10 Ağustos 2013 17:21

Bisiklet “Gezi”si

Bugün bir garip haller vardı üzerinde. Asfaltta hız yapmak ister gibi bir havası yoktu. Saygısız dört tekerlerle münakaşaya giresi de yoktu. Lastiklerinin tüm hızıyla giderken çıkardığı sürtünme sesi yerine, biraz dinginlik istiyor gibiydi. Kırmızıyı dolamıştı daha akşamdan kendine. Belli ki farklı şeyler yapmak istiyordu. Renkli

Bisiklet “Gezi”si

Paylaş
Gökhan Kutluer

Bugün bisikletimi parka götürdüm. Biraz temiz hava almak istedi şehrin ortasında. Hani canı ister; kafası atarsa, hemen yollara koyulabilsin diye çok da uzaklaşmak istememişti yollardan. Şişhane’yi bir çırpıda tırmandı. Hevesliydi belli ki. İnsanların arasına karıştığında telaşlandı biraz. Kimseyi rahatsız etmeden usul usul ilerledi İstiklal’de. Bir yandan etrafı inceliyor, bir yandan tramvay yolunun hizasını kolluyordu tekerleğini kaptırıp dengesini kaybetmemek için. Sonra birden gri tonlarının hakim olduğu çevreden bunalmaya başladığını farketti. Hem bu insanların nesi vardı böyle? Suratlarında gerginlik ve korku vardı sanki. Bazı dükkanların kepenkleri neden hala açılmamıştı? Öğleden sonra bu saatlerde burası hiç böyle olmazdı oysa ki… Meydana yaklaştıkça merakı da artıyordu. Uzaktan yıkık dökük bir şeyler gördü. Bir çalışma olsa gerek. Yine birilerinin rant kapısı olmuştur kaldırım taşları dedi kendi kendine. Vardığında anladı durumun ciddiyetini… Burada birileri fena halde hakkını aramış olmalıydı. Duvardaki yazılara baktı, gördüğü tek şey isyandı. Farklı renklerde isyanlar…

Hareketsiz duran, polise ait bir aracın yanına doğru yöneldi kırık cam parçalarının arasından ürkek ürkek geçerken. İzledi biraz. Etrafında dolaştı. Sonra önüne geçip seyretmeye başladı. Yanmış ve biraz da hırpalanmıştı. Yakından bakmak için tırmandı biraz. Ve sonra kendi haline bıraktı sinirlenip. Meydan hiç de tahmin ettiği gibi değildi. Kalbi kırılmıştı biraz. Gidonunu parka doğru çevirdi. Zaten onun için gelmişti. Çok geçmeden lastiğinin önünde bir şeyler tıngırdadı. Neye çarpmış olabilirdi? Küçük bir tüp gibi gözüküyordu. Eğildi daha dikkatli bakmak için. Ucunda kurumuş kan izleri olan, üzerindeyse doğrudan insanlara hedef alınmaması gerektiğine dair bir uyarı bulunan bir kapsüle denk geldiğini gördü. Kötü kokuyordu. Taşlar hala yerine oturmamıştı ama çoktan endişelenmeye başlamıştı. Duvardaki yazıları düşündü tekrar. Burada bir haksızlık olmalıydı. Büyük bir haksızlık…

Ağaçlara yaklaşıyordu artık. Bir tanesine yaslanıp, şöyle uzun uzun temiz hava almak için sabırsızlanıyordu. Hem bu arada gördüklerini düşünecekti. Sağa doğru baktı. Lacivert renkler hakimdi. Hareketsiz ve adeta bir savaşa hazırlanıyormuşçasına bekleyen bir sürü lacivert karartıc Ne işi vardı bunların burada? Yeşilliklerin yakınında hiç güzel durmuyorlardı. Bir kere tabiatın harmonisine aykırıydı giydikleri. Soğuk rüzgarlar estiriyordu duruşları. Hızlanarak devam etti yoluna. Jantından çıkan sesten belliydi iyice sinirlendiği. Homurdana homurdana girdi parkın içine. Tek istediği sakinlik iken, karman çorman bir yerde buldu kendini. Yaslanacak yer yoktu ama rengarenk çadırlar vardı. Pırıl pırıl gözler gördü. Suratlarını tamamen göremiyordu taktıkları maske yüzünden. Ama emindi maskenin altındaki iyi niyetten. Sürekli yardım etme talebi ile, iyi olacak hastaların ayağına gidiyordu doktorlar. Kimi yemek veriyor, kimi yara sarıyor, kimi masaj yapıyordu. Uzakta bir yerlerden ise müzik seslerine karışmış kahkahalar geliyordu. Şimdiye kadar görünenin aksine, neşeli bir şeylere aitti bu sesler. Renk renk flamaların altından geçti. Mizah anlayışının en son nereye kadar gidebileceğine şahit oldu. Suratındaki gerginlik, yerini gülümsemeye bırakmıştı. Herkes yüzleri ağaçlara dönük eğleniyor, onlara şarkılar söylüyordu. Onların varoluşu kutlanıyordu. Birlikteliğin verdiği güçle beraber yenilmez olmuşlardı sanki. Kendilerini bekleyen lacivert karartılara inat, alabildiğine özgürce söylüyorlardı şarkılarını. İşte şimdi bir anlamı olmuştu parka gelmenin. Uzun zamandır görmediklerine şahit olmanın verdiği heyecandan, tüm yorgunluğunu unutmuştu artık. Arasında gezindi insanların. Kimseyi rahatsız edeceğine dair bir şüphesi yoktu çünkü hatırlamıştı hoşgörünün ne olduğunu. Çarptığı insanlardan özür dilediğinde somurtuk bir surat ile değil, bir gülümsemeyle karşılaşıyordu. O da bir kenara bıraktı kibrini. Bembeyaz oluşunun bir önemi yoktu bu kadar güzel rengin arasında. Herkese ve her şeye yardım eden ellerin kirliliği hiç önemli değildi artık onun için. Dokunmalarına izin verdi. Buralarda pek bilinmediğinin farkındaydı. İsmi de ele veriyordu bunu. Tanıştı bir sürü yeni yüzle. Olması gerektiği yeri bulmuştu işte. Tekerleklerinin üzerinde özgürce dans ediyordu artık…

Akşam oluyordu. Geceyi onlarla beraber geçirecek olmanın sevinciyle, zamanın nasıl hızlı aktığının farkına bile varmamıştı. Hazır henüz güneş batmamış ve ışık da yeterliyken, hatıra fotoğrafı çektirmek istemişti canı. Biraz dışına çıktı parkın. Kullanılamayacak durumda bir sürü araç görmüştü. Yıkıntıların arasından güç bela ilerledi. İnce lastiklerine zarar gelmesin diye her hareketini yavaşça yapıyordu. Önce pembe olanı dikkatini çekti. Bir başkaldırı için daha güzel renk olabilir miydi? Yolda karşısına çıktığında gıcık olurdu bu tip araçlara aslında. Ne dikkatli davranırlardı, ne de cüsseleri yüzünden yol verebilirlerdi. Hızını kestikleri için deliye dönerdi onları gördüğünde. Ama şimdi bu hallerini görünce, içi burkuldu biraz. Çaresiz görüntülerinin altında başka anlamlar taşıyorlardı. Üzerlerinde anlatmak istenilene dair ipuçları vardı. Bakmasını bilene çok şey anlatır, görmek istemeyen için ise yetersiz kalırdı puntoların büyüklüğü. Meydana bakan bir diğerinin yanına gidip yaslandı. Beraber izlediler savaş alanına benzeyen manzarayı. Sokaklar bizim yazıyordu biraz ötede. Parktaki tantana bunun içindi işte. Peki ya öyle miydi gerçekten? Özgürler miydi o kadar? Ya da hiç olabilecekler miydi? Bir başka inşaat aracının yanında durmak istedi ama dengesini sağlayamadı. Üzerine çıkmaya karar verdi. Hem biraz dinlenip tüm bu gördüklerini hazmetmesi gerekiyordu. Zaman tanıdı kendine. Düşündü biraz. Arkasındaki düzensizlik öylesine umurundaydı ki, bir türlü odaklanamıyordu parkta yaşadığı o büyülü anlara. Madem hayatın kendisi komple bir mutluluktan ibaret değil ve esas önemli olan, mutlu olunan o kısa anların kıymetini bilmek; öyleyse neden uzatılır ki tüm bu mutsuzluklar? Üstelik her şey bu kadar ellerindeyken… Nasıl yaklaşılacağını bildiğiniz müddetçe kolayca iletişim kurulabilecek, her yerinden barış ve neşe fışkıran o insanlara sürekli mutsuzluk aşılamaya çalışmak neden? İnsan ırkına küstü bir kez daha. Biraz da acıdıc İçinde yalnız başına üstü başı kir içinde bir çocuğun oturduğu araca yöneldi. Savaşın galibi kim olursa olsun, hiç değişmeyecek olan hayatının hikayesini dinledi ondan. Tüm bu olanlar, günlerin biraz daha hızlı akması demekti onun için. Başka hiç bir şey değildi…

Daha önce bu hissi hiç bilmediğinden ismini tam olarak koyamıyordu ama yine de içinde umut kıpırtısına benzer bir şeyler hissetti…

http://bffntrc.wordpress.com/2013/06/

ÖNCEKİ HABER

Soy kodu ya da malumun ilanı

SONRAKİ HABER

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Aybet: Gazetecilikten mahkum olan yok

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa