Fırında mayalanan birlik

Fırında mayalanan birlik

  • Hakkarili fırın işçileri iş bırakıp haftada sadece 1 gün izin kullanabilmek ve insana yaraşır bir ücret için sokağa döküldüğünde aklıma çocukluğum geldi. Bölge insanı için kıymeti büyüktür fırınların, bizim oralarda tezgaha serili ekmekler gibi sıcaktır bizim hayatımızdaki yeri fırının.&Cc

    Tuba Güngör

    Çocukluğumuzun geçtiği mahallede her gün önünden geçtiğimiz, sıcak ekmek kokuları arasında oyunlarımızı oynadığımız, günde en az üç defa gidip kalabalık sofraların en temel aşını aldığımız yerdir fırın. Mahalledeki kadınların, gençlerin hele de çocukların en uğrak alanıdır. Akşama yemek yetiştiremeyen kadınların ilk aklına gelendir evde ne varsa bir tavaya doğrayıp fırına götürmek... Bu, sadece akşam yemeğini en kolayından kurtarmak değildir, işten güçten görülemeyen komşularla ayak üstü halleşmektir, yemekle uğraşmakla geçirilecek vakti, tavanın fırından çıkmasını beklerken diğer kadınlarla geçirmektir. Sıcak ekmek kuyruğunda tezgaha dökülen ilk sıcak ekmeği kapma yarışıdır çocuklar için fırın. Vakit geçirmeden, sıcaklığı yel almadan sofraya yetiştirmek için ekmeği, koşmaktır... O koşu sırasında bile el yakan ekmeğin ucunu muhakkak yemektir...

    Ne kadar erken varırsa varsın eve, annenin çocuğa “nerde oyalandın bu kadar” diye sormasıdır. Annelerin “bu ekmeğin ucunu gene hangi fare kemirdi?” diye fırça atmasıdır...

    Kışın sığınılası, yazın kaçılası yerdir. İnsan bilmez o deriyi eriten sıcaklarda nasıl çalışır fırın işçileri o alevlerin karşısında... Kışın oyun arasında sığınılan sıcaklığı yazın eziyete dönüşür çocuklar için. Hızlıca alınır ekmek ve çıkılır koşa koşa...

    GÜN YÜZÜ GÖRMEDEN MAYALANAN HAMURLAR

    İşte yine o yazlardan biri gelmişti. Bizim oralarda yazın kız çocukları kuaföre, pastaneye çalışmaya gönderilir “aman bir meslek edinsin de yarın bir gün koca eline bakmak zorunda kalmasın” diye. Okul okutmak da zaten zordur. “Okusa ne olacak ki okuyanlar boşta” cümlesi çocukların çalışmasını meşru kılan en yaygın cümleydi. “Eve ekmek getirme” sorumluluğu taşıyan erkek çocukları ise fırına, berbere, eczaneye gönderilirdi çalışmaya. İşte benim erkek kardeşim Umut da yazın sıcağında fırında çocukluğunu büyütenlerdendi. Okul kapandığında babam elinden tutup bizim mahallenin fırın ustası Ali abiye götürmüştü. “Eti senin kemiği benim, iyice işi öğrensin, mızmızlanırsa ustasısın bilirsin ne yapacağını” demişti. Sokakta kalmıştı gözü Umut’un. Güneş daha bize yüzünü göstermeden vururdu kardeşimin yüzüne, sabahın erken saatlerinde annem onu uyandırır, yollardı fırına... Mahalleli kalkıp ekmek sırasında girdiğinde, işe güce başlamadan sıcak sabah ekmeğini sofrasına koysun diye yoğrulmalıydı hamur erkenden. Yoğrulması yetmez, mayalanması ve kabarması da gerekir. Bunların hepsi fırın işçilerinin hiç gün yüzü görmemesi pahasına yapılır. Kardeşim de bizim eve ekmek girsin diye gidiyordu sabahın beşinde fırına.

    FIRININ SICAĞI, UMUT’UN ELLERİ

    Bir gün gözleri dolu geldi eve Umut, yazın sıcağında fırında çalışmanın kavrukluğu vardı üstünde, dayanamıyordu, zorlanıyordu, yanıyordu. Anneme iç çeke çeke anlatıyordu bunları. Anne yüreği dayanamadı, “tamam oğlum söyleriz babana gitmezsin daha” dedi. Babam ise resti çekti hem anneme hem de Umut’a. “Ben ustaya söz verdim bu çocuk yaz boyunca orada çalışacak diye. Sözümü yutamam” dedi. Umut, yüzünü fırında karartmaya devam edecekti.

    Bir gün de iki eli sarılı geldi eve. Fatma teyzenin fırına sürdükleri yemek tepsisini çıkarmak için dalgınlıkla çıplak elleriyle davranmış, fırının yemeğin üstünde tüten har sıcağı haşlamış ellerini. Usul usul ağladı, fırında yanan ellerin acısının ne demek olduğunu öyle anladık.

    Umut’un fırında geçen yazıyla anladım fırında çalışmanın zorluğunu. Epi topu 3-4 kişinin çalıştığı küçücük mekanlarda izin kullanmanın zorluğunu, yoruculuğunu, fırın ateşinin yakıcılığını onunla gördük. Benim için sıcak sohbetlerin edildiği, mahallenin birbirinin hatrını sorduğu fırının asıl yakıcı sıcaklığını o gün elleri yanan kardeşime bakınca anlamıştım.

    Dedik ya bu fırınlarda da öyle zannettiğimiz kadar çok çalışan olmaz. Hakkari’de 160 fırın işçisi nasıl karmıştır bu kazanımın hamurunu düşünsenize, nasıl bir araya gelmişler, neler konuşmuşlardır... Hakkari’de fırın işçileri yüz yıl öncesinin kazanımı olan “haftalık izin” hakkını 2013’te “kazandı”. Artık sigortaları var... Fırının ateşinde yanan yüzleri gün yüzü görsün diye güneşe çıkacak bir gün izin, fırının ateşinde haşlanan elleri sağlık görebilsin diye sigorta ama daha da önemlisi herhalde bir daha ateşe atılamayacak hakları için örgütlü güç mayaladılar... Hakkari’de ekmekler artık daha tatlı kokar, sıcağı daha bir güzel gelir sofrada halka herhalde...

    www.evrensel.net