Ne telaşlandın be Perinçek!

Ne telaşlandın be Perinçek!

Askerseverliğiyle meşhur İP’li Doğu Perinçek, rahatsız olmuş Gezi Direnişi’nin ‘kardeşlik, eşitlik’ diye bağıran yüzünden. Nasıl öfkelenmiş herkesin ‘Mustafa Kemal’in askeriyiz’ dememesine. Nasıl da çileden çıkmış ‘yaşasın halkların kardeşliği-bijî biratiya gelan’ dememizden. Me

Erdal İmrek

SİZ ASLINDA KARDEŞSİNİZ

Hani Başbakan ‘bayrağa saldırdılar’, ‘Lice’dekiler uyuşturucu baronları’ dedi ya; aynısını demişsin Perinçek. Mevzu Kürde düşmanlık, milliyetçilik olunca nasıl da kardeş oluyorsunuz. Irkçılık nasıl da dumura uğratıyor insan beynini, her şey nasıl da birbirine karışıyor değil mi? ‘Yoğurtçu Parkı ve Kadıköy Meydanı’ başlıklı yazısıyla haftalardır direnişi bölmeye çalışan dışarıdaki ‘yoldaşlarına’ el uzatmış komutan! Barikatlarda, forumlarda bir arada olana, kardeşleşip, düşünene, direnene, ‘eşitlik ne güzeldir’ diyene de dil uzatmış. Neler dememiş ki akla ziyan; haftalardır parklarda bir araya gelip, ‘nasıl ederiz de artık daha bir umutla baktığımız geleceği kurarız’ diyen, ‘nasıl yaparız ki Kürt, Türk, Ermeni, Laz, Çerkez, Arap, Pomak daha yüzlercesi, Sünni, Alevi, gayrimüslim, dinsiz, her renkten, her dil, din ve milliyetten insanlığın iyilik, güzellik ve eşitlik memleketini yaratırız’ diyene ‘sol maskeli başıbozuklar’ demiş. Tam da onun ağzı. Lice’de ‘Karakol değil, barış istiyoruz’ diye yürüyenlere ‘Mustafa Kemal’in askerlerinin karakoluna saldırı düzenleyen uyuşturucu baronları’ demiş. Nasıl da Perinçek’in ağzı, nasıl da yalan, nasıl da Başbakan. Nasıl canını yakmış; Yoğurtçu’dan ‘Diren Lice Seninleyiz’ diye çıkıp binlerle Kadıköy sokaklarında akmamız. Nasıl endişelenmişse; ‘karşı devrimci’ ilan edip bizi, ‘al bayraklar denizinde boğulmamız’ gerektiğini buyurmuş askerlerine.

BİR ASKERDİR TUTTURMUŞ

Biz aslında ‘devrimden korkan bölücüler’mişiz, öyle demiş. ‘Yurttaş, devrimci olunca, asker olur. Eğer devrimci olacaksanız, önce asker olmayı ama Mustafa Kemal’in askeri olmayı öğreneceksiniz’ demiş. Bak sen! ‘Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Fethullah Gülenlerden olduğumuzu’ söyledikten sonra, ‘küresel güdümlü vatansızlar’ demiş bize. Bak bak bak! Sonra, ‘Nerede ilkel, çocuksu solculuk varsa, orada Yoğurtçu Parkı var’mış! Kadıköy’deki bol bayraklı GazdanAdam’ı hatırlatıp, ‘Yoğurtçudakiler oradan ders alsın’ da demesin mi! Ha bir de ‘eğitim’ vermeye kalkmış. ‘Vatandan, milletten anlamayan sözde solcular’ dedikten sonra bize; “Türkiye’de devrim yalnız ve yalnız Türk bayrağı altında yapılır. Tunç yasasıdır: Türkiye’de devrimi Mustafa Kemal’in askerleri yapar” demiş. Aslında kaldıramamış bu parklarda Kemalist olanın olmayanla el ele vermesini ama Kemalist olanın ötekine ‘sen de Kemalist olacaksın’ dememesini. ‘Ben farklı görüş sevmem, hepiniz elinize bayrak alacaksınız ve Türk olacaksınız’ buyurmuş. Bilmiş, idrak etmiş de bugüne kadar ki kodların dağılmaya yüz tuttuğunu, endişelenmiş. ‘Bu da giderse elimden ne yaparım’ diye paniklemiş. Hızını alamamış; Yoğurtçu Parkı’nda bir araya gelenlerin, ‘emperyalizmin sıcak para komisyoncularının dümen suyunda olan karşıdevrimciler’ olduğunu söylemiş. Ne afili cümle! Akla zarar akıllar yürütüp; ‘Türkiye’deki milli savaş, sınıf savaşı, devrim savaşı hepsi Kemalist Devrim mevzisindedir’ demiş. Ne tahlil ama! ‘Bu başıbozukluk, Yoğurtçu’dan Kadıköy’e inemez. Veya iner ve Türk bayrağı altında devrimcileşmeyi öğrenir. Böylece Mustafa Kemal’in askeri olur. Sıradanlıktan ve başıbozukluktan kurtulur, öncü olur’ diyerek de yol göstermiş aklınca.

NE MUTLU Kİ; SENİN GİBİ DEĞİLİZ

Nasıl da düşman başka renge, başka fikre, aslında gençliğe, yeniye... Ağaca, yeşile, doğaya en çok saldıranın, ‘çevrecinin daniskasıyım’ dediği yerde, devrimcilerle ilgili sicili malum olan, öğretisinin özü ırkçılık ve faşizm olan da ‘devrimcilik’ dersi vermeye kalkıyor işte. Ne mutlu bize ki bize ‘devrimcilik’ diye yutturmaya çalıştığı yerde değiliz be Perinçek. Ne mutlu Yoğurtçu Parkındakilere ki; bütün halklar için güzel duyguları var. Hem öyle sadece kardeşlik değil, eşitlşğe dair de duygular onlar. Ne güzel ki, şovenizm ve ırkçılık foseptiğindekilerin yanında değiliz. Oradan sızan pis koku biraz rahatsız etmiyor değil bizi ama burnumuzu tıkayıp geçip gidiyoruz yanından.

ASIL SANA KOLAY GELSİN!

Senin dil uzattığın o Yoğurtçu Parklındakiler var ya Perinçek; kardeşliğin, barışın, iyiliğin, güzelliğin, eşit ve bir arada olmanın dünyasını yaratıyorlar haberin ola. Zaten pek itibar eden yoktu bu fikirlerine ya artık daha da zor işin. Üzülmelisin, bizim buralarda, parklarda yani; sadece kırmızı, beyaz, bir de asker yeşili yok anlayacağın. Düşmanlık, haset, ırkçılık hele hiç uğramaz yanımıza. Rengarenk buralar. Kırmızı, beyaz, sarı, turuncu, mor, yeşilin her tonu. Asker olmak istemiyor buradakiler, ne kadar üzülsen az. Üzüntünü anlıyoruz; eskimiş fikrinin nazarımızda beş para etmediğini görmenedir öfken. Geçmiş olsun. ‘Kolay gelsin’ diye bitirmişsin ya yazını, asıl sana kolay gelsin! İşin hiç kolay değil. Burada senin ezberin geçmiyor. Hiç ezberi yok buradakilerin, berrak zihinler var burada, yepyeni, ışıl ışıl.

ORAYA GİTME BURAYA GEL!

Bir söz de; Atatürk’ü de seven, Kürtle el ele barikatta da duran, Lice’de asker kurşunuyla ölen için de yürüyen, elinde Türk bayrağı da olan, bugüne kadar ne kadar horlanmış, dışlanmış varsa elini huzurla uzatan, Kürdü de seven, Türk’ü de, Arap’ı, ötekini berikini de seven, ‘biz eşitiz’ diyen, yüzü gülen, umudu olana; burası güzel bizimle kal. Bir sözümüz; belki bunca yıl zihnini şekillendiren kalıplardan, biraz kafası karışmaktan, ne yazık ki yüzünü senin oralara dönene; Gitme oraya kardeş. Orası karanlık. Buraya gel, parklara, kardeşliğin, güzelliğin geleceğe dair umudun her an daha da yeşerdiği yere gel. Burası çok güzel, rengarenk ve umut dolu; Buraya gel, gel, gel...


www.evrensel.net