Parklarına demokrasi gelmiş memleketimin

Parklarına demokrasi gelmiş memleketimin

  • Amfi tiyatrolar bana hep büyüleyici gelmiştir. Mesela yıllar önce Bergama Antik Tiyatrosu’nda Spartaküs’ü izlediğimde, bir kölenin zincirlerinden kurtuluşu kadar, tiyatronun dokusu ve ruhunun da bir kat daha etkileyici kıldığını anımsıyorum bugünlerde. Binlerce yılı arkasından bırakmış bir tarih ve kültür mirası duruşuy

    Ayşen Güven

    Avrupa’da geçen filmler ya da oyunları izlersiniz mesela, sokakları tertemizdir, biri hastalanır anında ambulans gelir olmadı helikopter, hayıflanırsınız “Yahu biz de olsa yolda ölürsün”.. “Şeytanın avukat”lığına soyunmak, beyaz yakalıların iş başvuru oyunlarında oynanan zihinler... Parklarını görürsünüz mesela, ortasına AVM dikilmemiş, kışla görmezsiniz şehrin tiyatrolarına, sinemalarına, çay bahçelerine paralel. Mahkeme sahneleri vardır örneğin; suçlu da suçsuz da el övelemez hakim karşısında, ya da belediye başkanı, vali vatandaşın karşısında korkulu bir gölgeyle dikilmez. Halk devletin karşısında hiçbir zaman bizim yaşadığımız ve gördüğümüz kadar ‘tedirgin’ gözükmez. Bir o kadar bizim gördüğümüz ve görmediğimiz demokrasi ayıpları vardır, var mutlaka.

    Bir Avrupa öykünmeciliği yapmak değil meramım elbette. Bu ülkeyi hep sevdik ama yalan yok şu son bir aydır bir başka seviyoruz değil mi? İşte girizgahım ondan Avrupa’dan... Şapkamızı önümüze tek tek ve birlikte önümüze koymanın zamanı geldi. İçinden tavşan niyetine koskoca bir halk ayaklanması çıktı. Şükür.

    SPARTAKÜS’TEN BİLE DAHA ETKİLEYİCİ

    Ama şapkadan tarihimizdeki vatandaş olma bilincimizin boşluklarındaki “hak” ve “talep”lerde çıkıyor bir bir. Salı günü şu “Gezi Parkı direnişi” forumlarından birini izlemeye gittiğimden beri bunları düşünüyorum. Direnişin Taksim’den sonra kalp atışlarını en çok duyduğumuz Beşiktaş’ta Abbasağa Parkı’ndaydık. Parka girer girmez amfideki kalabalığı, insanların peş peşe söz alışını, ses sistemi olmayan o ilk günde sessiz el haraketleriyle “katılıyorum” ya da “katılmıyorum” demelerini, direnişin her anına sirayet eden, polis müdahalesinden kaçarken çarpışanların bile bir birine “özür dilerim” diyerek gösterdiği “saygıyı”, herkesin ama herkesin söyleyecek sözü olduğunu gördüğümde Bergama Antik Tiyatrosu’nda Spartaküs’ü izlediğim zamandan bile daha çok etkilendim. Döndüm arkadaşıma heyecanla “İlk defa demokratik hayat pratikleri olan bir Avrupa kentinde gibi hissediyorum kendimi şu an” dedim.

    Türkiye halkları Avrupa’da kazanılmış temel insan haklarından devşirme yoluyla, yönetenlerin uygun gördüğü kadar demokratik hak istemiyor artık. Ayaklanmanın odağındaki vatandaşlık hakları (doğası, çevresi, tüm canlıları ve farklılarıyla beraber) için süren direniş, kazanmak için kendi yolunu da arıyor ve buluyor.

    Tartışmalar bu ayaklanmanın kendisi kadar umutlu ve ateşli. Amfinin içindeki forum yetmiyor kalabalığa, ayrı ayrı küçük forumlar kuruluyor parkta. Ellerde megafon, “avam” konuşuyor, öneriyor, eylem planları gündeme geliyor, kararlar alınıyor. Bütün parkların forum notlarının birleştirilmesi ve ortak bir yol haritası çıkarılması ortak kanaat.

    SEÇİMLER PARK AHALİSİNİN GÜNDEMİ

    Abbasağa’da küçük bir çadırda “direniş sergisi”, Yoğurtçu Parkı’nda hemmen bir kütüphane açılıveriyor. Üniversiteli bir genç kadın çıkıyor ve “Bu yaz sahillere, tatil köylerine değil kendi köylerimize, Anadolu’daki memleketlerimize gidelim. Burada yaşananları oralarda da anlatalım” diyor. Bir başka genç de,  “Kendi parasız eğitim olanağımızı kendimiz yaratalım. Yaz okulları oluşturalım”  derken bütün park ahalisi en çok önümüzdeki seçimleri konuşuyor. “Seçim barajının kaldırılması” en çok ortaklaşılan talep ve muhtar, belediye başkanı, milletvekilleri çıkarmak da herkesi aynı anda saran bir başka heyecan verici talep. Bu halk meclislerinin daha çok ilçede kurulması yine en güçlü önerilerden, ırkçı ya da ayrıştırıcı kürsü kullanımları hep varolan saygıyla itibar görmüyor, sessiz bir “red” kalabalıkta görülüveriyor. Bayraklar, flamalar tartışmalarının mayası nasıl tutmadıysa, şimdi daha net görülüyorki bu “örgütsüz” kalabalıklar “birlikte olmayı” çok özlemiş, ortak davranmayı “örgütlülüğü” , aynı parkta buluşmayı istiyor. “Siyasi partilere çağrı yapalım. Onlar da gelip bu forumlarda kendilerini ifade etsinler” deniyor. Liseli gençler yurtlarında neler konuştuklarını getiriyor meclise, “durma” grevi öneriyor bir özel sektör çalışanıysa. 29 Haziran’da HES ve Termik Santrallere karşı saat 21.00’de Kadıköy’de yapılacak yürüyüş te parka hemen duyuruluyor. Herkes kendinden emin “ordayız”.

    Park ahalisinin keyfi yerinde. Herkes işinden, gücünden, evinden, okulundan... çıkıp akşam saatlerinde parkı doldurmaya başlıyor. Forumlardaki konuşmalara bir yandan kulak kabartan park ahalisinde kimileri aynı anda çimlere uzanmış kitabını okuyor, kimileri top sahasında maç yapıyor, kimisi köpeğini gezdiriyor, kimisi yaşlısı, genci, torun tombalak ailecek sohbetini evinde değil parkında diğer “direnişçi dostlarıyla” yapıyor.

    Kavga çıkmıyor, kimse kimseye bağırmıyor, çevre sakinleri rahatsız olmasın diye alkış bile yok, kan yok, ölüm yok, umutuzluk, mutsuzluk yok. Sahi en son bu kalabalıklar ne zaman bir birini tanımasa da tebessümle bakmış ya da selamını esirgememişti. Parkın kapılarından birinde kolonya ve lokum ikramı bile var. Getirilen erzakların paylaşımı Gezi Parkı direnişinden bildiğiniz gibi, herkesin.

    Her fırsatta forum yürütücüleri “Aramızda esnaf, avukat, ev hanımı falan varsa mutlaka söz istesin” diyor. Ne kadar çok sözümüz varmış meğer? Ne kadar anlatmaya ihtiyacımız? Ne kadar çok çözüm yolumuz... Ne kadar soyut ve insana yakışan kavram varsa tüm gerçekliğiyle somuta yürüyor bu parklarda. Şimdi müsaadenizle ben yeniden o amfideki hayatım boyunca tattığım en doygun “demokrasi” hissini yeniden duymaya gidiyorum. Dostlar bir birini mecliste görsün! Siz de gelin, bu meclisler hepimizin.

    www.evrensel.net