Gülün hayaleti aramızda
Sevgili Ayşegül Devecioğlu’nun “Gülün Hayaleti” romanını yeni bitirdim. Bir soru yankılandı zihnimde okurken. Bazı insanlar geçmişlerinden emekli olabilir mi? Üniformalarını çıkarır, görevlerinden ayrılır, bir sitenin sessiz sakin dairelerinden birine yerleşirler. Sabah yürüyüşüne çıkar, komşularıyla selamlaşır, aidat toplantılarında söz alırlar. Yıllar, yüzlerindeki sertliği azaltır belki. Fakat yaşlanmak masumiyet getirmez ki!
Mağdur için geçmiş hiç geçmezken fail için hayat devam edip gidiyor. Peki ya toplum, biz unutuyor muyuz, yoksa hatırlamanın bedelinden kaçmak için unutmuş gibi mi yapıyoruz? Cezasızlık yalnızca geçmişe ait değil; yeni kötülüklerin mümkün olmasını sağlayan düzenin kendisi.
Çalışma alanımda cezasızlık çok yaygın. Failin hiç yargılanmaması bir yana, bir tersine dönüş yaşanıyor: Failin değil mağdurun yargılandığına, faili görünür kılanın suçlandığına, hakikati arayanın susturulmak istendiğine tanık oluyorum. Sanki asıl suç, kötülüğü yapmak değil de onun üzerindeki örtüyü kaldırmaktır. Mağdurdan yaşadığını kanıtlaması, bunu yaparken kusursuz davranması, öfkelenmemesi, yorulmaması ve sözünün her ayrıntısını yıllar boyunca değişmeden koruması bekleniyor. Fail ise kurumların, zamanın ve unutmanın sağladığı geniş bir koruma alanında hayatına devam ediyor.
Romanın geçmişle bugünü yan yana getiren dünyasında bu soru yalnızca faillere ilişkin değil. Romanın adı zihnimde başka bir çağrışım daha uyandırıyor: “Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor; komünizm hayaleti.”
Belki Gülün Hayaleti’ndeki hayalet de budur. Bastırılmış, yenilmiş, dağıtılmış ama inatla var olmaya devam eden, yok edilememiş bir solun hayaleti… Gül ise bir zamanlar uğruna mücadele edilen eşit, özgür ve adil dünyanın simgesi belki de... Solmuş, yaprakları dökülmüş olsa da kokusu hafızadan silinmeyen bir gül.
Roman boyunca geçmiş yalnızca işkencecilerin geçmişi olarak dönmüyor. Direnenlerin, kaybedenlerin, susanların, susturulanların ve hayatta kalmanın yükünü taşıyanların geçmişi de bugünün içinde dolaşıyor. Failin hayata kaldığı yerden devam edebilmesi kadar, bir kuşağın yenilgisiyle, kayıplarıyla ve suçluluk duygusuyla baş başa bırakılması da cezasızlık düzeninin sonucu.
Çünkü cezasızlık yalnızca failin cezasız kalması değildir. Uğruna mücadele edilen değerlerin itibarsızlaştırılması, direnenlerin hikayesinin unutturulması ve geçmişle hesaplaşma talebinin bir çeşit huzursuzluk sayılmasıdır. Fail sıradanlaştırılırken itiraz edenler geçmişe takılıp kalmakla suçlanır.
Oysa geçmişe takılıp kalanlar, hakikati arayanlar değildir. Geçmişi adaletle kapatamadığı için onu durmadan yeniden üreten düzendir.
Bu nedenle romandaki hayaleti yalnızca kötülüğün hayaleti olarak okuyamıyorum. O, bütün yenilmişliğine rağmen adalet talebinden vazgeçmeyenlerin de hayaleti. Üzeri örtülen hakikatin, yarım kalan hesabın ve hâlâ mümkün olduğuna inanılan başka bir dünyanın hayaleti.
Fail görevinden, üniformasından ve ünvanından emekli olabilir. Fakat işlediği suçtan ve hakikat karşısındaki sorumluluğundan emekli olamaz.
Gül solmuş olabilir. Hayaleti hâlâ aramızda dolaşıyor.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et