İşçiler örgütlenemedikçe patronlara mahkum

İşçiler örgütlenemedikçe patronlara mahkum

Ben tekstil  işçisiyim. Gece vardiyasında yaşadığım ve duyduğum bir olayı paylaşmak istiyorum.Evli  olmak bir işçi için patrona her koşulda boyun eğmek olarak görülüyor. Evli bir işçi arkadaşımızın 30 TL fazla alabilmek için, 2 makineye bakması ile başlayan sohbet, giderek işçilerin yaşadığı birç

Bir tekstil işçisi

Evli  olmak bir işçi için patrona her koşulda boyun eğmek olarak görülüyor. Evli bir işçi arkadaşımızın 30 TL fazla alabilmek için, 2 makineye bakması ile başlayan sohbet, giderek işçilerin yaşadığı birçok sorunun tartışıldığı bir sohbete dönüştü.
Bizim işyerinde, sigortasız işçiler var, sigortası olanında sigortası asgari ücretten yatırılıyor. İşyerinde çalışan göçmen işçiler asgari ücretin altında çalıştırılıyor. Senelik izinlerimiz var, ama yok. Çünkü mesela iş azaldığı zaman izne çıkarılıyoruz. İşler yoğunlaştığında ise tekrar işe çağrılıyoruz, bu bazen 2 gün, bazen 5 gün oluyor. Bir de bakıyoruz senelik iznimiz bitmiş. Yani işyerinde işlerin durumuna göre yaşıyoruz. Kabul etmezsen her an işten atılabilirsin çünkü iş garantimiz yok. Vardiyalı çalıştığımız için 24 saat kamera ile izleniyoruz. Her sabah performansı  arttırabilmek için iş raporları patron tarafından kontrol ediliyor.Ustabaşı aracılığı ile patronun istediği adette iş çıkarılması için işçiler üzerinde baskı kuruluyor.
Aldığımız ücretle günümüz koşullarında geçinemediğimiz ortadayken, patronun bunu fırsat bilerek, özellikle evli ve ailede tek çalışan arkadaşlarımızın bazılarına, el altından 50 TL, 100 TL fazla para vererek, hem performansı işyerinde yükseltip, hem de tüm kötü koşullara, kısıtlamalara ve baskılara boyun eğmeleri sağlanıyor.
İşte bu gece vardiyasında yaptığımız sohbette, bütün bu koşullar daha kötü olsa bile kabul edeceğini söyleyen işçi arkadaşlarım bir gerçeği ortaya koydular.
Neden daha kötüsünü kabul edersin sorusuna arkadaşlardan biri şöyle yanıt verdi. “Ben 5 yıllık evliyim. Bu işyerine başladığımda hem İstanbul’da, hem memleketim Bartın’da düğün yaptım. Bu beni büyük bir borcun altına soktu. O zaman sigorta primleri 10 gün üzerinden yatırılıyordu ve ben  kabul etmek zorunda kaldım. Aradan 5 sene geçti ve düğün borçlarımı ancak bitirebildim. Şimdi de son bir senedir, hem  kredi çekerek, hem de patrondan aldığım borçla, aldığım evim kredisini ödemeye çalışıyorum. Aldığım ücret 1300 TL. Bunun 1000 TL’sini bankaya ödüyorum, geri kalanı da patron ücretimden aldığım borca kesiliyor. Geçimimi kredi kartına yatır çek yaparak sağlıyorum. O nedenle işyerindeki koşullar daha kötü olsa bile kabul ederim buna mecburum. Daha patrona olan borcum ve 9 yıl  ödemem gereken ev kredisi var” diyerek her koşulda çalışabileceğini söyledi.
Ben arkadaşımın söylediklerini dinledikçe, tekstil işçilerinin örgütlenmesinin ne kadar acil bir ihtiyaç olduğu gerçeğiyle karşılaştım. Çünkü arkadaşın kredi kartına yatır çek yaparak daha 9 yılı nasıl bitireceği beni düşündürüyor. Başka fabrikalarda, daha benim arkadaşım gibi nice işçi arkadaşlarımız var. Biz örgütlenemediğimiz için patronlar bizi hem kullanıyor, hem de bütün kötü koşullara mecbur bırakıyor. Biz tekstil işçileri patronların bize dayattığı insanlık dışı koşullarda çalışmaya mecbur değiliz, sadece örgütlenmeliyiz. İşçiler er yada geç mecbur olmadıklarını anlayacaklardır.

*Güneşli/İstanbul

www.evrensel.net