Çifte borç kıskacı
Bir ülkede ekonomi politikalarının hangi sınıfın tercihleri doğrultusunda oluştuğunu anlamak için devletin kaynağı nereden toplayıp kime aktardığı ile vatandaşın geçinebilmek için kimlere nasıl borçlandığı ya da borçlandırıldığı arasındaki kopmaz bağa yakından bakmak gerekir.
Türkiye ekonomisinde 2026 yılının ilk sekiz ayı itibarıyla bütçe gerçekleşmeleri ile hanehalkının borçluluk durumuna ilişkin güncel veriler yan yana koyulduğunda, toplumun geniş kesimlerinin hem kamusal hem de bireysel düzeyde ciddi bir borç kıskacına alındığı anlaşılıyor.
Ülkedeki çarpık bölüşüm ilişkileri açısından bakıldığında bu tablo; devletin bütçe aracılığıyla finansal sermayeyi fonladığı, vatandaşın ise her geçen gün eriyen alım gücü karşısında bankalara borçlanarak hayatta kalmaya çalıştığı, alt gelir gruplarından üst gelir gruplarına doğru işleyen devasa bir “tersine yeniden bölüşüm” sürecinin yaşandığını gösteriyor.
Borç kıskacının ilk ayağını oluşturan kamu tarafında, 2026 yılının ilk sekiz ayında bütçeden yapılan faiz ödemeleri 1 trilyon 988 milyar lira ile tarihi bir seviyeye ulaşmış durumda. Bütçe gelirlerinin ezici çoğunluğu ücretlilerden kesilen gelir vergileri ve dolaylı tüketim vergilerinden (ÖTV, KDV) toplanırken, harcama tarafında ise her 6 liranın 1 liradan fazlasının faiz ödemelerine aktarıldığı görülüyor.
Faiz harcamalarının, aynı dönemde tüm eğitim hizmetlerine ayrılan 1 trilyon 647 milyar liralık tutarı geride bırakmış olması bütçenin sınıfsal karakterini açıkça özetliyor. İlk sekiz ayın gerçekleşmeleri, bütçenin toplumsal kalkınmanın aracı olmaktan uzaklaşarak yıllar içinde biriken borç yükünün faiz ödemelerini merkeze alan bir transfer aygıtına dönüştüğünü gösteriyor.
Borç kıskacının ikinci ve daha trajik ayağında ise doğrudan hanehalkının yaşam mücadelesi var. BDDK’nın 4 Eylül 2026 tarihli haftalık bülten verilerine göre, vatandaşların tüketici kredileri ve bireysel kredi kartları toplam borç hacmi 6 trilyon 928 milyar lira seviyesine tırmanmış. Bireysel kredi kartı alacaklarının 3 trilyon 469 milyar liraya ulaşması ve bu borcun 2.1 trilyon liralık devasa bir kısmının taksitsiz harcamalardan oluşması, emekçi sınıfların gıda, fatura ve ulaşım gibi en temel günlük ihtiyaçlarını dahi borçlanarak karşılayabildiğini gösteriyor. Bu durum, emekçilerin en insani ihtiyaçlarını dahi mevcut nakit gelirleriyle karşılayamadığını, kredi kartlarının fiilen aylık maaşın bir uzantısı ve zorunlu bir “geçim aygıtı” haline geldiğinin kanıtı.
Gelir yetersizliği nedeniyle borcun borçla kapatılmaya çalışıldığı, daha fazla sürdürülmesi mümkün görünmeyen bir çarktan ibaret olan mevcut yapı, bir taraftan geniş kitlelerin çaresizliğini yansıtırken, diğer taraftan yasal takipteki kredilerin 862.2 milyar TL gibi devasa bir sınıra dayanması son derece tehlikeli bir işaret. Bu yükseliş, bireysel borç batağının artık sistemik bir ödeyememe krizine doğru evrilmeye başladığını gösteriyor.
Devletin faiz ödemeleri ile vatandaşın bireysel borç yükü, birbirini besleyen tek bir sınıfsal düzeneğe dayanıyor. Emekçiler bir yandan ödedikleri dolaylı vergilerle kamu bütçesindeki trilyonlarca liralık faiz yükünü sırtlanırken, diğer yandan yetersiz ücretler yüzünden yaşamlarını sürdürebilmek adına yine bankalara yüksek faizlerle borçlanmak zorunda kalıyorlar.
Bankalar ve finans sektörü bu sistemde iki taraftan birden kazanıyor. Bir yandan devlete borç vererek bütçeden düzenli ve garantili faiz geliri elde ediyor, diğer yandan yüksek faizli kredilerle vatandaşın gelecekteki kazancına şimdiden el koyuyorlar. Böylece hem devletin hem de halkın eş zamanlı olarak borçlandırıldığı bu yapı, toplumun ürettiği değerin iki ayrı kanaldan bankalara aktığı çift taraflı bir çarka dönüşüyor.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et