Liberal masallara vedanın sancısı
İnsan zihni kaçınılmaz felaket anlarında şaşırtıcı kaçış rotaları üretir. Zihinsel çöküşü engellemek için imkansızlığı su götürmeyen ihtimallere sarılır. Bazen de hiçbir şey olmamış gibi davranarak inkarı tercih eder.
Akıl sağlığını korumak için bilincimizin ürettiği acil durum protokolünün anlaşılabilir yanları var. Zihin kaldıramayacağı bir yükü taşıdığı takdirde kalıcı hasarlarla karşılaşabilir. Ya da ani yüklemelerde acıyla baş etmek o kadar kolay olmayabilir.
Ancak benzer bir refleksi gördüğümüz siyasal sahne için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Gerçekliğin irrasyonel reddi, bazı ideolojik yaklaşımlar için istisnai anlardan ibaret olmadığı gibi daimi felaketin önünü açıyor.
Örneğin burjuva-liberaller için her koşulda kulağa hoş gelen masallar anlatmak, son derece sistematik ve sınıfsal bir düşüncenin ürünü.
Soykırımlar, savaşlar, kapitalist kuşatmanın örtülü barbarlıktan açık barbarlığa geçişi… tüm bunlar yaşanırken bugün artık işlemeyen birkaç kavramı, kurumu ve hatta mücadele biçimini hâlâ kutsal emanet gibi önümüze koyuyorlar. Bu durumu sadece ahmaklıkla açıklamak da bir o kadar ahmaklık olacaktır. O sebeple meseleye biraz daha yakından bakalım.
**
Hepimizin fark ettiği üzere Gazze’de yaşanan ve bugün hâlâ tüm şiddetiyle devam eden soykırım savaşı, en çarpıcı haliyle bize hangi dilin eskidiğini gösterdi. Düne kadar ‘demokrasi’, ‘insan hakları’, ‘özgürlükler’ gibi kavramların arkasına sığınanlar, bariz bir kasaplık karşısında doğrudan ya da dolaylı olarak katilin arkasında hazır ola geçmekten çekinmediler.
Kendilerine ‘sosyal demokrat’ diyen hükümetlerin ezici çoğunluğu, tıpkı Ukrayna savaşında olduğu gibi çözümü daha fazla askeri yığınakta gördü. Tel Aviv, burjuva-liberal hukukun kendi kurallarıyla alay ederek akla hayale gelebilecek her savaş suçunu göstere göstere işlerken, silah sevkiyatı başta olmak üzere ABD ve onun küçük ortakları desteğini bir an olsun esirgemedi. Dünya nüfusunun ezici çoğunluğunun açık tepkisine rağmen İsrail’e uluslararası meşruiyet halesi biçildi. Görünürde dile getirilen ‘kınamalar’ hatta atışmalar ne soykırıma askeri desteği ne de örtülü ticareti engelledi.
Üstelik bunu gündelik siyasi dengelerle de açıklayamayız. 7 Ekim 2023’den bu yana başta ABD olmak üzere pek çok ülkede hükümet bir partiden öbürüne geçti. Seçimler çoğu ülkede sözde ‘büyük’ değişimler yaşattı. Ancak alanda yaşanan tek gerçek değişim ‘burjuva-liberal’ ambalajlara ihtiyacın azalması oldu.
Bundan kısa bir süre önce İsrail’in Maliye Bakanı Bezalel Smotriç, ‘Güney Lübnan’da yapmakta oldukları temizliğin eşi benzeri görülmediğinden’ gururla bahsetti. Yerle bir ettikleri köylerin sahiplerini kastederek “Şimdi geri dönecek yerleri kalmadı. Nasıl göründüğüne bir bakın” dedi ve “Ayrıca dünya bizi engelleyemiyor” sözleriyle kendilerine tanınan uluslararası dokunulmazlığı hatırlattı.
**
Geride bıraktığımız üç yıl içerisinde dünya burjuva-liberal argümanların fiili eriyişine defalarca tanıklık etti. ABD’nin Filistin’den Venezuela’ya, İran’dan Küba’ya… izlediği kas gücüne dayanan sınır tanımaz agresif dış politika, uluslararası ilişkilerde itici gücün sadece sermaye olduğunu bir kez daha gösterdi. Şiddetlenen emperyalist politikaların dünyasında kuralların ancak sermaye tarafından belirlendiği ve onun da kârdan başka hiçbir desturunun olmadığını tasdik edilirken bugünün dünyasında bu gerçeği gizleyecek bir maske bulmak artık her zamankinden daha güç.
Uluslararası hukuk, Birleşmiş Milletler, tarafsız seçimler… Sermaye egemenliğinde tüm bunların kritik anlarda hiçbir şey ifade etmediği gerçeğine karşı ayak direyenler hâlâ var. O eski ve keyifli tiyatrolarını artık oynayamadıkları dünyanın kabalığı karşısında çaresiz kalan burjuva-liberaller çağın ritmi içerisinde ‘temenni’ niteliğindeki argümanlarla uyumsuz notalar basıyorlar.
Zararları sadece kendilerine olsa anakronik yaklaşımlarını konuşmaya gerek olmazdı. Fakat kan gölünün derinliği korkunç bir hızla artarken, siyasal boşluk sermayenin en gerici kanadının önüne eşsiz bir fırsat sunuyor. Burjuva-liberaller ‘aşırı-sağın yükselişine karşı’ kendilerini ‘makul seçenek’ olarak sunmaya çalışsalar da geçmişte olduğu gibi yine savaş çığırtkanlığına ve kapitalist yağmaya gayet bilinçli bir şekilde yol veriyorlar. Temsil ettikleri sınıfsal arka plan nedeniyle bir takım laf cambazlıkları haricinde ortaya koyabilecekleri herhangi bir alternatif bulunmuyor. Nihayetinde savaş ve soykırım trenine bu kadar aceleyle atlamaları da gösteriyor ki bu doğrultuda bir niyetleri de yok.
**
Her şeyden önce siyasal söylemlerin sınıfsal yansımalarını daha dikkatli bir şekilde yapmak gerekiyor. İllüzyonların silikleşmesi bu anlamda işimizi epey kolaylaştırıyor. İşin zor kısmı zamanın göze-kulağa hiç de hoş gelmeyen gerçekliğini iliklerine kadar fark edebilmek.
Elbette her kaptan gemisini dalgasız denizlerde yüzdürmek ister. Herkes masalların gerçek olmasını diler. Hayatı Otomatik Portakal’daki aletler gözümüze takılmış gibi izlemek gerekiyor. En karanlık ihtimallerin her zaman yarına ertelenmiş bir spekülasyon olmadığını, bazen bizzat yaşanmakta olduğunu kabul etmek gerekiyor. Ancak bu kabulden sonra siyasal tavrı berraklaştırıp mücadelenin zor da olsa gerçek yöntemlerine erişebiliriz.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et