Kadının bedeni, devletin nizamı
Geçtiğimiz günlerde garip bir tutuklama haberi çıktı karşımıza. Gerçi tutuklama artık her soruşturmanın beklenen sonu, beğenilmeyen davranışların yeni cezalandırma aracı ama bu haber şaşırtmayı başardı. Karın ağrısıyla hastaneye gelen 16 yaşındaki çocuk hastane tuvaletinde doğum yapmış; bebeği çöp kutusuna bıraktığı iddiasıyla “Kasten öldürmeye teşebbüs” suçlamasından tutuklanmıştı, hatırlayacaksınız. Gebeliğin nasıl oluştuğuna ilişkin iddialar için ayrıca soruşturma yürütüldüğü bildirilse de aklımıza şu sorular geldi ister istemez: Bu gebelik aylar boyunca neden ve nasıl fark edilmemiş, çocuk hangi korkuyla gebeliğini gizlemiş, koruyucu sağlık hizmetleri, okul, aile ve sosyal hizmetler nasıl bu derece bihaber olabilmişti? Yetişkinlerin ve kurumların sorumluluğu araştırılmadan ilk refleksin neden çocuğu cezaevine göndermek olduğu sorusu ise bizi asıl meseleye götürüyor: Siyasi otoritenin kadınların ve kız çocuklarının cinselliğine bakışına…
Birlik ve Dayanışma Sendikasının 245 ASM çalışanıyla yaptığı araştırma bu savı somutlaştırıyor: Aile sağlığı merkezlerinin yüzde 89.7’sine son bir yılda RİA ulaştırılmamış, yüzde 96.7’sinde hiç rahim içi araç (RİA) uygulanmamış; çalışanların yüzde 81.6’sı da ücretsiz yöntem verilmediğinde başvuranların korunamayacağını söylüyor. Ayrıca merkezlerin yüzde 71’inde sertifikalı çalışan, yüzde 40’ında uygun ortam yok. Yani mesele yalnızca unutulmuş birkaç koli değil; kamusal aile planlaması hizmetinin sistemli biçimde işlevsizleştirilmesi.
Üstelik gebelikten korunma hizmetlerini işlevsizleştiren aynı siyasi irade, istenmeyen gebeliğin sonlandırılması hakkını da fiilen erişilmez kılıyor, 2827 sayılı Kanun uyarınca onuncu haftaya kadar isteğe bağlı kürtaj yasal ama yıllar içinde ortaya çıkan fiili durum bunun tam tersi… Kadir Has Üniversitesinin 2020 araştırmasında kadın doğum birimi bulunan kamu hastanelerinin yalnızca yüzde 3’ü koşulsuz hizmet verdiğini belirtmiş; 56 ilde isteğe bağlı kürtaj hizmetine erişilememiş. Dolayısıyla “Yasal ama ulaşılmaz” sözü artık eksik bile kalıyor: Hak, mevzuatta korunurken kurumlar eliyle tasfiye ediliyor.
Gene aynı günlerde yaklaşık 20 kadın doğum uzmanının muayenehanesine yönelik denetimler de tam burada anlam kazanıyor. Tek başına “denetim” elbette hukuka aykırı değil; ancak kamu hizmeti ortadan kaldırılmışken geriye kalan sınırlı erişim kanallarının seçici ve ağır yaptırımlarla baskılanması, hekimi “Bu hizmeti hiç vermeyeyim” noktasına götürüyor. Zaten emekli olmadan önce öğrencilerden en çok duyduğum sözlerden biri de “vicdani ret” idi. Gittikçe güçlenen bir öz güvenle kürtaj yapmayacaklarını beyan eden hekim adaylarına kamu hastanesinde böyle bir kavramdan söz edilemeyeceğini, uzmanlık eğitiminin bir parçası olan kürtajın kamuda yasal sınırlarda 10 haftaya kadar yapılabilir olması nedeniyle de bu eylemi reddetmenin görevi ihmal sayılacağını anlatmak boşuna imiş anlaşılan, zira daha güçlü bir irade onları sürükleyip başka bir yere taşımış.
Korunma yöntemini sağlamayan, kürtaj hakkını kullandırmayan, bu hizmeti veren hekimi yıldıran ve sonunda doğum yapan çocuğu tutuklayan bir düzenin “hayatı” savunmadığı çok açık. Kadının hayatı üzerinde iktidar kurduğunu söylemek yanlış olmaz. Çünkü onun için makbul olan, kadının çocuk sahibi olması değil yalnızca; ne zaman, kimden ve hangi koşullarda çocuk sahibi olacağına kendisinin karar verememesidir. Üreme sağlığı malzemelerinin boş raflarında eksik olan yalnızca RİA değildir. Eksik olan kadının insan, çocuğun çocuk, bedenin de sahibine ait olduğu fikridir.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et