Nafaka ‘mağdurlarının’ medyası
Bundan dört-beş yıl önce sevgili meslektaşım Duru Su Kadıoğlu ile Twitter’da örgütlü, kendilerine “nafaka mağdurları” adını veren grupları izlemeye başlamıştık. İki büyük grup vardı bunlardan ilki Süresiz Nafaka Mağdurları Platformu (SNM) diğeri de Boşanmış İnsanlar ve Aile Platformu (BIA). Üye sayıları çok olmamakla birlikte çıkardıkları ses epey yüksekti, çünkü medyada kendilerine hatırı sayılır bir destek mevcuttu.
Öncelikle kavramlara açıklık getirmek gerekiyor. Boşanma aşamasında taraflardan birinin ve çocukların mağdur olmaması için “tedbir” nafakası verilebiliyor. Çocukların bakım ve ihtiyaçları için bağlanana “iştirak nafakası” deniyor, ki kadınların pek çoğu bu iştirak nafakasından dahi mahrum. Tartışmaya konu olan, süresiz nafaka olarak adlandırılan “yoksulluk nafakası” ise taraflardan birinin (kadın olması şart değil) boşanma sonrası yoksulluğa düşmesi halinde, eğer diğer taraftan daha ağır bir kusuru yoksa ve talep edilirse bağlanıyor. Ancak sanıldığı gibi süresiz değil yoksulluğa düşenin iş bulması, evlenmesi ya da “haysiyetsiz bir hayat sürmesi” durumunda mahkeme kararıyla kaldırılabiliyor.
SNM ve BİA şöyle ayrışıyor. İlk gruptakiler çoğunlukla erkekler ve nafaka ödemek istemiyorlar. Erkek dayanışması medyada da kendine yer buluyor. Bu gruplar kendi dertlerini ifade ederken aynı zamanda sürekli gazetecileri etiketleyerek seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Buraya kadar olağanüstü bir durum yok, ancak bu etiketlemeler bir süre sonra tanışıklığa, arkadaşlığa dönüşüyor. “Sayın xxx”ten “Serdar Abim”e geçiş ya da “adam yazılır xx okunur” türde bir tanışıklıktan bahsediyorum. Bu grubun esas hedefi kadınlara verilen haklar. Feministlere “feminazi” diyorlar, İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasına çok sevindiler, #İstanbulSözleşmesiÇöpte sırada Süresiz Nafaka Çocuk İcrası Velayet 6284 var” diye tweet attılar. Çağrılarına cevap verenlerden biri Hilal Kaplan oldu, Kaplan’ın “Ailenin Adı Yok” kitabını kendi Youtube kanallarında bizzat yazarı da davet ederek tanıttılar. Kaplan da 24 Aralık 2021’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a canlı yayında nafaka düzenlemesini sordu, iyi haberi uçurdu. Boşanmış İnsanlar ve Aile Platformu’nun başında bir kadın, İlknur Birsel var. Bu grubun derdi erkeklerin ikinci evliliğini yapamaması, nafaka yüzünden gelirlerinin azalması dolayısıyla ikinci eşlerin mağdur olması. Bu iki grup birbirleriyle pek anlaşamıyor. BİA hükümete erişip lobi faaliyeti yürütmeyi tercih ediyor aynı gazeteci ve köşe yazarlarıyla muhatap oluyor. SNM ise beklediği düzenleme yapılmadığı için bir dönem hükümete küsüp Yeniden Refah gibi başka partilere yanaştı. Anlaşamadıkları bir başka örgüt ise KADEM, muhafazakâr bir kadın örgütü olarak bilinen, Sümeyye Erdoğan Bayraktar’ın başında olduğu KADEM’in yoksulluk nafakasının kaldırılmasına destek vermemesi, ‘düşman feministler’ safına itilmesine neden oldu.
Cem Yılmaz nafaka değil enflasyon mağduru
Araştırmamızda bu grupların dertlerinin medyada nasıl göründüğüne de baktık. En güçlü çerçeve “kurban” rolündeki erkekler. Burada öyle hikayeler var ki inanması zor. Geçen hafta Birgün’den Sarya Toprak 29 yıldır nafaka veren sözde akademisyen Latif Tarbak'ın haberini yapmıştı. Böyle pek çok örnek var, mesela kendisini aldatan karısına nafaka ödemek için evini, arabasını satan, böbreğini satışa çıkaran (ama yetkililerden bu konuda izin bekliyordu) biri vardı, az önce baktım fenomen bir dürümcü olmuş. Yüzünü unuttuğu eşine 32 yıldır nafaka ödeyen Taki Bey ise 2018’de, daha tartışmalar çok alevliyken birdenbire ortadan kaybolmuştu. Bu çerçeveye dair önemli bir mevzu da ünlü nafaka ödeyenler haberleri. Magazin haberlerinde özellikle de Cem Yılmaz’ın ‘esprileriyle’ dile getirdiği “mağduriyet” gerçek sorunları gölgeler nitelikte. Ünlüler genellikle anlaşmalı şekilde boşanıyorlar, nafaka miktarlarının güncellenmesi konusu iki taraflı bir anlaşma ve anlaşmazlık, “yoksulluk” ile ilgisi yok; yani Cem Yılmaz nafaka değil enflasyon mağduru.
Nafaka haberlerinin önemli bir kısmı, kadına yönelik şiddetin sebebi olarak gösterilmesine ve ailenin yok oluşuna dairdi. Nafaka ödeyemeyen erkek “doğal olarak” cinnet geçiriyordu, yani kadınların hayatta kalması, dayak yememesi, bıçaklanmaması için yoksulluğa katlanmaları gerekiyordu. Ve elbette kadınların nafaka haklarının “eşcinsellik ve feminizm propagandası gibi ahlak dışı değerlerin teşviki” ile bağlantılı olduğu ifade edilerek 6284 sayılı yasaya savaş açılıyordu.
Nafaka haberlerinde bir başka öne çıkan kategori yargı haberleri. İtiraz mercii Yargıtay kararları eğer kadının lehineyse “Yargıtay’dan şok karar”, kadının aleyhineyse “Yargıtay’dan emsal karar” başlığıyla veriliyordu.
Kadın Dayanışma Vakfı 2019 yılında Yoksulluk Nafakasına dair veriler yayınlamıştı ve nafaka meblağlarının asgari ücret, açlık ve yoksulluk sınırı gibi genel ekonomik veriler çerçevesinde ele alındığında sanıldığından çok daha düşük olduğu tespit edilmişti. 2024’te bir rapor daha yayınladılar. Sonuçlar daha çarpıcıydı, çünkü boşanma nedeni olarak şiddetin oranı artmıştı. Her dört nafaka davası dosyasından birinde ceza soruşturmasına konu toplumsal cinsiyete dayalı kadına yönelik ve ev içi şiddet söz konusuydu. Yani nafaka şiddeti arttırmamış aksine şiddet gören kadınların, dolayısıyla boşanmaların sayısı artmıştı. Davalara taraf kadınların yüzde 2,7’si okuma yazma bilmezken, yüzde 13’ü ilkokul, yüzde 8,7’si ortaokul, yüzde 33,9’u lise, yüzde 30,4’ü üniversite, yüzde 6,5’i yüksek lisans mezunuydu. Yüzde 47'sinin hiçbir geliri yoktu ve bu rakam 2019'dakin üç katıydı. Mahkemelerce verilen yoksulluk nafaka miktarlarının ortalaması ise sadece 1.179,40 TL'ydi. Bu ortalama mevcut asgari ücretin yüzde 6,9’una karşılık geliyordu. Bugün de olsa olsa 2.500 TL’ye karşılık gelsin. İşte kopan bütün fırtına ortalama 2.500’TL’lik nafaka için.
Gürlek imaj düzeltmek için kadınları feda etti
Diyeceksiniz ki asıl nafaka mağduru kadınların sesini duyuran hiç mi kimse yoktu? Vardı. Onları önce yaptıkları haberler sonrasında Twitter’da uğradıkları sistematik tacizle fark ettik. Sonra kapılarını çaldık. İktidar medyasını arkasına alıp “halkın iradesi” denilerek meşrulaştırılan bu grupların karşısında esas mağdurların haberlerini yapmakta ısrar eden bir gazeteci, sosyal medyada düzenli olarak tehdit ve hakarete maruz kaldığını, hatta adının Whatsapp ve Telegram gruplarında dolaştığını öğrendiğini söyledi. Bir başka gazeteci ne zaman kadınların sesini duyurmaya çalışsa haber merkezinden “dengeli habercilik” gerekçesiyle bu gruplardan birinin görüşünü almaya zorlandığını söyledi. Oysa böbreğini satacağını söyleyen, nafaka yüzünden sokakta yaşadığı iddia edilen erkeklerin haberini yaparken kimse doğrulamaya çalışmadığı gibi, kadın ne diyor diye merak etmemişti. Kadınların sesini duyurmaya çalışan gazeteciler çalıştıkları kurumlarda bir sessizlik duvarına çarpıyor; kadın hakları savunucusu bir avukattan görüş aldıklarında dahi hakaretlere maruz kalıyordu.
2018’den bugüne bu sözde mağdurlar yasal düzenleme yapılmasını talep ediyor. Kaç seçim geçti ama istedikleri olmadı, ta ki geçen hafta Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasının süresiz uygulanması düzenlemesini oy çokluğuyla iptal edene dek. Adalet Bakanı Akın Gürlek biliyorsunuz Gülistan Doku, yoksul halka pahalı tavuk satan firmalara operasyon ve kayyım atanması gibi çeşitli soruşturmalarla imaj düzeltmeye çalışıyor. Burada da öyle bir fırsat görmüş olacak, AYM kararının hemen ardından açıklama yaptı: “adalet ve hakkaniyet ilkeleri adına son derece kıymetli buluyoruz” dedi. Kimin ‘adaleti ve hakkaniyeti’ olduğunu herkes biliyor, özellikle de AKP’ye oy vermiş, muhafazakâr kadınlar. Çünkü esasen en büyük mağduriyeti yaşayan okumasına, çalışmasına izin verilmeyen kadınlar. Yoksulluk nafakasına nasıl bir süre getirileceğini en geç dokuz ay sonra göreceğiz. Ancak esas büyük sorun bu düzenleme iptalinin kadınların kazanılmış haklarından çok büyük bir geriye gidiş olması. Kadın haklarına karşı topyekûn bir savaş var, “zafer” diye kutlanan bu saldırılara daha güçlü tepki vermek gerekiyor.
Evrensel'i Takip Et