Bir öteki perde bir başka pencere!

Bir öteki perde bir başka pencere!

Akşam olmuştur, usta gider, dükkan camında fiyakalı ledlerden rengarenk bir gökyüzü yaratılmıştır.  İç ışıkları kapatır elektrikçi çırağı. Teybin “play” tuşuna basar, “Müslüm Gürses” bir şeyler söylemektedir. Ne söylediğini bilemeyiz, o onların arasındadır. İkinci kattaki bir d

Ulaş Temur

Bu öylesine bir hikâyede, belli ki uzun saçlı biri, bütün bilinmezleriyle, bir arzu halinde bir mekana yerleşmiştir. İtiraf edin, siz de bir sokak ve pencere hayal ettiniz şimdi ve hayal ettikleriniz yaşadıklarınızdı. Hemen çektiniz çıkarttınız beklediği o yerden…
Evlerde, perdelerde ve sandıklardaki giz, birine ait olmasının düşündürdüğü bir gizem vardır. Çırak bunu tanımlayamaz, yaşar. Sevgilisine sitem amaçlı “Allah belanı versin” şeklinde bir cümleyi kurabilen İsmail YK’nın ise böyle bir durumdan haberdar olması zaten beklenemez.

Cevabı zahmetli olsa da, soru çok basittir. Sadece olduğun bir yer ile basit bir park karşısındaki ya da bir sokak arasındaki bir apartmanın ikinci katındaki bir pencerenin, bir perdenin hikâyesi nedir? Hassas duygular beslediğiniz şahıs sizden haberdar değilken bir pencereden ya da balkondan nasıl göründüğünüz hakkında bir fikriniz var mı? Ya da onun, o evin hangi koltuğuna daha çok oturduğundan ya da saçlarının o an ne halde olduğuna malum musunuz? Bunları istemeseniz de hayal ettiren bir şey var.

Velhasıl görüntülerle yaşarız; aklımızdan hiç çıkmayan tahta ve camdan yapılı bir aralık, dışardan gördüğünüz bir bahçe, öyle olmayabileceğini bilseniz de mutfağın evin hangi tarafında olduğundan eminliğiniz… Hiç kimse kafanızdaki resimleri değiştiremez, yıkamaz. Onlar sadece gerçeklerle yüzleşebilir, sizin gerçeklerinizle. Bir imaj sizin yıllarınızı bile belirler. Ve biz o hisleri tanımlayamayız çoğu zaman, bunlar varoluşumuza içkin şeylerdir. İşte yazı-çizi, sinema burada gerçeklikle temasını kurar, bize anlatır, sarsar.

Kieslowski’nin “Aşk Üzerine Kısa Bir Film”inde; genç biri posta servisinde çalışır, ayrıca süt dağıtır ve odasına koyduğu bir teleskopla bir daireyi, onun içinde bir kadını izlemektedir. Yanlış bildirimler göndererek kadının posta servisine gelmesine sağlar, kapısına süt koyup içerideki sessizliği bile dinler, teleskopla izler. Kendince bir çok bilgi parçacığı ile yaşar mutluca, uzaktan birçok küçük şey etkiler onu. Kadın sonunda fark eder ve bu gizi çözmek için çocuğu evine alır, ona dokunur, yani haddinden fazla gerçek bilgi verir. Sonra çocuk kaçar, bütün dünyası yıkılır, aşkı uzaktan yaşayan hali gitmiş her şeyin büyüsü bozulmuştur. Metin Erksan’ın “Sevmek Zamanı”nda da benzer bir durum vardır. Müşfik Kenter bir fotoğrafa aşık olmuştur, onunla yaşar ve onu çözmeye çalışır. Hata filmin ünlü epizotu; kayığa o resmi koyup gölde romantik bir geziye çıkmasıdır. Ancak kadının gerçeği paramparça eder Müşfik Kenter’i. O suretine aşıktır çünkü, hayal ettiği, imlediği, dünyasını kurduğu şeye aşıktır sözün özü. Aşk, karşılıksız, asimetrik bir haldir. Hiçbir zaman duygu oradan başka bir yerde daha yoğun olamaz…

“Karşı Pencere”de Ferzan Özpetek, küçük hayallerle bezenmiş ve ancak tıkır tıkır bir ritm içinde farkında olmadan eriyen bir orta sınıf kadın karakterin, evin karşı penceresindeki adam ile kurduğu münasebeti anlatır. Küçücük bir pencere ile bir yaşamı keşfetmek, kendini keşfetmek gibi anlamları arar. Kadın Adamın evinden kendi penceresine dönüp kendi oluşuna, nasıl göründüğüne de bakar bir ara. Nasıl göründüğümüze ve nasıl gördüğümüze küçük bir giz kapısıdır pencereler. Ferzan Özpetek geçmişin mekanları ve hafıza arasında kurduğu dramlarla ilerletir filmlerini; birisi eski evine döner ve kapıları açar, öteki hamamda terler, beriki travmasını yüklediği adamları bulur.

Tüm bu anlatılanları tamamlayacak film olarak Fronçois Ozon’un 2012 yapımı “Evde” (Dans La Maison) filmini gösterebiliriz. Eşitlik şiarıyla öğrencilere üniforma giydirilmek istenen bir okulda gelişir olaylar. Fransız eğitim sisteminin tek tipçi girişimlerine bir eleştiri olarak açılan filmde; yazar olmak isteyen bir çocuğun daha özgür bir bilinçaltı ile öğretmen öğrenci ilişkisi bulunur. Çocuk, edebiyat dersinde verilen kompozisyon ödevine “gerçek” bir cevap verir. Hayatlarını merak ettiği arkadaşının evinin içine girmiş ve kalmaya başlamıştır. Çocuk, evin içinden öğretmenin hayal mi gerçek mi olduğunu çoğu zaman karıştırdığı “yaratıcı” öyküler yazmakta ve yani yaşamaktadır. Bu mecrada edebiyat öğretmeninin ve karısının hayatlarındaki tutkuyu da keşfetmesini sağlar, bir bozgun hali yaşatır herkese. Gerçek, hayal gücü, bilinçaltı hepsi dramın birer parçalarıdır, ayrılamaz.

Filmin finali de “bir öteki perde, bir başka pencere” paradigmasını güçlendirir. Karısının terk ettiği edebiyat öğretmeni ile öğrenci bir parkta otururlar, karşılarında bir apartman vardır. Perdelerden gördükleri kadarı ile evlerin içini konuşmaktadırlar. Çocuk bir evi gözüne kestirir, içeriye girmesi için terkedilmiş öğretmenden yardım ister. Ve yani film yeniden bir başka film olarak başlar.
Anlarız ki sinema ve her şey, bir öteki perde, bir başka penceredir. 

www.evrensel.net