19 Temmuz 2019 03:25

Kadir İncesu: Fotoğraf da edebiyat da bana nefes aldırıyor

Edebiyatçıları fotoğraflayan Kadir İncesu: Babam, annem ve kardeşimle sadece bir fotoğrafımız olması, fotoğrafa olan tutkumun da kaynağı sanki.

Kadir İncesu, Usta Öykücü Adnan Binyazar'ın fotoğrafını çekiyor. (Fotoğraf: Melike Acur) 

Paylaş

İsmail AFACAN
İstanbul

Kadir İncesu’yu çektiği edebiyatçı fotoğraflarından tanıyoruz, bir de çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanan röportajlarından...  Ama o her şeyden öte bir edebiyat tutkunu... Fotoğrafları ve röportajları bu tutkunun ürünü...

Mesleği bu değil ama bulduğu her fırsatta edebiyatçıları fotoğraflıyor. Doğal platosu ise kitap fuarları, ödül törenleri, şiir dinletileri, edebiyat söyleşileri... Bu işi profesyonel olarak yapmıyor ama son dönemde çeşitli kitap kapaklarında, gazete ve dergilerde çektiği fotoğraflar yayınlanıyor.   

Çoğu imzasız kullanıldığı için onun çektiğini bilmiyoruz. Biraz da yayıncılık sektöründe fotoğrafa verilen değerin yansıması bu durum... Ama büyük bir haksızlık söz konusu... Çok şey istemiyor İncesu, sadece imzasının kullanılmasını talep ediyor...   

Kadir İncesu’yla edebiyat fotoğrafçılığı üzerine konuştuk. Fotoğraf çekmeye nasıl başladığını, yaşadığı zorlukları, fotoğraflarına gösterilen ilgiyi sorduk, o da yanıtladı. Söz İncesu’da...  

Sizi çektiğiniz edebiyatçı fotoğraflarından tanıyoruz. Fotoğrafa olan ilginiz nasıl başladı?

Bir fikir olarak çıkmadı ortaya. 1990’lı yıllarda kendimi iyice okumaya vermiştim. Rıfat Ilgaz, Orhan Kemal, Aziz Nesin... Çizgi romanlar, eski gazeteler, kese kağıtları... Ne bulursam... Arkadaşımdan aldığım basit bir fotoğraf makinesiyle Ali Sami Yen’de Galatasaray’ın maçlarında tribünden fotoğraf çekiyordum. Hayalim Ender Erkek, Yaşar Saygı, Vedat Danacı ve Hüseyin Kırcalı gibi fotoğraf çekmekti. Hayali bile güzeldi. O dönemler Ufuk Pak hocamın ortaokul sonrası bizi götürdüğü Bağlarbaş Spor Kulübü’nde futbol oynuyordum. 20 yaşımda sağlık sorunları nedeniyle futbolu bırakmak zorunda kalınca okumaya yöneldim. TÜYAP İstanbul Kitap Fuarına gitmeye başladım. Futbol ile başlayan fotoğrafa olan ilgim, yön değiştirerek edebiyata doğru yöneldi. Kitap fuarında başlayan bu tutku kısa zamanda ilerledi.

Edebiyatçıları çekme fikri nasıl gelişti?

Edebiyat etkinliklerine katılmaya başladığım günlerde Adnan Özyalçıner ve Sennur Sezer’in hazırladığı Emek Öyküleri seçkisinin Grev Öyküsü taşıyan kitabı çekti dikkatimi… O sıralarda İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası’nda grevdeydik. 102 gün süren bir grev. O nedenle de dikkatimi çekti zaten... Grev Bildirisi kitabın sonundaydı, sondan başladım okumaya. Seçkideki öyküler çarptı beni. Önce serinin diğer kitaplarını aldım. Sonra da seçkide öyküleri olan yazarların diğer kitaplarını almaya başladım. Çınar Yayınları’nda çalıştığım günlerde haberler ve söyleşiler de yapmaya başladım. Sonra her şey kendiliğinden gelişti. Okudum, fotoğrafladım, söyleşiler yaptım. Çok çok kısa olarak böyle...

Bildiğimiz kadarıyla işiniz bu değil. Ama bu alanda imzanızı taşıyan yüzlerce fotoğrafınız var. Nasıl yapıyorsunuz.

Ben öncelikle edebiyatla ilgili her etkinliğe gitmeye çalışıyorum. Etkinliği fotoğraflıyorum. Yalnızca kendim için... Bir yerlerde yayınlanması için değil. Kesinlikle özel çekim yapmıyorum. Bir yerde buluşup yarım saat içinde yapılan çekimler de özel sayılmaz. Bir yerde görüyorum. O da hazırlıksız ben de... O an çekiyorum. Ortam, ışık ne kadar uygunsa artık... Fakat edebiyat bana nefes aldırıyor. Fotoğraf da...

Fotoğraflarınızı sosyal medyada, kitap kapaklarında ve gazetelerde görüyoruz. Kimi zaman -hatta çoğu zaman- imzasız yayınlanıyor. Neler söylemek istersiniz?

Bir fotoğraf çekiyorsunuz, değeri sizin içinizde, yüreğinizde... Sosyal medyada paylaşıyorsunuz, fotoğrafın üzerine adınızı yazıyorsunuz, ancak birileri o ismi keserek fotoğrafı kullanıyor. Sosyal medyasında, çıkardığı bir mecrada, dergide gazetede... Hiç sormak, izin almak yok. Eğer bir fotoğrafın üstünde bir bilgi varsa, saygı göstermelisiniz.

Evet, bu alanda binlerce fotoğraflık bir arşivim var ancak fotoğraflarda imzam yok. İhtiyacı olan el koyuyor fotoğrafa. Bunun çok kavgasını verdim. Fotoğraf isteyenlere, ismimin yazılmasını defalarca söyledim. Bıkmadan usanmadan. Çoğu da bıkmadan usanmadan yazmadı sayfalarındaki fotoğrafları çekenlerin adlarını. Emeğimin sömürülmesi beni öfkelendiriyor. Anonimleştiriyorlar fotoğrafları. Emeğe büyük haksızlık, saygısızlıktır bunun adı. Bu sorunu benim gibi başka arkadaşlarımın da yaşadığını biliyorum. 

Edebiyatçılardan nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Fotoğraflarını çektiğim isimlerin çoğu ile sonradan arkadaş olduk. Tepkiler farklı...Şunu da ekleyeyim, özel çekim karşı tarafın beklentisini yükseltiyor. O işlere pek girmiyorum dediğim gibi... Güngör Gençay benim için tam bir öğretmendi. Birikimiyle, kişiliğiyle… Makinem hep yanımdadır. Nerede görsem fotoğraflardım. Fotoğrafa uygun bir yüzü vardı. Genelde hep gülümseyen fotoğrafları var. Şimdi aklıma geliyor, ben daha çok gülümseyen fotoğrafları çekmeyi seviyorum. Adnan Özyalçıner mesela... Her karşılaştığımızda mutlaka fotoğraflarını çekerim. “Benim gibi bir konu mankeni bulamazsın, hadi çek,” der gülümseyerek. Nasıl duracağına o karar verir. Ben çevresinde hareket ederek çekerim.

Aynı zamanda röportajlar yapıyorsunuz ve yayınlıyorsunuz... Röportaj çalışmaları nasıl gidiyor? 

Röportajlar fotoğraflardan sonra geldi. Çınar Yayınları’nda çalışırken çıkan yeni kitapları götürdüğüm Enver Ercan’ın bu konudaki desteği inanılmazdı. Etkinliklerden dolayı tanışıyorduk, fotoğraf çektiğimi de biliyordu. Onun önerisi ve desteğiyle başladım röportajlara. Ahmet Oktay ile yaptığım ilk söyleşi Varlık dergisinde çıktı. Sonraki süreçte de pek çok söyleşimi yayınladı Enver Ercan... Daha sonra Evrensel, Cumhuriyet, BirGün, Yurt, Gazete Kadıköy ile bu gazetelerin kitap eklerinde yayınlandı söyleşilerim. Ve dergilerde... Berfin Bahar, Kar, Şehir, Yaşam Sanat, Kıyı, Edebiyat Nöbeti, Kurşun Kalem...

Bu süreçte Güngör Gençay’ın desteğini de unutamam. Güngör Abiyle birlikte Gerçek Sanat Yayınları tarafından yayımlanan Naci Girginsoy için “Maviden Yeşile Naci Girginsoy” kitabını hazırladık.  Osman Bozkurt ile Usar Yayınları tarafından yayımlanan “Güngör Gençay’ın Ardından” adlı bir çalışmamız yayımlandı. Son olarak da yine Osman Bozkurt ve Çağlar Mirik ile Bülent Habora için “60. Sanat Yılında Bülent Habora” kitabını hazırladık.

Son olarak söylemek, eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Ortaokul günlerindeydik. 1980’ler... Evin bütün yükü babamdaydı. İstediğimiz kitabı alıp okumak lükstü... Bir akşam, bir kâğıda “Emekli olunca her ay bir kitap alacağım” yazıp babama imzalatmıştım. Yıllar sonra bir kitabın arasında buldum o yazıyı... Babam emekli olduktan sonra, maalesef gerçekleştiremedi bu sözünü. Çalışmaya devam etti. Kısa bir süre sonra da yaşama veda etti. Annemin de ilkokul günlerinde güçlükle aldığımız birkaç kitabı kastederek söylediği “Hemen bitirme, az az oku!” sözü de kulaklarımdadır hâlâ... İmkânı olsaydı babam sözünü yerine getirirdi mutlaka... Belki bu yüzdendir, evimin uygun olan her köşesini kitaplarla doldurmam... Bu durum fotoğrafa olan tutkumu da açıklıyor aslında. Babam, annem ve kardeşimle sadece bir fotoğrafımız olması, fotoğrafa olan tutkumun da kaynağı sanki...

ÖNCEKİ HABER

Ekoloji Birliği: Gezi biziz, Gezi ülkemizin aydınlık geleceğidir

SONRAKİ HABER

Fındıklı Festivalinde polis provokasyonu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa