Kadının değeri kaç doz?
Yazın sıcağı ile başa çıkmanın en iyi yollarından biri olabildiğince serin yerlere çekilip, kendini edebiyatın kollarına bırakmak. En azından benim için ilk gençlik yıllarımdan beri öyle. Bu hafta da elimde okuldaşım, Kadıköy Anadolu Lisesini bitirdiğim sene aynı koridorlara ilk adımını atmış, ama tanışmamız çok sonralara denk gelen sevgili Müge İplikçi’nin “Sahte Cennetten Kaçış” romanı var. Tarikatların siyasal ve toplumsal yaşam üzerindeki etkisinin yeniden tartışıldığı günlerde bu roman benim için çarpıcı bir okuma serüvenine dönüştü, ancak romanı okurken, bir hekim olan Sağlık Bakanı’nın HPV aşısı üzerine söyledikleri metni benim için daha da çarpıcı hale getirdi.… Kadına değer verdiğini iddia eden bir düzen, onun bedenini denetlemeyi kendine hak görüyor; fakat sağlığını koruyacak kamusal sorumluluğu üstlenmiyor.
Romanda kadın bedeni, tarikatın ideolojisini taşıyacak bir araca dönüştürülürken; kadının hafızası, iradesi ve kimliği parçalanıyor. Kurmacanın karanlık odasından çıkıp gerçeğin sağlık politikasına baktığımda aynı soruyla karşılaştım: Kadının bedeni hakkında kim karar veriyor? Kadının bedeni ve gelecekteki sağlığı üzerine karar veren erkek egemen siyaset, kadınların yaşam hakkını siyasi ve ekonomik tercihlerin kolayca gerisine itebiliyor.
Bakan, 15 Ağustos’taki açıklamasında Türkiye’nin HPV ve kanser profilinin farklı olduğunu, bazı bilim insanlarının aşıya gerek olmadığını söylediğini belirtti. Ancak bu bilim insanlarının kim olduğu, hangi kurulun hangi veriye dayanarak böyle bir sonuca ulaştığı açıklanmadı her zaman olduğu gibi…
Öncelikle şunu bilmek gerekiyor. Tarama ile aşılama birbirinin alternatifi değildir. Aşı hastalığı ortaya çıkmadan önlemeye, tarama ise ortaya çıkmış hastalığı ya da kanser öncülü değişikliği yakalamaya çalışır.
Dünya Sağlık Örgütü de hedefi “aşı mı, tarama mı?” diye kurmuyor: On beş yaşına kadar kız çocuklarının yüzde 90’ının aşılanmasını, kadınların yüzde 70’inin taranmasını ve hastalık saptananların yüzde 90’ının tedaviye erişmesini birlikte öngörüyor. DSÖ’nün güncel çerçevesi bu üç ayağın birlikte yürütülmesi gerektiğini söylüyor. Aşı ulusal programa alınmadığında korunma, ailenin gelirine bırakılıyor. Parası olan çocuğunu aşılatıyor; olmayan ise ileride ortaya çıkabilecek önlenebilir bir kanser riskini taşıyor. Bir çocuğun kanserden korunma olanağı ailesinin gelirine bağlıysa, burada bilimsel bir tartışmadan çok sınıfsal bir sağlık politikası vardır. Üstelik DSÖ, 9–14 yaş grubunda tek doz uygulamasının dahi güçlü koruma sağlayabileceğini belirtiyor. Dolayısıyla maliyet tartışması da eski doz şemaları üzerinden yürütülemez.
Tarikat kadına itaat etmesini, susmasını ve kendisine biçilen hayatı kabullenmesini söylüyor. Sağlık politikası ise korunmayı hak olmaktan çıkarıp satın alınabilir bir olanağa dönüştürüyor. Biri kadının iradesini, diğeri sağlık hakkını elinden alıyor. Her ikisinde de kadın, kendi hayatının öznesi olmaktan uzaklaştırılıyor.
Kadına değer vermek, onun adına konuşmak ya da bedenini denetlemek değildir. Yaşamını, sağlığını ve karar verme hakkını koşulsuz biçimde korumaktır. HPV aşısını ücretsiz ve erişilebilir kılmak da bunun en somut ölçülerinden biridir.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et