22 Haziran 2014 11:41

Ben de bayrak sallamıştım bir zamanlar

Sırf bu nedenlerden ötürü on sekiz yaşımdayken girdiğim askerlik muayenesinde komando olmak istediğimi yazmıştım. Bu yaşananlar madalyonun görünen yüzüydü bizim için... Ya öteki yüzü… Ya da Bozdağlar’ın öteki tarafı…

Ben de bayrak sallamıştım bir zamanlar

Paylaş

İsmail AFACAN

Ülkede yaşananlar birbirine o kadar çok benziyor ki… Aynı tarz, aynı sonuç... Toplumsal olayların biricik ve tekrarlanamaz olduğu ilkesine de ters düşüyor kimi zaman. Ya da milliyetçi histerinin dışa vurumu her zaman aynı… Lice’de yaşananlar bir kez daha bunu gösterdi. Kalekol yapımını tepki gösteren halka ateş açıldı ve iki kişi yaşamını yitirdi. İki kişinin yaşamını yitirmesinin ardından Hava Kuvvetleri Komutanlığı sahasındaki Türk bayrağı kimliği indirildi.
Ve sonrası… Ülkenin birçok yerinde eline bayrağını kapan sokaklara çıktı. Olayın aslını astarını bilmeden… Asker cenazesi gelmediği için siyaset üretemeyen ulusalcı ve ırkçı parti ve kurumlar medya desteğini de arkasına alarak “bayrak indirme” olayını siyasal çıkarları için kullanmaya çalıştılar. Sözde, AKP’yi eleştiriyorlardı ama esasen ellerdeki bayraklar her zaman olduğu gibi Kürt’e karşı sallanıyordu.
Tıpkı 2005 yılında olduğu gibi… Lice’deki bayrak indirme olayının benzeri bundan 9 yıl önce Mersin’de yaşanmıştı. Newroz sonrası çıkan olaylarda iki çocuğun eline bayrak tutuşturulmuş ve çocukların bayrağı yakması istenmişti. Çok geçmeden çocukların eline bayrak verenin MİT ajanı olduğu ortaya çıkmıştı. O dönemde de Lice’de yaşananlara benzer olaylarla karşılaşmıştık. Yine medya ön plandaydı. Genelkurmay Başkanı Kürt halkını “Sözde vatandaş” ilan etmişti ve bu atmosfer içinde ülkenin çeşitli yerlerinde bayrak eylemleri yapılmıştı.
***   
O zamanlar eline bayrağı alıp sokağa çıkanlardan biri de bendim. Yaşadığım ilçede Atatürkçü Düşünce Derneği Gençlik Komisyonunda çalışma yürütüyordum. Mersin’de bayrak yakıldığı haberini aldık ve dernek gençliği olarak ilçede yapılan eyleme zaman geçirmeden katıldık. Şimdi düşünüyorum da... Neden katılmıştım o yürüyüşe? Olaylar hakkında en ufak bilgim olmadan neden çıkmıştım sokağa? Kuşkusuz ülkeyi yönetenlerin demeçleri ve medyanın yürüttüğü histerik kampanyaydı.
Dün gibi hatırlıyorum. Büyük bir Atatürk posteri ve ellerde Türk bayrakları… Yürüyüş sırasında askeri bir disiplinle her kelime sol ayağa denk gelecek şekilde “Vatan, sana, canım, feda” sloganı atıyorduk. Zaman zaman da ülkücülerle paslaşıyorduk sloganları… Söz konusu vatan olunca gerisi teferruattı!
Kendimi solcu sayıyordum… Yalnız Kürt’ün ve Ermeni’nin içinde olmadığı bir solculuktu bu… O yaşına kadar hayatında hiçbir Kürt’le temas etmemiş biri nasıl oluyor da Kürt düşmanı oluyor, ona karşı bayrak sallama ihtiyacı hissediyordu? Bozdağlar ile Aydındağları arasında yaşayan Egeli bir gencin Kürt algısı, her zaman medya tarafından yaratılmıştı. Çocukluğumuzda izlediğimiz komando programları bunda belirleyici olmuştur. İkincisi ise akrabalarımız askere gittiğinde ailelerinin döktükleri gözyaşı ve feryatlar… Sırf bu nedenlerden ötürü on sekiz yaşımdayken girdiğim askerlik muayenesinde komando olmak istediğimi yazmıştım. Bu yaşananlar madalyonun görünen yüzüydü bizim için... Ya öteki yüzü… Ya da Bozdağlar’ın öteki tarafı… Yani Fırat’ın doğusunda yaşanan acılar bize yabancıydı.    
Ve Emek Partisiyle tanıştım yirmi yaşımda. İşçi sınıfı meselesinde kafama yatmayan yön yoktu. Ama Kürt sorununu algılamakta güçlük çekiyordum. Yirmi yılın birikimi birden atılmıyordu ki. Kürt’ün varlığını kabullendikten sonra (ilk başlarda zor oldu) bu konuların sosyalizmden sonra konuşulması gerektiğini düşündüm… Böyle düşünmemdeki neden ise yaşadığım çevreye (biraz daha sınırı genişletirsek batı) Kürt halkının ulusal-demokratik taleplerini anlatmanın zorluğuydu. Ama çok geçmeden bu yaklaşımın doğru olmadığını anlamıştım.
Sosyalizm mücadelesiyle tanışmam bazı gerçekleri daha kolay görmeme yardımcı oldu. Bir zamanlar birlikte bayrak salladığım insanların o bayrağı bana karşı salladıklarını da tanık oldum. Bayrağın ne amaçla kullanıldığını o gün daha iyi gördüm. Bu ülkede hak alma mücadelesi verenler, eşit özgür bir ülke ve dünya isteyenler her zaman toplumsal hassasiyetler üzerinden baskılanmaya çalışılmıştı. Gezi Direnişi sırasında bu algı biraz kırıldı. O yüzdendir ki Lice’de yaşananlardan sonra yürütülen bu bayrak kampanyası, iktidarı ve muhalefetiyle halkların yakınlaşmasına vurulmak istenen bir darbedir. Halkların kardeşliğini savunmak hele böyle dönemlerde daha bir zor, ama başarmak zorundayız.    

Yerel Seçim 2019 İl il adaylar ve seçim sonuçları
ÖNCEKİ HABER

Bilgi değil ilgi toplumu

SONRAKİ HABER

Trump'ın Golan Tepeleri açıklamasına tepkiler

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa