Makbul aile
Bu memlekette siyasi iktidarlar, yaptıkları operasyonlara gerçeği tersine çeviren isimler vermeyi pek seviyor. “Hayata Dönüş” dediler örneğin; onlarca insanın ölümüyle sonuçlanan cezaevi kırımı çıktı karşımıza. Şimdi de 12 Eylül’ün yıl dönümü haftasında evlerin ve derneklerin kapıları kırılırken yeni operasyonun adını öğrendik: “Ailem Güvende.”
Beş il merkezli, 15 ili kapsayan operasyonda 162 kişi ile dokuz dernek ve 13 işletme hakkında adli işlem başlatıldığı açıklandı. Dernekler basıldı, internet siteleri engellendi, insanlar tutuklandı. Operasyona karşı açıklama yapmak isteyenler de gözaltına alındı. Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri, “aile değerleri” ve “çocukların korunması” ifadelerinin insan haklarını sınırlamanın hukuki gerekçesi olamayacağını hatırlattı ama ne fayda!
Peki kimin ailesi güvende; bu “aile” dedikleri kimden korunuyor?
Bir aileyi güvenli kılan, üyelerinin birbirine benzemesi değildir. Şiddetten, yoksulluktan, ayrımcılıktan ve devlet müdahalesinden korunabilmeleridir. Çocukları korumak da onları dünyadaki bazı insanların varlığından habersiz bırakmak değildir. Çocuğu korumak; istismarı önlemek, okulda aç bırakmamak, erken yaşta evlendirmemek, güvencesiz tarikat yurtlarına mahkûm etmemek ve kimliği nedeniyle ailesinden ya da okulundan şiddet görmesini engellemektir.
Tek çocuk olmanın sıkıntısını hiç yaşamadım ben. Aynı anneden doğmamış olsak da hayat içinde edindiğim kardeşlerim oldu hep. Bu nedenle aile, benim için insanların sevgi ve dayanışmayla kurduğu ilişkidir. Bu operasyonda önümüze konulan kavram ise aileden çok aileciliktir: Devletin tek bir aile biçimini makbul ilan ederek diğer hayatları değersizleştirmesi. Asıl kendisinden korunmamız gereken anlayış budur.
“Çocuğu koruma” söylemi gerçek çocuk haklarının yerini aldığında korunan çocuk değil, siyasal iktidarın ahlak anlayışıdır. LGBTİ+’ların varlığı aileyi tehdit etmez; yoksulluk, erkek şiddeti, cezasızlık ve güvencesizlik tehdit eder.
Damgalama da soyut bir kültür tartışması değildir. İnsanları aile desteğinden, eğitimden, çalışma yaşamından ve sağlık hizmetlerinden uzaklaştırır; kaygı ve depresyonu, kendine zarar verme ve intihar riskini artırır. Devlet “aileyi koruyorum” derken bazı insanların ruhsal ve bedensel bütünlüğünü tehlikeye atıyorsa ortada koruma değil, yapısal şiddet vardır.
Nitekim “makbul aile” her zaman güvenli aile değildir. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunun 2025 verilerine göre öldürülen 294 kadının 203’ü aile üyesi erkekler tarafından öldürüldü. Yani kadınlara yönelen ölümcül tehlikenin önemli bir bölümü, iktidarın kutsayıp dokunulmazlaştırdığı o aile sınırlarının içindeydi.
LGBTİ+’lar ailelerin dışında, başka bir gezegende doğmuyor; o ailelerin çocukları, kardeşleri, anneleri ve babaları olarak yaşıyor. Onları tutuklayarak, görünmez kılarak, adlarını suçla yan yana getirerek hiçbir aileyi koruyamazsınız. Yalnızca bazı evlerin içine korkuyu, bazı sofraların başına suskunluğu yerleştirirsiniz.
Bir toplumu güvensiz kılan farklı hayatların görünürlüğü değil, insanların kimlikleri nedeniyle korkuya, dışlanmaya ve şiddete mahkûm edilmesidir. Bu operasyonun güvende tuttuğu aile değil; iktidarın tek tip toplum tahayyülüdür.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et