Beşiktaş yeniden hayâl kurduruyor
Futbolda büyük galibiyetlerin iki ayrı ömrü vardır. İlki doksan dakika sürer; goller, tribünler, tabeladaki skor ve maç sonu sevinciyle tamamlanır. İkincisi ertesi sabah başlar. Heyecan çekildikten sonra geriye ne kaldığına bakarsınız. Beşiktaş’ın Marsilya’yı 4-1 yendiği maç, bu ikinci sınavdan da güçlü çıkabilecek türden bir galibiyetti. Çünkü skorun büyüklüğünü taşıyan bir oyun vardı sahada.
Uzun süredir Beşiktaş üzerine konuşurken mesele oyuncu kalitesine, transferlere, eksik bölgelere ve yönetim kararlarına bağlanıyordu. Takımın nasıl oynamak istediğini tarif etmek çok daha güçtü. Marsilya karşısında berrak biçimde görülen değişim buydu. Beşiktaş’ın artık tanımlanabilir bir oyun fikri var.
Top rakipteyken öne gitmek, topu kazandığında hızlı biçimde rakip kaleye yönelmek, hücum yerleşiminde oyuncuları birbirine yakın tutmak ve kaybedilen topu kısa sürede geri almaya çalışmak bu fikrin temel parçaları. Her şey kusursuz işlemiyor. Zaten birkaç ay önce kurulmuş bir takımda kusursuzluk aramak anlamsız olur. Önemli olan, sahadaki on bir oyuncunun ortak bir niyet taşıması.
Vincenzo Italiano’nun etkisi de burada hissediliyor. İzi yalnız oyuncu değişikliklerinde görülmüyor. Rakip stoper topu aldığında kimin çıkacağı, orta sahadaki boşluğu kimin kapatacağı, santrforun hangi pas kanalını kapatacağı konusunda ortak refleksler oluşuyor. Takım olmak biraz da budur: benzer durumlara birlikte cevap verebilmek.

Riskin bedeli
Beşiktaş’ın futbolunu cazip kılan şeylerden biri saldırganlığı. Marsilya’nın teknik kapasitesine rağmen geri çekilip rakibini beklemedi. Öne çıktı, baskı yaptı ve rakibini kendi sahasında rahatsız etmeye çalıştı.
Bu tercihin doğal bir bedeli var. İlk yarının ortalarından itibaren Marsilya baskıyı aşmaya başladığında orta sahadaki mesafeler açıldı. İlk pres hattı geçilince savunmanın önünde geniş alanlar oluştu. Beşiktaş sezon başından beri en güçlü silahlarından biri olan baskıyı bir süre sürdüremedi.
Bu bölüm gecenin değerini azaltmıyor. Aksine takımın gelişmesi gereken alanı gösteriyor. Sürekli önde basan bir ekip, ilk baskısı kırıldığında hızla yeniden daralabilmeli. Beşiktaş bunu her pozisyonda yapabilecek seviyeye henüz gelmiş değil.
Daha önemli olan ise ikinci yarıda verdiği cevaptı. İlk yarının son bölümünde oyunu kaybeden takım soyunma odasından tedirgin dönmedi. Temposunu yeniden yükseltti, Marsilya’nın pas bağlantılarını bozdu ve maçı tekrar istediği alana taşıdı. Büyük takımların önemli özelliklerinden biri budur: maç içinde kaybettikleri oyunu yeniden ele geçirebilmek.
Düzen oyuncuları büyütüyor
Junior Olaitan’ın performansı, Italiano dönemindeki dönüşümü anlatan iyi örneklerden biri. Olaitan artık topu aldığında çevresinde ne bulacağını daha iyi biliyor. Önünde koşu yapan bir oyuncu, yanında pas seçeneği, arkasında top kaybını karşılayabilecek bir yapı bulunuyor. Bu güven onun daha cesur oynamasını sağlıyor.
Orkun Kökçü’nün dün geceki performansı da benzer biçimde iki ayrı bölümden oluştu. İlk yarıda Marsilya orta sahayı kapattığında ritmi düştü. İkinci yarıda alanlar yeniden açılınca oyunun ağırlık merkezlerinden birine dönüştü.
Salih Özcan ise daha görünmez bir yük taşıyor. Beşiktaş öne çıktıkça onun kapatması gereken alan genişliyor. İkinci topları toplamak, geçişleri kesmek, hücumcuların arkasını güvence altına almak onun görevi.
Dušan Vlahović’in gol atamadan iyi bir maç çıkarması da Beşiktaş’ın hücumundaki değişimi gösterdi. Sırp yıldız maç boyunca stoperleri meşgul etti, bağlantı oyununa katıldı ve arkadaşlarına alan açtı.
Dolmabahçe yeniden oyunun parçası

Gecenin en güçlü taraflarından biri tribün ile takım arasındaki ilişkiydi. Beşiktaş taraftarının sahadaki mücadeleye verdiği tepki her zaman güçlü olmuştur. Bir oyuncu kaybettiği topun peşinden gittiğinde, takım hâlinde yapılan baskı rakibi hataya zorladığında Dolmabahçe’nin sesi değişir.
Marsilya karşısında takım tribünü harekete geçirdi, tribün de takımı birkaç metre ileri taşıdı. Son yıllarda sık sık zarar gören bu alışveriş yeniden kuruluyor. Taraftar takımının ne yapmaya çalıştığını anlayabiliyor; futbolcular da tribünün hangi davranışı ödüllendirdiğini hissediyor.
4-1’den sonra beşinci golü arayan görüntü, bu ilişkinin sahadaki karşılığıydı. Skoru koruma dürtüsüne teslim olmayan, rakip kaleyi düşünmeye devam eden bir takım var sahada. Bu iştah, kontrolünü kaybetmediği sürece Beşiktaş’ın en güçlü karakter özelliklerinden birine dönüşebilir.
Yüzünü bugüne çevirmek
Fakat elbette tek bir Avrupa gecesinden sezonun tamamına dair büyük sonuçlar çıkarmak doğru olmaz. Futbol birkaç gün içinde bambaşka sorular çıkarabilir. Marsilya galibiyeti geleceğe dair garanti vermiyor. Fakat Beşiktaş’ın neye güvenebileceğini gösteriyor: yüksek tempo, kolektif baskı, hareketli hücum ve ortak bir oyun fikri.
Uzun süredir Beşiktaş’ın büyük Avrupa gecelerinden söz ederken uzak geçmişe dönmek gerekiyordu. Marsilya karşısındaki elde edilen görkemli galibiyet, yüzü yeniden bugüne çevirdi. Başka bir deyişle Beşiktaş, dün gece yeni hatıralar üretebilme gücünü gösterdi.
Dolmabahçe’de dün gece şimdiden yeni bir hatıra oluştu. Daha önemlisi, bu takımın önünde daha çok güzel Avrupa gecelerinin bulunabileceği duygusu geri geldi.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et