Medyanın ‘aşırı solu’
Uğur Mumcu 14 Aralık 1991’de katıldığı bir konferansta şöyle diyor: “... Aşırı sağ ve aşırı sola karşıyım diye bir tekerleme vardır. Ben de aşırı ortaya karşıyım. Ortayı saptamak mümkün değil ki, sol veya sağ belirlensin." Mumcu bu sözleri herhangi bir düşüncenin aşırı olarak nitelendirilmesinin düşünce özgürlüğüne aykırı olduğunu, bu yüzden insanların yargılanmasının demokrasiyle bağdaşmadığını ifade etmek için söylüyor.
Bu sıralar Türkiye’de olmasa da uluslararası medyada sıkça sağ ya da solun önüne “aşırı” sıfatı ekleniyor. Ve bu genellikle bir panik bağlamında sunuluyor; malum her şeyin aşırısı zarar.
Fransa’da karmaşıklaşan eğitim sistemi ve bazı mahallelerde okulların fiziki koşullarını protesto eden lise öğrencileri, artık onlara üniversite öğrencilerini ve hatta işçileri de eklemek gerek, medyada ortaya çıkan şiddet görüntüleriyle tartışılıyor. 9 Ekim Cuma akşamı Liberation gazetesine göre hareketin başlangıcından bu yana 6.877 kişi gözaltına alınmış, bunların 21’i tutuklanmış. Gözaltına alınanların yüzde 86’sı 18 yaş altı, 2000 kişi hakkında da soruşturma açılmış. Geçen hafta başında bir öğrencinin elinin kopması nedeniyle İçişleri Bakanlığı “şok bombası” kullanımını durdurdu. Sayılarla kanıtlı polis şiddetine rağmen medya öğrencilerin şiddet eylemlerini göstermeyi tercih ediyor. Medya gözlem sitesi Acrimed çarşamba günü Fransız medyasının gösterileri nasıl çerçevelediğine dair bir analiz yayınladı. Örneğin France 2 kanalı haberlerinin yalnızca yüzde 15’i kadar sürede öğrencilerin taleplerinden söz etmiş. Daha çarpıcı olan ise medya genelinde eylemlerin 2016’da kurulan Boyun Eğmeyen Fransa (LFI- La France insoumise) partisi tarafından kışkırtıldığına olan inanç. Merkezde sayılan Le Monde, Liberation gibi gazeteler eylemlerin yerine hükümetle LFI arasındaki tartışmaya odaklanırken genel soru “öğrencilerin kışkırtılıp kışkırtılmadığı”. Daha sağda Le Figaro gibi gazeteler ise eylemlerin arkasında LFI’ye üye siyasetçilerin olduğunu istihbarat notları ile kanıtlamaya çalışıyor. Eldeki ipucu ise Jean-Luc Mélenchon'un protestocuları ziyareti, LFI’li siyasetçilerin polis müdahalesinin önünde barikat oluşturması.
Öğrencilerin sesini ilk duyuran ilginçtir ki sağcı bir gazeteci Vincent Lapierre. Sarı Yelekliler eylemlerinde popülerleşen, kendisini “saha gazetecisi” olarak tanımlayan Lapierre’in sağcılığı 2013-2018 arası anti-semit, ırkçı, kadın düşmanı Alain Soral’la yakın olmasından geliyor. Nasyonal sosyalist Egalité et Réconciliation (E&R) grubunun kurucusu ile yollarını epey kavgalı bir şekilde ayırmış olan Lapierre, 2018’de “Le media pour tous” (herkes için medya) adlı haber sitesini kurdu, Youtube videoları çok seyrediliyor. Jacques Decourt lisesi öğrencisi Elwan’ı Lapierre sayesinde artık tüm dünya tanıyor. Lapierre’in sağcı Ulusal Cephe (Front National) önerisine “Faşistleri tanıyoruz” diyerek itiraz eden ve çıkışı soldan gösteren Elwan, perşembe akşamı takım elbisesiyle katıldığı bir televizyon programında polis sendikası başkanı ve ‘sen öğrencisin haddini bileceksin’ diyen öğretmenler karşısında altta kalmadı. Görece koşulları iyi bir lisede okuması ve yaşadığı semt bazı gazetecilerin “şüphelenmesi” için yeterli görünüyor.
İspanya’da barınma sorununu taşıran son damla 87 yaşındaki Maricarmen Abascal’ın evden atılması oldu. Sokak eylemleri sürerken Abascal öldü. Sorunu hafifletici yasa tasarısını geçiremeyen, Türkiye’de çok sevilen Pedro Sanchez seçime gidiyor. İspanya günlerdir sokakta ve barınma sorunu yaşayan eylemcileri Fransız gençleri gibi “kışkırtılmış” olarak etiketlemek zor. Ancak buna rağmen Sanchez’in “aşırı sol” tarafından köşeye sıkıştırıldığı için seçime gittiği, önerilerinin İspanya’da emlak sorununu krize sokup ev sahiplerini mağdur edeceğini söyleyen medyası var. Dahası bu medya Puerta del Sol meydanında toplananları “pazartesi işe gitmeyenler” olarak itibarsızlaştırmaya çalışıyor.
Geçen hafta yapılan ve başkanlık seçimi 25 Ekim’deki ikinci tura kalan Brezilya seçimlerinde ABD medyası ve Bolsonaro yanlıları için sol zaten “aşırı”, sosyal adalete dair her talep doğrudan “komünizm”le* yaftalanıyor.
Sağ zaten hiçbir zaman kendisini sağ olarak tanımlamıyor, milliyetçi, muhafazakâr gibi kavramları tercih ediyor. Sağ tarifi soldan bir tarif ve sınıf ekseninden bakınca aslında iktidarları tarif ediyor. Aşırı sağ ise göçmen ve azınlık karşıtı, toplumsal cinsiyet rollerinin sorgulanmasına, farklı cinsiyet kimliklerinin varlığına tümden karşı hareketlere deniyor. Bunlar sağ iktidarlar sayesinde (örneğin Trump’ın Latin Amerika üzerindeki etkisi gibi) güçleniyor. Peki aşırı sol ne? En azından medya için ne anlama geliyor? Sağ kendisini biz ve ötekiler, halk ve yozlaşmış elitler ikiliğinde tanımlarken sol için halk ücretiyle geçinen sınıf, karşısında onu sömüren sermaye bulunuyor. Sol gelir adaletsizliğini ortadan kaldırmayı, herkesin barınma, beslenme, eğitim, sağlık gibi haklara erişebilmesini savunuyor. Sokaklar sosyal adalet talep ederken bunu “aşırı sol” diye nitelendirmek medyanın yapısal yanlılığını gösteriyor. Sağ iktidarlar, seçimden seçime sandığa giden, kendisinden başka çare olmadığını düşünen kitleleri arzuluyor. Sokak iktidarların kâbusu, medyası da tarafsızmış gibi bu kâbusu dilendiriyor. Dünya üzerinde bir komünizm heyulasının henüz dolaşmadığı açık ama medyanın gulyabani masalları hep masanın üzerinde.
*Brezilya seçimleri ile ilgili Evrensel Youtube kanalında Kavel Alpaslan ve Ertan Erol’un Esra Akgemci’yi konuk aldıkları Patria Grande programını izlemenizi öneririm.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et