Günaydın çocuklar!

Günaydın çocuklar!

Hayat tamda insan yanımızı katletmişken, gözlerimizdeki şaşkınlık bile bizi terk etmişken, bir avuç barışçıl genç uyumuşlar parkta. Bilmiyorlardı bizi en derin uykulardan kaldıracaklarını…Rengarenk elbiseleri; kırmızı, mavi, yeşili hepsi oradaydılar. Henüz dalmışlardı en derin sohbetlerden geriye, az bir uyku.Sıkılan gazlarl

Bir anne*

Hayat tamda insan yanımızı katletmişken, gözlerimizdeki şaşkınlık bile bizi terk etmişken, bir avuç barışçıl genç uyumuşlar parkta. Bilmiyorlardı bizi en derin uykulardan kaldıracaklarını…
Rengarenk elbiseleri; kırmızı, mavi, yeşili hepsi oradaydılar. Henüz dalmışlardı en derin sohbetlerden geriye, az bir uyku.
Sıkılan gazlarla ayıldılar! “Yok canım, güzel kokular duyalım diye polis amcalar sprey sıkıyorlar galiba” deyip saçlarını savurdular, iyice nüfuz etsin diye allı, yeşilli entarileri ile döndüler oradan oraya. Oysa “Hep göz göze gelsek de bizimle ilgilenseler biraz” dediğimiz çocuklarımız, ellerinden düşürmedikleri teknolojik silahları aracılığıyla; anneler, babalar, kardeşler tarafından arama bombardımanına tutulup, meraklar gideriliyordu.
- İyi misin?
- Neredesin?
Çoğaldı barışçıl gençler binler, on binler ve yüz binler. Ellerindeki teknoloji Hükümet tarafından silah kabul edilir hale gelmiş olacak ki spreyler yetmedi. Amcalar onların da duşa girmelerini istedi. Öyle ya, çok koşmuş köşe kapmaca oynamışlardı. Sıkılan sular ateşlerini söndürecek, bu sıcak ortamın hareketi sönecekti. Belki de içerlerdi TOMA’nın suyundan. göğüslerini, bağırlarını açtılar. Nasıl bir su ise! Akdeniz gibi tuzlu, Karadeniz gibi hırçın, Marmara gibi puslu idi. Yandılar! Oysa sadece serinlemek istiyorlardı.
Güzel gözleri vardı bütün insanlar gibi, göz güzel olmaz mı? Çocukluk da oynadıkları atari oyunlarındaki gibiydi ortalık. Koşanlar, kaçanlar ama oysaki oyunlar bittiğinde gözleri yerinde dururdu! Şimdi oyundan dışarı kaçmış koca adamlar, çocukların güzel gözlerinden öpmüyor, vuruyorlardı! Acaba çocukların gözleri, rüyalarına girer miydi?
Kırılan cam parçaları gibiydi vücutları. Kırıklardan, yaralardan akan kanlar bir araya toplandı. Demediler. Sen Alevi’sin, Kürt’sün, Sünni’sin, Ermeni’sin, Yahudi’sin, Süryani’sin, ateistsin… Biriktirdiler, bir arada durunca anladılar. Bayrakların, flamaların, posterlerin değeri yoktu. Bir arada olmak ses idi belki.
- Yanıyorum!
- Acıyor!
-Ah! Gözüm!
-Nefes alamıyorum!
Gözünü tutan, kırılan bacağa, yanan, nefes alamayan başka bir sese doğru koştu. Birbirlerini onarmaya çalıştılar. Birden hükümet keşif yaptı. Anladı o sesler illegal olmuşlardı. Oysa bir avuç çapulcu idiler. Sesler ve kanlar birleşince, korkmak böyle bir şey olsa gerek… Ölmeyin çocuklar, rengarenk olun. Vapurdan inen kadınlara bakıp, “Bunlar benim hüküm sürdüğüm insanlar olamaz” diyenlere inat rengarenk olun çocuklar! Otuzunuzda, kırkınızda, ellinizde rengarenk olun. Flamalarınızı birleştirin artık, elleri kana değenlere inat! Biz sadece parkta uyumaya çalışan bir avuç barışçıl gençtik. Nasıl olduk da birden bütün bir yurdu uyandırdık!..
*(Sema anneniz)

*KOCAELİ

www.evrensel.net