30 Eylül 2026 00:24

İdrisi Bitlisi’yi yeniden tanımlamak mümkün mü?

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Bir önceki yazıda, iki yıldır sürdürülen ‘süreç’in eşitsiz ve asimetrik mimarisinin Kürt siyasetini handikaplı durumlara mecbur bıraktığını, aslında devletin/rejimin muhatap olması gereken bazı eleştirileri ‘süreç savunusu’ adına üzerine çektiğini söylemiştik. Özellikle resmi tarihin İslamcı versiyonunun ‘Kürt-Türk ilişkileri’ babında örnek gösterdiği “Yavuz Selim-İdrisi Bitlisi ittifakı”nı da bu bakımdan değerlendirmiştik. Siyasal İslamla asla ilişkilendirilmeyecek bir hareketin (Öcalan telaffuz etti diye) Aleviler/Kızılbaşlar nezdinde oldukça vahim çağrışımlar yapan Yavuz-İdrisi Bitlisi ilişkisini, “asla referansımız olamaz!” şeklinde, kesin bir dille reddedememesini böylesi bir boyutla ilişkilendirmiştik. 

Yazıya gelen eleştirilerden biri konuşulmayı hak ediyor. “İdrisi Bitlisi’nin Alevi-Kızılbaş katliamıyla ilişkisinin olmadığını, dolayısıyla Alevilerdeki bu İdris tepkisinin yersiz ve abartılı olduğunu” vurgulayan okuyucumuz,  akademisyen tarihçi Yalçın Çakmak’ın 27 Nisan 2023’te yayınlanmış bir makalesini de referans olarak eklemiş. Çakmak’ın, Hüda Par’ın İdrisi Bitlisi’ye ait olduğu iddia olunan mezara yaptığı ziyaret vesilesiyle yazılmış makaleden böyle bir sonuç çıkarılır mı? Nasıl ve ne amaçla okunduğuna bağlı elbette, bilemeyiz. Ama bildiğimiz şey şudur: Anadolu’daki Kızılbaş toplulukların kitlesel kırımı denince ‘Yavuz Selim-İdrisi Bitlisi ilişkisi’ de akla gelir. Bu bir tarihsel algıdır ve milyonlarca Alevi-Kızılbaş açısından toplumsallaşmış ve kuşaktan kuşağa aktarılmıştır. “Yanılıyorsunuz, İdrisi Bitlisi bildiğiniz gibi değildi!” demek, söz konusu tartışmada Alevilerin kaygılarını giderebilecek bir argüman değildir, olamadı zaten. Hüda Par’ın kendisini özdeşleştirdiği ‘makbul Kürt’e örnek olarak İdrisi Bitlisi’yi sunmuş olması da bu tarihsel algıyla bir şekilde bağlanmıyor mu zaten? 

***

Yani, bu memleketteki Alevilerin ve siyasal İslamcıların kültürel, politik, ideolojik kodlarına sinmiş, toplumsallaşmış bu ön kabulü, terazi titizliğiyle yapılmış ‘İdris öyle biri değildi’ tespitiyle tersine çevirmenin karşılığı olabilir mi? Sevgili Yalçın Çakmak’ın makalesinde, İdrisi Bitlisi’den yaptığı, Yavuz Selim’in Kızılbaş politikasına dair şu önemli aktarımları da gördükten sonra hele: 

“Şuurlu kalpli bahtiyar Sultan, […] şöyle tercihte bulundu: Kızılbaş ordusu çoktur, bu ordunun esası Anadolu’dandır. […]Anadolulu çapulcu Kızılbaşlardan oluşan bir ordudur. […] Öncelikle bu bağlantıyı koparmak, fitnenin başını ortadan kaldırmak gerekir. Bilgin tabiatlı Sultan, bu topluluğa bağlananları kısım kısım, isim isim kaydetmeleri için her yöreye bilgili katipler gönderdi. […] Yazıcılar isimleri deftere kaydedince yaşlı ve gençlerden oluşan kayıtlıların sayısı kırk bin oldu. Ulaklar yazılan defterleri her yörenin hakimine ulaştırdıktan sonra her yörede keskin kılıç, adım adım yazılanlara yöneldi. Bu öldürülenlerin sayısı hesaplanan kırk bini de aştı.” (Sultan Selim’e atfen yazılmış Selim Şah-Nâme’den…) 

Anlıyoruz ki, Yavuz Selim söz konusu olduğunda hep söylenen “40 bin Kızılbaş’ın katledilmesi” herkesten önce İdrisi Bitlisi tarafından zikredilmiştir. Yalçın Çakmak da bunu söylüyor ama şunu da ekliyor: "Doğrudur, Bidlîsî kaleme aldığı eserlerinde Kızılbaşlara yönelik çok olumsuz bir dil kullanır. Ama hiçbir yerde ne kendinin ne de Kürtlerin “40 bin Kızılbaş’ın öldürülmesinde dahlinin olduğunu” belirtir! O halde nasıl olur da böyle bir yanılsama ya da algı oluşturuldu? Bizce bunun cevabı için özellikle de 1990’larla beraber demokratik taleplerini yükselten Kürt ve Alevilerin yakınlaşmasının yarattığı endişeye bakılabilir. Klasik tabiriyle “birileri düğmeye bastı!”

90’larda Kürt ve Alevi hareketlerinin yakınlaşmasının birilerinde endişe yarattığı doğrudur tabii. Ama İdrisi Bitlisi’nin Alevi toplumundaki algısını bununla açıklamak mümkün olmasa gerek. Tarihseldir ve ‘birilerinin düğmeye basması’ da gerekmez! Uygun zeminde tetiklenip hatırlatır kendisini. Hem sonra İdris'in ille de elinde kılıç Kızılbaş avına çıkması da gerekmiyor sonuçta. Adam, “Şuurlu kalpli bahtiyar Sultan”ın (!) 40 bin Kızılbaşı fişle(t)mesini ve sonra katletmesini takdir edip selamlıyor, övgüler diziyor. Savunduğu katliamdaki fiziki rolü olduğunun kanıtı olmayabilir. Aksinin de kanıtı yok ama! Ki bu yönde en azından karinemiz var, katliamı açıkça savunuyor... 

***

Peki, 90'larla birlikte Kürt/Alevi yakınlaşmasını sabote etmek için devlet ve ona bağlı Alevi işbirlikçilerince kullanılmış İdrisi Bitlisi argümanı bugün neden telaffuz edildi? Bu son tartışmanın nasıl başladığını biliyoruz. Siyasal İslamcı iktidar yetkililerini geçelim, onlar için referans olan İdris/Yavuz işbirliğini Öcalan neden dile getirdi? 2013 sürecinde de olmuştu. Herhalde Öcalan, Kürt hareketiyle Aleviler karşı karşıya gelsin diye yapmadı bunu. Hani birileri de düğmeye basmadı. Öyleyse? Geriye, Kürt hareketiyle Sünni İslamcı iktidar arasında bir ortak tarihsel köprü ihtiyacına binaen yapıldığı seçeneği kalıyor. Dolayısıyla 90'lara ilişkin tespitin bugün için epeyce irtifa kaybettiği görülüyor... 

“Bugün hem İdrîs’in hem de Kürtlerin bahse konu katliamlarda dahline dair ifade edilecek her türlü bilgi bir ‘anakronizmdir’." diyor Çakmak, yazısında. Doğru saysak bile, bugün için tartışmanın esası bu değil ki! Soru ve sorun şudur: Bugünkü süreci güçlendirmek için tarihten bulunup savunulacak referans İdris/Yavuz birlikteliği midir?! Çakmak arkadaşımızı elbette tenzih ederiz, buysa tarihsel referans, Alevi Kızılbaşlar nasıl tepkisiz kalabilirler? Geçen yazıda da belirttik, bu tepkiler elbette aynı homojenlikte değildir. Tepki verenlerin farklı amaç ve hedefleri mutlaka vardır. Ama böyle diye Alevilerde karşılığı olan kaygı, şüphe, antipati görülmezden gelinebilir mi?

***

Çakmak, 2023 tarihli ve epeyce bilgilendirici yazısının sonunda şunu diyor: “Türkiye’de […] tarih neredeyse, orta malına çevrilip bir dezenformasyon malzemesi haline getirilmiştir. İşte İdrîs-i Bidlîsî simgesi de […] âdeta bir siyaset kurgusunun merkezine getirilmiş. Bilhassa mevcut siyasal yönetimler kadar onlarla ilişki kurmak isteyen, “siyaseten var olmak isteyen” birçok Kürt’ün ön plana getirdiği tarihsel bir simge, stereotip. Bugün ona ait olduğu iddia edilen mezarını ziyaret edenlerin mesajı da tamamen bu yönde….”

Bahsi geçen, Hüda Par’lıların İdrisi Bitlisi’ye ait olduğu söylenen İstanbul Eyüp’teki mezarı ziyaretleridir. Bu ziyaretin Kılıçdaroğlu’nun Alevi olduğunu ilk kez açıkça söyledikten sonra yapılmış olması oldukça manidâr. Dolayısıyla Çakmak’ın “mevcut siyasal yönetimler kadar onlarla ilişki kurmak isteyen, ‘siyaseten var olmak isteyen’ birçok Kürt’ün ön plana getirdiği tarihsel bir simge…” tespiti oldukça isabetli. Hüda Par’lı Kürtler, bu mezar ziyaretiyle, “bakın biz farklıyız, makbul Kürdüz” mesajını vermiş oluyordu iktidara. Bir ilişkilenme biçimiydi yani. Peki bugün? İdrisi Bitlisi neden hatırlanıp hatırlatılıyor; “siyaseten var olmak” için mi, “mevcut siyasal yönetimle ilişki kurmak” için mi? 

İki seçenek de içiçe girip bağlanmamıştır umarız. Siyaseten var olmak için mevcut yönetimle ilişki kurmak yani! Yönetimle ilişki kurulur elbette ama siyaseten var olmak bu ilişkiye bağlanırsa, asıl handikap o zaman başlar. Ki, yapısal karakteristikleri dikkate alınırsa, Kürt dinamiğinin bunu yadsıyacağına inanıyoruz.

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et