4 Ekim 2026 00:30

Herkesin ailesi var, kimse güvende değil

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Bülent Ersoy, sahne yasağının sürdüğü 1987’de Özal’a bir mektup yazıyor ve şöyle diyor: “Suçsuz ceza olur mu? Mahkeme kararına dayanmayan bir infaz düşünülebilir mi? Sözlerimi mazur görünüz, yaşadığımız ülke Anayasası, adaleti, hukuk düzeni olan bir ülke mi, yoksa şahsi arzularla bazı insanların mahvedildikleri bir krallık, despotluk mu?”

Mabel Matiz hakkında "Ha Leylim" klibi gerekçesiyle açılan "müstehcenlik" soruşturmasının iddianamesinde savcılık "Damat rolünde bulunan erkek şahıs ile sarı saçlı ve sarı takım elbiseli diğer erkek şahsın görüntüye girdikleri, şahıslardan birinin ceketini çıkardığı, devamında her iki erkek şahsın karşılıklı olarak dans ettikleri, dans sırasında kol ve kalça bölgelerini belirgin şekilde kullanarak tekrarlayan hareketlerde bulundukları tespit edilmiştir" demiş. Walter Lippman “Çoğu zaman önce görüp sonra tanımlamayız, önce tanımlar, sonra görürüz" der. Savcılık önce ne göreceğine karar vermiş sonra klibi izlemiş.

Ersoy’un sahne yasağı 1988’de kalkacak, ancak sorusu 39 yıl sonra hâlâ cari.

Sosyal medyanın özgürlük getirdiğine dair artık kimse 20 yıl önceki kadar umutlu değildir herhalde. Platformların esasen kâr peşinde koşan şirketler olduğu, tekelleşerek medyayı dahi kendilerine bağımlı kıldıkları günümüzün mühim meselesi. Üstelik bu şirket sahipleri otoriter iktidarlarla iyi geçinmeye gayet meyilliler. Manidar bir tesadüfle 12 Eylül’de “Ailem Güvende” operasyonuyla başlayan toplu erişim engellemeleri, fon skandalı ile birlikte hızlandı, her gün onlarca hesap engelleniyor. Onca yıl biriktirilmiş, arşiv niteliği de taşıyan hesap içerikleri bir anda buhar oluyor. Engellenen hesapların çetelesini tutan Engelli web bir kez daha engellendi. Onun bağlı olduğu İfade Özgürlüğü Derneği’nin kurucularından ve yıllardır internet özgürlüğü için çalışan Prof. Yaman Akdeniz’in hesabı da engellendi. Sansürün bu kadar ağırlaştığı bir mecrada bulunmak için neden bu çaba? Sağcı, faşist eğilimli Elon Musk’ın X’ini neden terk etmiyoruz?

Sansürle mücadelede iki eğilim var: İlki bizler olmazsak bu mecraların içi boş kalacak, terk edelim, boykot edelim. Başka platformlara tamamen taşınanlar var, yedek hesap açanlar var. Bu çözümün sınırlılığı bir sermayedardan başka bir sermayedara sığınmaktan ibaret olması. Örneğin Bluesky’ın CEO’su Jay Graber’ın hükümet baskılarına daha dirençli olacağının bir garantisi yok. Dahası diğer tarafta kalan kişisel arşivimiz ne olacak? İkinci eğilim ise mümkün olduğunca direnmek, taktiksel yöntemlerle mücadele etmek. Çünkü diğer mecralar daha steril ve hâlâ daha homojen. Sevincimizin, isyanımızın daha görünür olmasını istiyoruz.

Zizi Papacharissi 2015’te aynı adla çıkan kitabında duygulanımsal kamular (affective publics) kavramını literatüre soktu. Ona göre sosyal mecralarda bizi bir arada tutan şey ideoloji, örgütsel bağlar ya da rasyonel müzakere değil, ortak bir duygulanımsal yoğunluğu paylaşmak ve bunu dile getirmek. Dijital platformlar bu yoğunluğu büyütüyor. Kullanıcılar kendilerini bir olayın, hareketin ya da anlatının parçası hissediyorlar. Bunlar geçici, gevşek ve akışkan aidiyet biçimleri ve illa ilerici olmak durumunda değiller. Vazgeçemediğimiz belki geçici de olsa böyle bir aidiyet hissi. Gezi’deki gibi hissetmek. Diğer taraftan bu yoğunlaşma sağcı, muhafazakâr iktidar için de çok kullanışlı. Pek çok konuda iktidarla ayrışanlar “çocukların korunması”, “ahlaki yozlaşma” mesajlarıyla saflara çekilebiliyor. Bu mesajlar örgütlenmiş hesaplar (trol ekipleri) eliyle dolaşıma sokuluyor. Sağ popülist bir çerçevede, “halk” ve “yozlaşmış elitler” ikilemine çekiliyor ve ayrımcı politikalar meşrulaştırılıyor. Yeni bir strateji değil. Bülent Ersoy’un yasaklı olduğu yıllarda Britanya’da büyük madenci grevi onlara destek veren eşcinsel hareket üzerinden gayrımeşrulaştırılmaya çalışılmıştı. Ronald Reagan ABD’de eşcinsel hareketi yasaklamaya dönük Aile Koruma Yasası’na destek vermiş, sözcüsü AIDS’i “eşcinsel vebası” olarak tanımlamıştı. Günümüzde de yine “çocukların korunması” bahanesiyle temel haklara savaş açan gruplar sosyal ağlar üzerinden dünyanın her yerinde örgütleniyor.

Bu durumu muhafazakarlık-demokratlık ekseninden ideolojik bir ayrım olarak okumak yanıltıcı olur. Reagan’ın bireysel ilişkilerinde homofobik olmadığına dair tanıklar olduğu gibi, Erdoğan da 2002'de “Eşcinsellerin de kendi hak ve özgürlükleri çerçevesinde yasal güvence altına alınması şart” demişti. Burada mesele LGBTİQ hareket karşıtlığının sağladığı toplumsal konsolidasyon, bir anlamda duygulanımsal kamunun potansiyeli.

T24’ün önce nereden ve neden çıktığı belli olmayan bir trol kampanyasının hedefi olması, ardından Adalet Bakanlığı gruplarında “LGBT Propagandası” yapmakla “suçlanması” ve internet sitesinin 118 haber ve köşe yazısı gerekçe gösterilerek İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği’nin kararıyla kapatılması net bir örnek. Kararda haberler ve sosyal medya paylaşımlarının “Türk aile yapısını zayıflatmaya yönelik olduğu” ve "gençlerin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularındaki gelişim süreçlerini olumsuz etkileyebileceği" ifadeleri yazılmış, ancak yasal gerekçe “suç işlenmesinin önlenmesi ve kamu düzeninin korunması”na dayandırılmış. Üstelik Anayasa Mahkemesi’nin İnternet Kanunu’nun bu ilgili 8/A maddesine dayanılarak tüm sitenin kapatılmasının ifade özgürlüğüne aykırı olduğuna dair pilot kararına rağmen. Belki hâkim AYM’nin kararını hatırlayarak ilk başvuruda site kapatmayı reddetti ancak ne olduysa dört gün sonra ikna olmuş.

Sendika.org, Mezopotamya Haber Ajansı, Jin Haber Ajansı’nın siteleri defalarca kapatılmıştı ancak Kürt sorununun çözümüne dair başlayan süreçle birlikte yeni düşman arayışı doğdu belli ki. T24’ün sitesinin kapatma gerekçesi hemen tüm medyaya uygulanabilir. Zaten haberlere bakıldığında hak ihlalleri, güncel olaylar bahane edilmiş, hukuki bir karşılığı yok, ahlaki bir panik yaratılmaya çalışılıyor. Hak savunucularının tümü bir sabah baskınıyla alınabilir, Tuğba Tekerek gibi haber yaptığı için tutuklanabilir. 80’lerden bugüne baskılara uğramasına rağmen LGBTİQ hareketi ortadan kalkmadı. Bu baskıların hukuksuz olduğu kadar siyasi olarak da meşruiyetten yoksun hatta ayrımcılık olduğu çekinerek değil yüksek sesle dile getirilmeli. Herkesin ister onu doğurup yetiştiren ister seçtiği bir ailesi var, ama artık kimse güvende değil.

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et