınırsızlık fikri paradoksal bir biçimde tam da geçmişten gelen yükü ağır yerlerde bize yaklaşır. Altı sürekli çizilen bir cümlenin zaman içerisinde aşınması ve kağıdın yavaş yavaş parçalara ayrılması gibi. Çünkü böyle yerlerde sınırın anlamını sorgulamaya başlarız, her şey yolunda olsa zaten teller ve askerler hayatın olağan akışının bir parçası gibi gözümüze çarpar. Kapalı sınırları ve hiçbir yere çıkmayan demir yolları bize sınırın kendisi üzerine düşünme fırsatı veriyor.

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et