09 Kasım 2019 04:36

Maltepe direnişi: İşçiler inisiyatifi ele aldıkça güçleniyor

Kayhan Geyik, Maltepe Belediyesi işçilerinin grevine ilişkin izlenimlerini ve direnişin yansımalarını yazdı.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Kayhan GEYİK

İstanbul’da bulunan Maltepe Belediyesinde çalışan işçiler, belediyenin imzaladığı ama uygulamadığı sözleşme nedeniyle 8 gün süren bir iş durdurma eylemi gerçekleştirdi. Bu eylem öncesi ve sonrasıyla hem genel olarak sınıf güç ilişkileri açısından ve sınıf bilincinin dönüşümü açısından hem de yine buna bağlı olarak işçi sınıfının örgütlenme düzeyi bakımından daha derinlikli ele alınması gerekli. Bu nedenle 8 günlük direnişin ortaya çıkardığı bazı ilişkilere kısaca değineceğim.

Öncelikle 8 günü 4 temel başlıkta şöyle özetleyebiliriz:

  • İşçiler inisiyatif alarak iş durdurdular ve bu inisiyatiflerini geliştirmeye çalıştılar,
  • Genel-İş genel merkezinin baskısıyla sendika şubesi başından beri çekinik bir tavır aldı ve en sonunda işçilere sormadan protokol imzaladı
  • İşçilerin örgütlülük düzeyi, sendikaya rağmen bölünmeden devam edecek bir düzeyde değildi. Buna rağmen; işçi arkadaşlarını işe geri aldırdılar ve birliklerini koruyarak yeni bir mücadele dönemine girdiler,
  • Mücadele içinde sınanmış bir öncü işçi kuşağı çıkardılar. Ve örgütlülüklerini geliştirmenin olanağını yarattılar.

Şimdi adım adım direnişe ve çıkardığı sonuçlara daha yakından bakalım:

1- DİRENİŞ BAŞLARKEN;

Maltepe Belediyesi işçilerinin direnişi elbette aniden ortaya çıkmadı. Bütünlüğünün kavranması açısından Fatih Torum’un yine Evrensel’de çıkan değerlendirmesiyle birlikte okunması daha anlaşılır kılacaktır.

Öncelikle Maltepe Belediyesi’nde 3 işçinin işten atılmasına sendika henüz bir tepki vermeden, işten atılan işçilerin de içinde olduğu öncü işçiler hızlı bir yanıt verdi. Dış temizlikte çalışan bütün işçileri temizlik şantiyesine çağırdılar ve süresiz iş durdurduklarını açıkladılar. Belediye daha önce de işçi atmış, sendika merkezi İBB’de yetki almak umuduyla sessiz kalmış, yetki alınamayınca, tek işçinin belediyenin önünde tek başına eylem yapmasına razı gelmişti. Belediye benzer bir tepki beklerken, sendika en az gürültüyle, anlaşmaya uyumlu bir görünümle durumu idare edeceğini düşünüyordu. Tam bu anda işçiler iş durdurdular. Böylece içinde bulundukları durumu sendikanın merkezine ve belediyenin insafına değil, kendi birliklerine bağladırlar.

İş durdurma öncü işçilerin ve polis saldırısının yarattığı etkiyle kenetlenmeye dönüştüğünde; CHP meclis üyelerinden gençlik kollarına, muhtarlıklardan genel merkeze, sendikanın CHP’li genel merkezine kadar herkes direnişin hızla sonlandırılmasının yollarını aradı. CHP il başkanlığının, emek komisyonun, DİSK’in ve Genel-İş merkezinin aracılık ettiği görüşme, atılan işçilerin alınmasını, buna karşılık 1 yıldır uygulanmayan sözleşmenin yine uygulanmamasını dayattı.

Örneğin bu görüşmenin ardından şantiyeye gelen sendikanın genel merkez yöneticilerinden biri işçilere “Bu iş bitti dağılın” dedi. İşçiler bir kez daha “Protokol yoksa, sözleşme yoksa dağılma yok, birlikte karar vereceğiz” diyerek kendi birliklerini korudular. Genel-İş İstanbul 2 No’lu Şube ise işçilerin eğilimlerinden daha çok genel merkezin eğilimlerine, CHP’nin baskılarına baktı ve arada kaldı.

Ancak CHP’li belediye yönetiminden gelen öneri işçiler arasında da bölünme yarattı. Öncü işçilerden gelen referandum önerisi ve sandıktan çıkan “direnişe devam” kararı, işçiler arasındaki bölünmeyi ortadan kaldırırken, sendika açısından ise eskisi gibi yönetemediği bir durum ortaya çıkardı. Zira referandum öncesi bazı işçilerin “Ben her koşulda yarın iş başı yaparım” dediği durum, sandık sonuçlarının ardından (devam yaklaşık 100 oy farkla kazandı), jilet gibi kesildi. Ve direnişe tamam diyen işçiler, birliği korumak üzere devam diyen işçilerden daha kararlı bir tutum aldı. Ve bu işçiler direniş alanında sabahladı. İlk günlerde gizli kapılar ardından bitirilebilecek bir direniş, böylece devam etmiş oldu.

Belediye işçilerinin çoğunluğunun büyük bir direniş deneyimi yok, bu da nasıl hareket edecekleri, bu direnişin nereye varacağı, her yeni gelişmede ne yapacakları konusunda bir kaos ortamı oluşmasına neden oldu. Belediye işçilerinin sınıf bilinci gelişkin bir öncü kuşağını temsil etmediğini düşünürsek, bunların normal olduğunu da söyleyebiliriz. Belediye ve CHP yönetimi bu kaosun derinleşmesi, işçilerinin kaygılarının hakim gelmesi için her yolu denedi. Ve işçilerin ücretinin 7 bin lira olduğundan tutalım da, çalışmadıklarına dair bin türlü iddia ile kamuoyundaki işçilere dönük sempatiyi kırmaya çalıştı.

2- İŞÇİLER HUZUR VERMİYOR

İşçiler direnişin nasıl yayılacağını düşünürken, sendika merkezi, belediye ile nasıl uzlaşılacağını düşünüyordu. Öncü işçiler, şube kararı olmadan, inisiyatif alarak Fen İşleri Müdürlüğünü ziyaret ederek işçi arkadaşlarını iş durdurmaya çağırdı ve başarılı oldular. Bu ziyaretler çeşitli biçimlerde başka bölümlere devam etti ve direnişi güçlendirdi. Direnişe geçen toplam işçi sayısı da 500’e yaklaştı. (ilk günlerde 400’e yakındı)

Şube genel merkezin uzlaşmacı tutumuyla birleşirken, inisiyatifi ise öncü işçiler aldı. Çünkü işçiler bir şeyler yapmak, mahallelere gitmek, dertlerini anlatmak, bildiri dağıtımları yapmak istediler. Sendika ise engelleyemediği yerlerde bunlara izin veriyormuş gibi gözüktü. Bu durum bütün işçiler açısından bu kadar berrak anlaşılmıyordu tabi. Ama en azından öncü işçiler sendikanın tutumundaki ikiliği, kararsızlığı gördüler ve aşmak için tutum aldılar.

Öyle ki sendikal bürokrasinin direniş alanında kırılması, işçilerin yüzlerini öne çıkan işçilere dönmesi, referandumla karar verme süreçlerine katılması, sendika şubesinde sanki direnişi kazansalar, sendikayı işçilere kaptıracaklarmış gibi bir huzursuzluk yarattı. Ne korkunç bir son olurdu, işçi sendikasını işçilerin yönetmesi değil mi! Bu sendika genel merkezini belediyeyle daha hızlı masaya oturmasına neden olan gerekçelerden biriydi.

3- İŞÇİLERİN BİRLİĞİ GÜÇLENİYOR

İşçilerin direnişin 2. gününden itibaren birbirlerine olan güvenleri arttı ve referandumdan gelen devam kararının ardından birlikte olduklarında değiştirebileceklerine inandılar. İşçiler açısından en önemli tutum, karar ne olursa olsun birlikte hareket etmekti. Bu direniş alanında en fazla tartışılan konu oldu. “Bitireceksek de birlikte bitireceğiz”, “Yarın yeniden bir işten atılma olduğunda, bunu durdurmamızın tek yolu birliğimiz”, “TİS’in güvencesi birliğimizdir...” Bunlar işçilerin direnişten çıkardıkları sonuçlardı. Çünkü uzun dönemdir işçileri ciddiye almayan belediye yönetimi ve özellikle bir temsili tek adam yönetimi olarak Ali Kılıç ilk kez geri adım atarak, “işten atılan işçileri alabileceğini” görüşmelerde ifade etmişti ve bu işçilere birleştiklerinde neler yapabileceklerini kanıtladı. Bu artık öylesine bir söz değildi. Bu yüzden işçiler hem sendikanın, hem bazı işçilerin tek tek tutumuna kızsa da birlikte hareket etme, birliği bozmamayı kendi aralarında sürekli öğütlediler. Dış temizliğin direnişten önce kurulmuş bir işçi komitesi olsa da bu komite bütün bölümlere yayılmış değildi. Ve esas olarak tüm bölümler de iş bırakılamamasının sebebi, sendikadan bağımsız olarak işçilerin kendi komiteleriyle birliğini kurmuş ve örgütlere dönüştürmüş olmamasıydı. Direniş içinde temizlik işçilerinin komitesi sınanır, güçlenirken; Fen İşleri Müdürlüğünün sendikadan doğru işçi temsilcisi daha yola çıkmadan gemiyi kaçarak terk etti. Ve böylece yeni temsilcilerin, yeni komitelerin de önü açıldı.

Böylece 7. güne geldiğimizde işçiler, “Belediye ne diyor, öbürü ne mesaj atmış, eylemimiz yasal mı, 3 gün daha kalırsak bizi işten atarlar mı, polis müdahale ederse ne olur”dan daha çok “Biz ne yapacağız, birliğimizi nasıl güçlendireceğiz” diye tartışmaya başlamışlardı. Bu tartışma yarın hem sendikanın dönüşümüne, hem de 2020 yılının Haziran ayında yapılacak sözleşmede işçilerin masaya daha güçlü oturmasına hizmet edebilirdi. Meşruluğunu, yasallığını, birliklerinden alan fiili bir eylem çizgisi de böylece eylem alanında bir kez daha şekillendi.

4- EYLEMLER YAYILIYOR

Öncü işçilerin iş durdurmasıyla başlayan, Dış Temizlikten, Fen İşleri Müdürlüğüne ve Park Bahçeler Müdürlüğü işçilerine sıçrayan iş durdurma, Ataşehir, Kartal ve Kadıköy belediyelerindeki işçiler tarafından da tartışılmaya başlandı. Ataşehir Belediyesi işçileri, Genel-İş İstanbul 1 No’lu Şubenin de çağrısıyla bir günlük uyarı grevi gerçekleştirdi. Ve neredeyse eylem yüzde 100 katılımla gerçekleşti. Daha önce işten atılmaların yaşandığı Ataşehir Belediyesi’nde işçiler iş durduramamıştı ama Maltepe Belediyesi’ndeki işçilerin iş durdurması, tüm belediye işçilerine cesaret verdi ve eylemin yayılma eğilimini güçlendirdi. Örneğin Adana’dan 4 belediye işçisi ve işçi temsilcisi bu eylemin nasıl örgütlendiğini öğrenmeye, İstanbul’daki temizlik şantiyesine geldi. Giderek Genel-İş’in örgütlü olduğu ve mücadele eğilimi içinde olan sendikalarda ve işyerlerinde nasıl destek verileceğine dair tartışmalar başladı. Hem belediyenin, hem Genel-İş merkezinin, CHP’ye uyumlu sendikal denetimi böylece kırılgan bir yola girdi. Ve görüşmelere de yansıyan “Bu işi hemen bitirelim” tutumunu ortaya çıkarttı.

5- İŞÇİLER KENDİ EYLEMİ İÇİNDE ÖĞRENİYOR

İlk önceleri “Şimdi ne yapacağız” diye panik içinde sürekli soran işçiler; artık “Diğer işçilere gidelim, çalışan işçileri bulalım, mahallelere inelim, bildiriler basalım” diyordu. Sessizce yanındakine bildiri uzatan işçi, ajitasyon çeken arkadaşından güç aldı ve daha cesurca sokağa çıktı. Barış Pınarı Harekatı’ndan övünçle bahseden işçiler, polislerin kimin temsilcisi olduğunu tartıştıkları tabloya yarım günde geçtiler. Direniş belgeselleri izlediler ve geçmiş deneyimlerden öğrenmeye çalıştılar.

Sonra başka belediyelerden gelen işçilerden çalışma koşulları dinlenildi. Kafalarında işçilerin birliğine dair yeni fikirler dolandı. “Siz bize geldiniz, biz de size geleceğiz” denildi. Özellikle Kartal ve Ataşehir belediyesinden gelen işçiler içinde bu direniş, yarın ne yapabileceklerine dair önemli örnekler içeriyordu. Lazca, Kürtçe, Türkçe müzikler her geçen gün daha rahat ve hep birlikte dinlenildi. AKP’li ve MHP’li işçiler, kendi partilerinin neden gelmediğini daha sesli dile getirdi. Hem ülkede hem de grev alanında gerçek dostlarının kimler olduğunu canlı bir şekilde tartıştılar. Örneğin referandum geç bir saatte yapıldığından, bazı işçiler oy kullanamadı ve oylama sabaha kaldı. Sandık nerede kalacak sorusu tartışıldı. Genel merkezinin tutumunun ardından, sandığı vermek istemedi işçiler, “Sandıklar belirli işçi temsilcilerinde kalsın” dediler. Ve tartışma ancak sandıklar güvenilir bu öncü işçilere emanet edildiğinde kapandı.

İşçiler 4. günün sonunda onlara akıl vermeye gelenlere, CHP meclis üyelerine, kim olduklarından emin olmadıkları ama her şeyi her yerde tartışan ve işçilerin birliğini umursamayan insanlara; gerçek gelişmeleri anlatmadan, oyalayarak evlerine göndermeyi öğrendiler. Uyanık olma, sırları paylaşmama tutumlarının altında, güçlü bir birliklerini koruma hissi vardı. Yine işçiler kısa zamanda CHP genel merkezi ile Belediye Başkanı Ali Kılıç’ın, Ali Kılıç’la İBB yönetiminin, hatta sendika genel merkezinin aynı tutum altında birleştiğini gördü. İBB araçları ve personeli grevi kırmak üzere Maltepe’deydi. CHP yönetimi ise çöp toplama faaliyetinin parçası oldu. Yaşananların çoğu CHP üyesi işçiler için dostu düşmandan ayırmak için iyi bir deneyim oldu.

6- ZAFER Mİ, YENİLGİ Mİ?

İşçiler işten atılan arkadaşlarının geri aldırırken, imzalanan TİS’i bütünüyle olmasa da kısmi olarak kabul ettirdiler. Direnişi ne zaman bitirecekleri ise onlardan bağımsız bir şekilde, işçilere sorulmadan sendika genel merkezinin gölgesinde şube ile belediye arasında imzalandı. Anlaşılan o ki sendika genel merkezi, şubeden de önce imzalamıştı ve şube bunu teşhir etmek, işçiye açıklamak yerine imzaya ortak oldu.

İşçiler ise sendikaya rağmen direnişi sürdürecek birliğe, örgütlülük düzeyine, kapsayıcı komitelere sahip değillerdi ve sendikanın bu tutumunu kendi birliklerini de bozmamak, kazanımlarını bütünüyle kaybetmemek için tanımak zorunda kaldı. Ama öncü işçiler açık bir şekilde sendikanın tutumunun yanlış olduğunu, işçiler adına karar vermeyeceklerini söyleyerek sendikanın uzlaşmacı tutumunu teşhir ettiler.

Sendikanın tutumunu mahkum etmek için,“işçiler yenildi, ortada kazanım yok” diyenler de yanılıyorlar. Çünkü 8 gün direnen işçiler öncelikle öncü işçileri korumayı başardı ve yeniden işe aldırdılar. Ve rutin bir çalışma hayatı içinde sınıf-güç ilişkilerine dair birkaç yılda öğrenebilecekleri şeyleri 8 günde deneyimlediler. 1 yıldır uygulanmayan protokolün maddi maddeleri (İmzalanan ama uygulanmayan sözleşmede seyyanen 700 civarında zam, yol, yemek ve kıdem’de artış içeriyordu. Şuan imzalanan protokol de ise 310 lira zam dışında, yemek, yol, kıdem de artış olmadı. 40 saat çalışma ise yine yok sayılarak Mayıs’a ertelendi)  dışındaki, bugüne kadar uygulanmayan çoğu maddesini de uygulamaya soktular. En önemlisi kendi birliklerini güçlendirdiler ve daha güçlü, yaygın örgütler kurmanın olanaklarını yarattılar. Kendilerine güvenen, belediyeyi masaya oturtan, direniş tecrübesi edinen ve sendikayı da işçilerin yönetmesi gerektiğini söyleyen bir işçi bölüğü yarattılar.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

TBB yasayı çiğnedi, 12 baronun genel kurula gidilmesi yönündeki talebini reddetti

SONRAKİ HABER

HDP, 20 Kasım’da yapılacak toplantıyla kayyum raporunu paylaşacak

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa