5 Temmuz 2026 00:05

Mantıklı olan iktidarın fobisiyle uyumlu yaşaması değil mi?

Bu yazı yazılırken Deniz Göktaş’ın Ölü Deniz adlı gösterisinin videosu 9.5 milyon izleyiciye ulaşmıştı, siz okurken muhtemelen 10 milyonu geçecek. Eskiden bir gazetenin etki alanından bahsedilirken satışı dörtle çarpılırdı. Eve giren gazeteyi dört kişilik bir ailenin hepsinin okuduğu varsayımıyla. Tabi bu biraz reklam verene hitap eden bir pazarlama mantığına dayanıyordu. Gazeteler artık bırakın çarpan etkisini çoğu eve girmiyor bile. Dijital dünya daha bireysel, herkesin kendi tableti, telefonu ya da bilgisayarı var. Burada başka parametreler devreye giriyor, pazarlamanın dikkat ekonomisi olarak paketlediği dünyada izleyicinin/okuyucunun dikkatini yakalamak ve mümkün olduğunca uzun süre tutmak hedefleniyor. Etki artık izlenme sayısı, ne kadar süre izlendiği, paylaşıldığı ve yorum aldığıyla ölçülüyor. Ne kadar süre izlendiğine dair verileri göremesek de Göktaş’ın 24 Haziran’da bize emanet ettiği 90 dakikalık videonun tamamını izleyenlerin oranının başka videolara kıyasla çok yüksek olduğunu söylemek spekülatif olmaz. Videonun beğeni oranı izlenme oranının yüzde 4’ünü aşıyor ki bu çok yüksek bir oran. Esprileri beğenenler illaki birbirine anlatıyor, başka platformlara taşıyor, paylaşıyor. Tüm bunları düşününce kabaca etki oranını izleyici sayısını üçle çarparak tahmin edebiliriz. Yani Deniz Göktaş’ın cesur mesajlarının 30 milyona ulaştığını söyleyebiliriz, ki bugün herhangi bir medyanın bu derece büyük bir izleyiciyi yakalaması çok zor. Dahası burada kalmayacak, zamanla hem izleyicisi hem etkisi artacak. Google şeffaf bir kurum olmadığından, farklı ülkelere farklı tarifeler uyguladığından geliri hesaplamak zor. Ancak siyasi duruşunu sözde bırakmayıp hayata geçiren, videoyu reklamsız olarak paylaşan Göktaş’ın çok büyük bir gelirden vazgeçtiğini de söyleyebiliriz.

Bu hesaplamaları Göktaş’ın vazgeçtiği parayı konuşmak için değil, etkisini iyi anlamamız için yaptım. İktidarın onca maddi gücü, medyası, trol hesaplarına karşı bir kişinin cesareti yetiyor. Bu güçten korktular ve Göktaş’ı tutukladılar demiyorum. Artık sistem öyle işlemiyor, kıyıda köşede kalmış bir videoda görünen bir mimik bile tutuklanmaya yetiyor. 24 Haziran saat 20.00 itibariyle sosyal medyadaki yorumlar Göktaş’ın Erdoğan’a “diktatör” deme cesaretine odaklanmıştı. Kimi alkışlıyor kimi de ‘diktatör olsa bunu diyemezdi’ klişesini tekrarlıyordu. Ardından Göktaş’ın başına gelecekler konuşulmaya başlandı. Hemen harekete geçilse “diktatör”ün “diktatör” olduğu kanıtlanacağından biraz beklendi. Sonra son derece sistematik biçimde dine hakaret “hassasiyetleri” yükseldi. Göktaş’ın TCK 216/3’ten tutuklanacağı artık belliydi.

Türk Ceza Kanunu’nun 216. Maddesi Türkiye’nin AB’ye girme umudunun yeşerdiği günlerde nefret söyleminin önlenmesi için değiştirilmiş bir madde. Eski numarası 312 ki o da çok meşhurdu, mesela Erdoğan şiir okuduğu için 312/2’den yani “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan hapse girmişti. 216. maddede düşüncenin suç sayılmaması için önlemler alındı. Bunlardan ilki "halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa tahrik"in alenen yapılması idi. Buradaki alenilik yalnızca eriştiği kitle açısından değil ifadelerin doğrudan nefret içermesine, suça teşvik etmesine işaret ediyordu. Diğeri ise "bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması" şartıydı. Yani ifadenin kendisi nefret hakaret içeriyor olabilir, halkın bir kısmının hiç hoşuna gitmiyor olabilir ancak bunun sonucunda kamu barışını bozacak bir tehlike yoksa ya da daha geniş tartışalım, ifadenin muhatabı olan halk kitlesinin korunmaya ihtiyacı yoksa bu suç teşkil etmez. Biz buna ifade özgürlüğü diyoruz. Nefret söyleminden korunması gerekenler, toplumda azınlıkta olanlar, kendini savunacak imkanları kısıtlı olanlardır. Türkiye Cumhuriyeti'nde egemen inanış Sünni Müslümanlıksa orada Sünni Müslümanların korunmasına gerek yoktur, çünkü kendi imkanlarıyla, medyasıyla kendini ifade edebilir, cevap verebilir. Kendi ideolojik çerçevesinden bir stand-up şovla sesini çok daha geniş kitlelere duyurabilir. Hatta böyle bir şey olsa, mesela bizde icap ederse kitlelere zorla bile izlettirilir. Ama işte olmuyor, geçmişte maruz kaldığını tekrarlamak, yasaklamak, hapse atmak, korkutmak daha işlevsel geliyor ama rejimin kırılganlığını saklayamıyor, geçmişte de saklayamamıştı.

Deniz Göktaş tam olması gerektiği gibi, olması gereken zamanda cesaret gösterdi. Omuzlarına bir kahramanlık pelerini atmak, kaldırabileceğinden fazlasını yüklemek doğru değil. Ama neden bu kadar sevildiğini, benimsendiğini, birkaç günde nasıl bu kadar tanındığını siyaseten doğru okumak gerekiyor. Ekonomik ve politik baskıdan bunalan halk mevcut siyaseti aştı, konu CHP’ye uygulanan baskıya tepkinin çok ötesine geçti. Toplum siyasetçileri cesaretlendiriyor, onlarla yürümeye mecbur bırakıyor. Siyaseti halk sürüklüyor. Bunun önüne geçmek için baskı daha da artacaktır bu kimseyi şaşırtmaz ama artan baskıyla çatlaklar daha da berraklaşıyor. Deniz Göktaş esprilerine öykünerek bitirelim, güçsüz görünmekten korkanlar neden bunu açık eden siyasi hamleler yapar ki?

“Fobinle uyumlu yaşaman gerekmiyor mu?”

Ceren Sözeri

Mantıklı olan iktidarın fobisiyle uyumlu yaşaması değil mi?
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et