‘Kronik hastalıklarıyla baş edemeyen bir ülkede halkın sağlığı nasıl düzelir?’

‘Kronik hastalıklarıyla baş edemeyen bir ülkede halkın sağlığı nasıl düzelir?’

Sevgili meslektaşlarım, (...) Sayın Bakan, ‘bunlar marjinal gruplar’ demiş yine. Mart ayı boyunca Sağlık Bakanımız, kanal kanal gezip; icraatlarını anlatma ihtiyacı duymuştu. 13 Mart mitingini marjinalize etmeye, hekimlerin haklı taleplerini ‘bencillik’ diye göstermeye çalışmıştı. Yine aynısını yapmış. ‘Bunlar marjinal gruplar&rs

DOÇ. DR SELÇUK DAĞDELEN

Performans olmazsa, biz hekimleri çalıştıramazmış. Öyle demişti Sayın Bakan.

İki sorum var:

1. Eşini, anacığını, bacısını, ya da evladını bir kerecik bile, işi yüzünden ihmal etmemiş tek bir hekim var mı aramızda? Eşini doğumhanede doğum sancılarıyla baş başa bırakıp kendi gece nöbetini tutan; eşinin, aşkının ya da evladının doğum gününü mecburi hizmette 300 km uzaktan telefonla kutlayıp çaktırmadan sesi titreyen, gurbette telefonu kapatıp hıçkıra hıçkıra ağlayan hekim yok mu aranızda? Anacığının son nefesine yetişemeyen hekim yok mu bu ülkede? Tıpkı Ankara tıptan kaybettiğimiz İnt. Dr. Gülenay gibi düşünüp; kendi hastalık belirtilerini ‘normaldir canım, iş yoğunluğu’ diyerek ihmal etmiş başka hekim yok mudur bu ülkede?  Biz yan gelip yatmadık. Hekimlik yan gelip yatılan bir meslek değildir. Yeter artık.

2. Biz paragözmüşüz! Elimiz hastalarımızın cebindeymiş. En çok da bu ağırıma gidiyor. Şimdi size soruyorum, aranızda dolmuş parasını, otobüs biletini hastasının cebine mahcup mahcup sıkıştırmamış, hastasının evladının okul taksitini ödememiş, personeline ‘hadi al şunu git, Ulus’tan şu hastamıza bir pijama satın al gel’ dememiş tek hekim var mıdır bu ülkede? Biz bu iyiliklerimizin tek tek envanterini mi tutacaktık! İyiliklerimizi belgelememiz mi gerekiyordu? Ülkemin hekimleri hünerlidir, elleri güzeldir, yüreği güzeldir. Bunu en iyi hastalarımız bilir. Bizi yönetenler bilmese de olur. Biz bizi biliriz. Siz de sizi bilirsiniz. Siz hep herkesi kendiniz gibi mi bilirsiniz?

Aritmetik toplama işlemi yaparak cebir denklemi çözemezsiniz. Oy çokluğuyla, 2 bin 500 yıllık hekimlik mesleğini yönetmeye kalkamazsınız. Puanlar toplayıp onları çarparak, hekimlik  hünerini ölçemezsiniz. Her hasta şahsına münhasır bir cebir denklemidir. Hastayı dinlemeden, hasbıhal etmeden, hastanızın güvenini kazanmadan, 3 dakikada bir hasta görerek, hastalarımızı tedavi edemeyiz, olsa olsa bozuk laboratuvar  değerleri düzeltilir, repete yapılır. Nitekim sonuç ortada: Kronik hastalıklar bakımından ülkemde durum vahim. Halkımızın şekerleri, kolesterolleri tansiyonları uçuyor.

Bu arada ülkemin sağlık göstergeleri iyiymiş. Niceliğe dayalı performansla günde 80-100 hasta görerek hiçbir kronik hastalığı, ne diyabeti ne hipertansiyonu tedavi edemezsiniz. Niceliğe dayalı performans size cebir denklemi çözdürmez, aritmetik toplama işlemi yaptırır. Günde kaç hasta baktın? O kadar ekmek o kadar köfte. N’oldu şekerler, n’oldu tansiyon, n’oldu kolesterol? Kronik hastalıklarıyla baş edemeyen bir ülkede halkın sağlığı nasıl düzelir? Bakınız batıda niceliğe dayalı değil, niteliğe dayalı performans uygulayan ülkeler de var. Hastalarının hastalıklarını daha iyi tedavi edenler, hastalarının şekerini, tansiyonunu daha çok düşürenler, daha iyi tedavi edenler primle teşvik edilir.  Neden oralara bakmıyorlar? Bu gidiş hastalarımızın yararına değildir, bu performans sistemiyle kimsenin ne şekerini düşürürsünüz ne kolesterolünü. Bu arada hekimin de tansiyonunu çıkartırsınız. O yüzden performans herkesin hem hastalarımızın hem biz sağlıkçıların, hekimlerin sağlığına zararlıdır. Performansı reddediyoruz.

Biz öğrencilerimize, asistanlarımıza puan toplamayı, para kazanmayı öğretmek değil, düşünmeyi ve hekimlik hünerini öğretmek istiyoruz. Nitekim asistanlarımız da bunu reddediyor: Puanları Mario toplasın, biz hekimlik yapmak istiyoruz.

‘BİR AFERİN ALMAK İÇİN’

Bize diyorlar ki, ‘siyaset yapıyorsunuz!’. Öyle bir derdimiz olsaydı, milletvekili adaylığı için kuyruklar olan kalabalıklara katılırdık. Öyle bir derdimiz yok bizim. Biz hekimiz, hekimlik yapmak, iyi hekimlik yapmak istiyoruz. Hepsi bu. Ama aramızda siyasi aktörlere yaranmak isteyen, onlardan aferin almak isteyen hekimler, hatta başhekimler de var, görüyoruz. Dışkapı’da bir başhekim var mesela! Hastane kapısına “Hastanemizde kesintisiz sağlık hizmeti devam ediyor” diye kocaman bir pankart astırmış. Cebren, zorla hatta güç kullanarak, kameralarla imza alarak hekimleri çalıştırmaya kalkıştı. 19 Nisan görev çağrısına katılan hekimlere soruşturmalar açtı. Biz bu tür iktidar yalakalığı yapan, iktidarlardan bir aferin almak için hekimlik ideallerini, meslektaşlarını arka plana atan hekimleri kaydettik. Dışkapı’da tek hekime halel gelirse, her tür hukuki hakkımızı arayacağımızdan, şimdi adını vermediğimiz o Dışkapı başhekimini tüm Türkiye hekimlerine ifşa edeceğimizden kimse şüphe etmesin. Göreceğiz, yakın gelecekte siyasete atılırsa o başhekim, şaşırmayınız. Asıl hekimlik-başhekimlik yaparmış gibi yapan o hekimler siyasete yatırım yapmaktadırlar, biz değil. Bizim işimiz hekimliktir. Derdimiz iyi hekimlik.

‘İNSANLIK IRMAĞI KADAR ESKİ’

Türkiye tıp tarihinin akışını belirleyecek olan, bu neslin iktidar ve hekimlik arasındaki ilişki hakkında vereceği karardır. 2 bin 500 yıllık bir mesleğin mensuplarıyız. İnsanlık ırmağı kadar eskidir hekimlik. İnsanlık ırmağının her dalından beslenmiş, her dalını beslemiştir.

Savaşlar, salgınlar, kıtlıklar, kan şiddet ve faşizm, ardından kapitalizm! Hekimlik tarihi bunları bilir, bunları yazar, bunları anlatır, açsınlar okusunlar! Tababet, süpermarket değildir. Peki muayenehaneler nedir? Süpermarketler zincirine giden yolda, olsa olsa ayaklarına takılan birkaç küçük mahalle bakkalıdırlar!

Tarihte hekimler hiç yanılmadılar mı? Elbette yanıldıkları da oldu. Misal, Hitler’in de hekimleri vardı kardeşim; akıbetleri ne oldu? Ezcümle, hekimlik kamunun memurudur, orada hep hemfikiriz, ama hiçbir iktidarın kölesi olmayacaktır, artık çok geç! O köprülerin altından, hem batıda hem doğuda, tarih boyunca çok kan aktı.

Kavruk memleket çocuklarıydık, fakirdik, hekim olup fakirlikten kurtulacağımızı hayal ediyorduk. Hekim olduk hâlâ fakirleşiyoruz, üstelik zaman zaman ‘beceriksizlik’ duygusuna kapılıyoruz. ‘Yaşlımız, yüzünde yağmur taşır, saçlarını uzatır(dı).’ Şimdi emekli hekimlerimiz 72’sinde hâlâ çalışmak zorunda! İktidarlara olan –ideolojik rengi ne olursa olsun, mesafemiz, kızgınlığımız giderek artıyor. Çalışan sınıfın anlamını asıl şimdi anlıyoruz. Bize destek veren sendikalara, özellikle SES’e çok teşekkür ediyoruz. Üstelik, estetik ve entelektüel dürüstlüğünü tarihi boyunca kutsamış bir mesleğin mensubu olarak, hep başkaları için yaşamanın, giderek ağırlaşan yaşam koşullarımızın, mesleki hazzı azalırken riski artan hekimliğimizin ağırlığı altında boğuluyoruz.

‘ALINTERİNİN KARŞILIĞINI İSTEMEK ’

Geçim kaygısıyla alın terimizin karşılığını talep etmek, paragözlük, kibirlik bencillik sayılıyor. Eskiden ülkemde, milletvekili maaşları konuşulurdu; şimdi bir asgari ücret konuşuluyor, bir de hekim maaşı. Herkesin bir ücreti vardır doğru. Fakat sanıyorlar ki, herkesi satın alabilirler, hayır! İşte orada durun! Satılık hekimlik yok bizde!

‘ONLAR DA TARİHE GEÇECEK!..’

Sizler, bu etkinliğe ülkemin dört yanından katılanlar, Türkiye tıp tarihinin akışını sizler belirleyeceksiniz. Sizin katılımınızı engellemeye çalışanlar da aynen aynı tarih sayfasında yer alacaklar. Sizin için gün gelecek şöyle diyecekler, sizi tanımaktan onur duyduk, Türkiye’de halkın sağlığı ve hekimlerin mesleki bağımsızlığı için yürüttüğünüz mücadele sayesinde biz bugün buradayız.

Onlar da Türkiye tıp tarihine geçecekler, ama nasıl, hep birlikte göreceğiz. 2 bin 500 yıllık hekimlik mesleğinin emeklileri; yaşlılarımız, yüzlerinde yağmur taşıyacak, saçlarını uzatacak! Her biri birer erik ağacı genç tıbbiyeliler, hekimlik üzerine hayallerini sürdürecekler! Mağrur genç hekimlerimiz; asistanlarımız, gamzeli gülüşleriyle bizi, ülkemin hekimlik mesleğinin geleceği için g(ö)reve çağırdılar, geldik gereğini yaptık.

*  ATO Yönetim Kurulu Üyesi

www.evrensel.net