16 Ekim 2026 14:19

Beşiktaş'ın Avrupa'ya söyleyecekleri var

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Futbolu anlamak için topu taşıyan oyuncunun çevresindekilere de bakmak gerekir. Pas henüz verilmemiştir ama bir bek çoktan ceza sahasına yönelmiş, orta sahadaki futbolcu arkadaşına çıkış yolu açmış, santrfor iki savunmacıyı peşine takmıştır. Ortada henüz tehlikeli bir pozisyon yoktur. Yine de bir şeylerin hazırlanmakta olduğunu hissedersiniz. Beşiktaş'ın Hoffenheim deplasmanında özellikle ikinci yarıda yaptığı buydu. Hücumları birkaç yetenekli oyuncunun birbirinden bağımsız hamleleriyle gelişmiyordu. Siyah-beyazlılar rakip kaleye birlikte gidiyor, top birinden çıktığında hücumu devralacak başka birini hazır buluyordu.

Bu futbolun değerini anlamak için rakibin kim olduğuna da bakmak gerekiyor. Hoffenheim, sahasında oyunun temposunu belirlemek isteyen, top rakipteyken rahat durmayan, fiziksel mücadeleden kaçınmayan bir takım. Beşiktaş böyle bir deplasmana gitti ve bütün maçı rakibinin insafına bırakmadan kazandı. Üstelik karşılaşmanın zorlaştığı anlarda da hücum düşüncesinden vazgeçmedi. Rakibin güçlü olduğu özelliklere teslim olmadan kendi becerileriyle cevap verebilmek, Avrupa'daki herhangi bir galibiyetten daha fazla şey anlatır.

İlk yarıda bunun bütün parçaları yerli yerine oturmadı. Hoffenheim'ın baskısı Beşiktaş'ın merkezdeki pas bağlantılarını sık sık bozdu. Bazı toplar gereğinden erken kaybedildi, hücumlar son bölgeye taşınamadı. Fakat ikinci devrede siyah-beyazlıların oyununda belirgin bir değişim yaşandı. Topu kazandıkları yerler ve hücuma katılan oyuncuların birbirine yakınlığı değişti. Pası alan futbolcunun önünde seçenekler oluştu. İlhan Fakılı ve Leandro Trossard'ın değerlendiremediği fırsatlar, gol gelmeden önce oyunun hangi tarafa döndüğünü gösteriyordu.

Asıl etkileyici taraf, Beşiktaş'ın hücumda pozisyonların sınırlarını genişletmesi. Amir Murillo'nun attığı golü düşünelim. Bir sağ bekin ceza sahası içindeki varlığı, rakip savunmanın alıştığı eşleşmeleri değiştiriyor. Kanatta beklenen oyuncuyu kalenin önünde bulan savunmacı, aynı anda hem topu hem diğer koşuları takip etmek zorunda kalıyor. Böyle pozisyonların oluşması tesadüf sayılamaz. Beşiktaş bu sezon rakip ceza sahasına daha kalabalık gitmenin yollarını arıyor ve bunu yaparken hücumun sonunu tek bir isme bırakmıyor.

Hücumun görünmeyen emeği

Trossard'ın katkısı, maçın anlatımında ayrı bir yer hak ediyor. Belçikalı oyuncunun en önemli özelliklerinden biri, etrafındaki hareketliliği doğru değerlendirmesi. Hoffenheim baskısının yoğunlaştığı anlarda topu saklaması bile takım arkadaşlarına ileri çıkabilecekleri zamanı kazandırdı. Böylece Beşiktaş, hücumda sürekli hareket hâlindeyken kontrolünü de koruyabildi. Trossard'ın yaptığı işi değerli kılan, oyunun hızını kendi kararlarıyla belirleyebilmesi. Hücum etmek isteyen bir takım için tempoyu gerektiğinde düşürebilen oyuncular da en az hızlı koşanlar kadar önemli.

Junior Olaitan ise farklı bir katkı sunuyor. Rakiple temas etmekten kaçınmadan topu ileri taşıması, Beşiktaş'a özellikle orta sahada çok ihtiyaç duyulan bir çıkış imkânı veriyor. Hoffenheim karşısında Hyeon-gyu Oh'a attırdığı gol, bunun en güzel örneklerinden biriydi. Baskı altında doğru tercihi yapabildiğinizde rakibin savunmada bıraktığı küçük açıklık bir anda büyük bir fırsata dönüşüyor. Olaitan'ın gelişiminde dikkat çekici olan, enerjisinin yanına karar kalitesini de eklemeye başlaması. Bu, takımın hücum gücünü doğrudan artıran bir ilerleme.

Oh'un gecesi de biraz buradan okunmalı. İki gol ve bir asist, bir santrfor için olağanüstü bir karşılık. Ama onu övmek için skora bakmak gerekmiyor. Maç boyunca Hoffenheim savunmasının rahatça öne çıkmasına izin vermedi, ikili mücadelelerde takımını hücumda tuttu, boşluk gördüğünde kararlılıkla oraya gitti. Takım arkadaşlarının paslarına güvenmesi, onların da onun koşularını takip etmesi önemli. İyi bir santrforun en önemli becerilerinden biri, top henüz kendisine ulaşmadan doğru pozisyonu alabilmesidir. Oh, doğru yere ulaşmak için de sürekli çalıştı.

Beşiktaş'ın hücumunda dikkat çeken başka bir ayrıntı, top kaybedildiğinde oyuncuların hemen birbirinden kopmaması. Bir atağın bitmesi, bütün takımın kendi yarı sahasına çekildiği uzun bir araya dönüşmüyor. Topun kaybedildiği bölgede yeniden mücadeleye giren oyuncular, rakibin rahatça çıkmasını engelliyor. Bu yaklaşım hem yeni fırsatlar yaratıyor hem seyircinin gözünde oyunu canlı tutuyor. Hücum etmek, Beşiktaş için artık birkaç dakikalık bir baskı döneminden fazlasını ifade ediyor.

Italiano’nun izi

Vincenzo Italiano'nun payı burada belirginleşiyor. Beşiktaş'ın saha içindeki yerleşimi, futbolcuların birbirlerinin hareketlerinden giderek daha fazla yararlanmasını sağlıyor. Bu düzen, bireysel yaratıcılığı da besliyor. Oyuncular yeteneklerini göstermek için daha uygun koşullar buluyorlar. Özellikle Murillo ve Olaitan gibi farklı görevler üstlenen isimlerin katkılarındaki artış, teknik ekibin çalışmalarının sahaya ne ölçüde yansıdığını anlatıyor. Italiano'nun Beşiktaş'a kazandırdığı hücum anlayışı, oyuncuları da geliştiren bir etkiye sahip.

Üstelik Beşiktaş, dün gece bunu ideal kadrosuyla yapmadı. Dusan Vlahovic'in yokluğunda ilk 11’de başlayan Oh, maçın belirleyici oyuncusuna dönüştü. Orkun Kökçü'nün devre arasında çıkması da takımın hücum iştahını ortadan kaldırmadı. Böyle durumlarda herkesin aynı kalitede olduğunu iddia etmek mümkün olmayabilir. Önemli olan, değişen oyunculara rağmen takımın elindeki imkânları kullanmaya devam edebilmesi. Beşiktaş'ın bugünkü kadrosu farklı özellikte futbolcuları bir araya getiriyor; Italiano da bu farklılıklardan bir üstünlük çıkarmaya başlıyor.

Hoffenheim'ın 68. dakikada bulduğu beraberlik, bütün bu emeği kısa süreliğine boşa çıkarabilecek bir andı. Ama Beşiktaş'ın yanıtı gecikmedi. Oh'un arka arkaya gelen golleriyle skor 3-1'e taşınırken siyah-beyazlıların hücum etme isteği de ödüllendirildi. Burada sevindirici olan, beraberlikten sonra takımın oyunu yavaşlatıp sonucu kabullenmeye çalışmaması. Deplasmanda kazanma ihtimâli doğduğunda üzerine gitmek, güçlü takımların edinmesi gereken alışkanlıklardan biri.

Elbette son dakikalarda yenilen gol ve duran toplardaki savunma sorunları çalışılması gereken konular. Böyle bir oyunda rakibe fırsat vermek tümüyle engellenemez; fakat duran toplarda yapılan hataların hücumdaki üretkenlikle mazur görülmesi de mümkün değil. Beşiktaş'ın oyununu daha ileri götürecek şey, enerjisinden ödün vermeden bu ayrıntılara çözüm bulması olacak. Galibiyetin ardından bunları söylemek, sahada yapılan iyi işlerin değerini azaltmıyor.

Marsilya ve Hoffenheim galibiyetlerinin ardından Beşiktaş'ın Avrupa'daki rakiplerine de yeni bir iş çıktı. Artık siyah-beyazlıların futbolu daha dikkatli incelenecek. Rakipler Beşiktaş’ın güçlü taraflarına önlem almaya çalışırken kendi oyunlarından da ödün vermek zorunda kalabilir. Vincenzo Italiano'nun önündeki en heyecan verici mesele de burada başlıyor: Beşiktaş'ın giderek daha fazla tanınan futbolunu geliştirmeye devam etmek.

Beşiktaş, Avrupa’da uzun zamandır güçlü rakiplerle nasıl başa çıkacağını düşündüren bir takımdı. Şimdi o rakiplerin Beşiktaş'la nasıl başa çıkacağını merak etmek için hayli geçerli sebeplere sahibiz. Evet, sonuçlar harika. Ama bu gelişim, her şeyden değerli.

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et