Manchester City suçlu, peki Premier Lig ne kadar masum?
Manchester City hakkında verilen kararın büyüklüğü ister istemez insanı geçmişe bakmaya zorluyor. Premier Lig’in bağımsız komisyonu, kulübün 2009-10 ile 2017-18 arasındaki dokuz sezonda ciddi mâli ihlâllerde bulunduğuna hükmetti. Karara göre City, bazı sponsorluk gelirlerini olduğundan yüksek, bazı giderlerini ise olduğundan düşük gösteren anlaşmalar kullandı; böylece mâli kurallara uygunmuş görüntüsü verdi.
Dosyanın hukukî tarafı kendi yolunda ilerleyecek. Fakat İngiliz futbolunun önündeki mesele mahkeme kararından daha eski. Manchester City bir sabah uyandığımızda serveti açıklanamayan, nereden çıktığı bilinmeyen bir güç olarak belirmedi. Abu Dabi sermayesi 2008’de kulübü satın aldı; ardından transfer harcamaları arttı, sponsorluk anlaşmaları büyüdü ve City birkaç yıl içinde Avrupa futbolunun en güçlü takımlarından birine dönüştü. Futbol dünyasında bu değişimin kaynağı hakkında hiçbir zaman büyük bir sır yoktu. Premier Lig de bütün bunları tribünden seyretmiyordu. Aynı sistemin yöneticisiydi.
Bir skandalın on beş yıl sürmesi
Bu yüzden bugün ortaya çıkan manzaraya yalnızca “kuralları çiğneyen kulüp yakalandı” diye bakmak yetersiz. Asıl tuhaflık, söz konusu dönemin üzerinden bu kadar uzun zaman geçmiş olması. Premier Lig, City hakkındaki resmî suçlamaları Şubat 2023’te açıkladığında dosyada 2009-10 sezonuna kadar uzanan iddialar vardı. Yani ligin kendi kayıtlarına göre tartışmanın bir bölümü yaklaşık on dört yıl geriye gidiyordu.
Elbette karmaşık mâli soruşturmalar zaman alır. Belgelerin incelenmesi, şirketler arasındaki ilişkilerin çözülmesi ve savunmaların alınması birkaç haftada tamamlanacak işler değildir. Fakat burada daha temel bir sorun var: Bir spor organizasyonunda rekabeti koruyan kuralların etkisi, yalnızca sonunda ceza verebilmesine bağlı değildir. Müdahalenin zamanlaması da önemlidir.
Çünkü futbol geriye sarılamıyor. 2012’de oynanan bir maç yeniden oynanmayacak. O sezon yapılan transferlerin fiyatları eski düzeyine dönmeyecek. Şampiyonluk yarışlarında verilen kararlar, antrenörlerin kariyerleri, oyuncuların tercihleri ve kulüplerin yatırım stratejileri yıllar önce gerçekleşti. Finansal düzenlemenin amacı rekabeti belirli sınırlar içinde tutmaksa, on beş yıl sonra gelen hüküm geçmişte oluşmuş bütün sonuçları ortadan kaldıramaz.
Premier Lig kendi hikâyesinin dışında değil
Manchester City’nin yükselişi aynı zamanda Premier Lig’in küresel yükselişinin de bir parçasıydı. Agüero’nun 2012’de şampiyonluğu getiren golü bugün ligin tarihindeki en çok kullanılan görüntülerden biri. Guardiola’nın City’si dünyanın her yerinde izlendi. Liverpool-City şampiyonluk yarışları İngiliz futbolunun pazarlanabilirliğini artırdı. Dünyanın en pahalı oyuncularının ve en tanınmış antrenörlerinin İngiltere’ye gelmesi, Premier Lig’in “dünyanın en büyük ligi” iddiasını güçlendirdi.
Buradaki çelişki tam da bunun içinde duruyor. Lig bir taraftan sermaye girişinin yarattığı rekabeti, yıldızları ve gösteriyi küresel bir ürüne çevirdi; diğer taraftan bu ekonomik modelin kendi kurallarına uyup uymadığını denetlemekle yükümlüydü. Bugün bağımsız komisyonun ulaştığı sonuç doğruysa, sistemin bu ikinci görevini yıllarca yerine getirmediğini gösteriyor.
Bunun sorumluluğunu yalnızca denetlenene yüklemek kolaycılık olur. Bir kurum, kendi kurallarının dokuz sezon boyunca sistematik biçimde aşılabildiğine hükmediyorsa, sonunda kendisine de bakmak zorundadır. Nasıl oldu da bu kadar büyük meblağlar, sponsorluk ilişkileri ve şirketler arasındaki para hareketleri yıllarca etkili biçimde denetlenemedi? Neden sorun futbol düzenini çoktan değiştirdikten sonra çözülebilecek bir dosyaya dönüştü?
Bunlar City’nin sorumluluğunu azaltan sorular değil. Tam tersine, olayın ölçeğini büyüten sorular.
Önce kapıyı açıp sonra şaşırmak
İngiliz futbolunun son otuz yılı biraz da sermayeye mümkün olduğunca geniş bir kapı açma hikâyesi. Kulüpler giderek daha pahalı varlıklara dönüştü; yatırım fonları, milyarderler ve devletlerle yakın ilişkili sermaye grupları Premier Lig’e girdi. Başarı için gereken ekonomik ölçek de buna paralel biçimde büyüdü.
Bu model uzun süre büyük bir başarı hikâyesi olarak anlatıldı. Yayın gelirleri arttı, statlar doldu, dünyanın en iyi futbolcuları İngiltere’ye geldi. Fakat aynı düzen şimdi kendi sınırlarını belirlemeye çalışıyor. City hakkındaki soruşturmanın en öğretici tarafı burada yatıyor.
Sorun kuralların bulunmaması değil. Premier Lig yönetiminin 2023’te açıkladığı suçlamalar zaten o yıllarda yürürlükte bulunan mâli bildirim ve finansal fair play hükümlerine dayanıyordu. Mesele, kural ile onu uygulayabilecek kurum arasındaki fark.
Bir ekonomik modeli yıllarca teşvik edip onun sağladığı gelirden, ilgiden ve uluslararası prestijden yararlandıktan sonra düzenleyici otorite rolünü hatırlamak kolay değil. Çünkü sonunda yargılanan yalnızca kuralları ihlâl ettiği iddia edilen kulüp olmuyor. O kulübün büyümesine izin veren, onun başarılarını pazarlayan ve aynı dönemde onu denetlemekle görevli olan sistem de kendi geçmişiyle karşı karşıya kalıyor.
Manchester City soruşturmasında karar ne çıkarsa çıksın, 2008’de açılan kapı kapanmış olmayacak. Abu Dabi’nin gelişiyle birlikte kulüp sahipliğinin anlamı, rekabetin mâli ölçeği ve başarıya ulaşmak için gereken sermaye bütünüyle değişti; ardından başka yatırımcılar da aynı yolu izledi. Premier Lig bugün City’nin hesaplarını didik didik ediyor ama asıl kayıt çok daha geniş bir yerde duruyor: Son on beş yılda İngiliz futbolunun kimlere açıldığı, hangi parayla büyüdüğü ve bunun karşılığında neleri kaybettiği.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et