6 Haziran 2026 00:15

‘Bana kalsa bütün CHP milletvekillerini nezarete atacaktım’

Başlıktaki sözler 80 Darbesi sonrası DİSK Davasının Sıkıyönetim Savcısı Süleyman Takkeci’ye ait. Niye atamamış? Önce Haydar Saltık engel olmuş, Ankara-İstanbul savcılıkları arası yetki karmaşası yaşanmış. “CHP milletvekilleri elimden kurtuldular” diyor, o dönem Nokta dergisine verdiği söyleşide. Aziz Çelik’in editörlüğünü yaptığı DİSK Tarihi albümünün üçüncü cildi davayı adım adım izleyen bir belgesel niteliğinde ve bugüne dair çok şey söylüyor.

CHP’nin iktidarın hedefi haline gelmesi, çok partili siyasal rejime geçişle yaşıt neredeyse. İkinci Dünya Savaşı dönemi, özellikle faşist iktidarlara duyulan yakınlık, CHP karşısında sosyalistleri de kapsayan bir ittifakın oluşmasına neden oluyor. Ancak Demokrat Parti ilk yıllarında Halkevlerini kapatıyor, CHP’nin mallarına el koyuyor. Çünkü tehdit olarak gördüğü partinin tabanı hep var. Kemal Tahir’i yalnızca Devlet Ana ve Kurt Kanunu’na bakarak değerlendirmek yanlış, mesela Hür Şehrin İnsanları’nda Muharrir Kadri Ekrem Bey’in öfke patlaması bugün bir Halk TV izleyicisini de coşturur:

“Ertuğrul Hikmet'in anlattıklarına göre sen, bulunduğun yerde duramazsın Mustafa Kemal'i daha çok sevmek için arayacaksın, aradıkça ondan, belki de farkına varmadan uzaklaşacaksın. Nihayet öyle bir yere geleceksin ki karşındakiler, yanına gitmek istediklerin olacaklar ve onların arasında, bu seni şaşırtan hatta öfkelendiren fikirlerimle ben, belki de elimde altı oklu inkılapçı partinin bayrağını tutarak, ben de bulunacağım! Dövüşeceğiz! Sonunda siz kazanacaksınız” (Tahir, 1974: 617).

CHP’nin 1960-1980 arası, sol hareketlerin açtığı alana yaslanarak sola kayması; Ecevit’in İnönü’yü devirmesi, 77’de Kıbrıs Harekatı’nın rüzgarıyla da olsa, yüzde 41 oya ulaşması bir yerde ‘Türkiye seçmeni esasen sağcıdır’ klişesini yıkar. Ki zaten 15-16 Haziran eylemleri, TÜSİAD’ın Ecevit’e karşı "Gerçekçi Çıkış Yolu" ilanları hatırlanırsa, mevzunun gayet sınıfsal olduğu da kanıtlanır. ‘CHP sol mudur’, ‘Sınıftan kopmuş mudur’ sorularının tartışıldığı ‘eski güzel günleri’ özlüyor insan. Sınıftan pratik olarak kopsa da ideolojik filizlerin hala yeşil olduğuna dair emareler mevcut. Takkeci’nin DİSK’e destek verdiği için CHP’ye öfkesi, bugün Akın Gürlek’in bulunduğu mevkiyi hayal etmesi bundan.

17 Aralık 1986’da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mükerrem Taşçıoğlu’nun Meclis’te “Kafası kopasıca sendikalar” sözünün yarattığı infiale verdiği cevap “Bizim zihniyetimiz bu kardeşim, bu siyasi iktidarın tercihi bu. Gücün yetiyorsa, bileğin kuvvetliyse indir aşağıya…”

Şimdi geldik esas soruya. Özgür Özel, idamla yargılanan Abdullah Baştürk’ün “Ancak ceketimi asarsınız” cesaretini andırır halde kuyruğu dik tutuyor ama Bülent Kuşoğlu’nun arkasına saklandığı “devlet aklı”yla ne kadar kavga edeceği kuşkulu. Çünkü o devlet aklı Taşçıoğlu’nun aklı, Takkeci’nin tahayyülü. Oysa DİSK’e destek verdiği için genel sekreterleri idamla yargılanan Tüm Üniversite Akademi ve Yüksek Okul Asistanları Birliği (TÜMAS), TÖB-DER, Tüm Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği (TÜMÖD) gibi dernekler var olmasa da, en az onlar kadar cesaretli nice öğretmen, akademisyen, doktor, hemşire, işçi var.

Gücün yettiği, bilek kuvvetiyle dövüşüldüğü başka bir siyaset arenasındayız. DİSK o dönem dimdik duruşuyla 1991’de tüm davalardan beraat aldı. Ama tabi yargılananlar bugünle kıyaslanmayacak kadar ağır işkencelerden geçti. DİSK davası yaşanan acılara, kayıplara rağmen tarihe bir onur davası olarak geçti. Yargılananlar bugün başları dimdik geziyor ya da mücadeleleri hasretle anılıyor. Süleyman Takkeci’yi kimse hatırlamıyor. Galiba sahibinin akademisyenleri sömürdüğü, iktidar medyasının İmamoğlu’na ait diye haber yaptığı lüks otomobiller otoparkında bulunan Nişantaşı Üniversitesi’nde bir salona adı verilmiş. Bilen utanç duyuyordur, ama bilmeyen çoğunluk yapay zekaya sormaya bile yeltenmiyordur.

Devlet bir sınıf değil, bir mücadele alanı. Dolayısıyla “devlet aklı” da bir bilgelik alanı değil sermayenin aklı. CHP’ye yapılan darbeye karşı çıkmak için (CHP’li olmasa bile) sokağa dökülen kitleler sermaye için değil varlıkları ve gelecekleri için orada. Doruk Madencilik işçisinin “Biz gece kaçarak geldik buraya. Biz nerede yaşıyoruz ya!” dediği yer, Özgür Özel’in de DİSK’in de olduğu ve olması gerektiği yer. Sahibinin sendikayı sokmadığı medyada bile sözünün bir kıymeti olacaksa emeğin yanında durarak olabilir ancak.

Ceren Sözeri

‘Bana kalsa bütün CHP milletvekillerini nezarete atacaktım’
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et