05 Mayıs 2019 07:20

Mayıs’a girerken!

Mayıs, ilk gününden başlayarak bu yıl daha görkemli daha yaygın ve daha kitlesel gösterilere sahne oldu…

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

A. Cihan SOYLU

Bu satırlar 1 Mayıs’ın ilk saatlerinde yazıldı. Günün ilk ışıklarıyla birlikte, bizde ve dünya ülkelerinde işçi ve emekçiler fabrika ve işyerlerinde ve kent meydanlarında buluşmak üzere yola çıkmışlardı. 1 Mayıs öncesinde kimi işyeri ve semtlerde Mayıs’ın zulme karşı mücadele gün ve ayı olduğunu ilan eden topluluklar hareket halindeydiler. Mayıs, ilk gününden başlayarak bu yıl daha görkemli daha yaygın ve daha kitlesel gösterilere sahne oldu. Alanlardan yükselen ses ve dile getirilen talepler, aktüel saldırılara emekçi yanıtının güçlü ve kararlı olacağını bir kez daha gösterdi. Bu birikim dünya ülkelerindeki ve ülkemizdeki sosyoekonomik ve politik askeri gelişmelerle doğrudan bağlıydı. İrili ufaklı tüm yerleşim alanlarını kapsayacak yaygınlıktaki miting ve gösterilerde haykırılan sloganlar ve dile getirilen talepler, işçi ve emekçilerin ülke özgünlükleri ve koşullarıyla bağlı olanlarının yanısıra, sermayenin uluslararası alandaki saldırılarına karşı olanlarıyla evrensel bir özellik de gösteriyordu.

Ana gücünü işçi ve emekçilerin oluşturduğu kitle gösterileri, hareketinin geriye düştüğü ya da burjuvazinin uluslararası ölçekteki saldırılarıyla geriye atıldığı koşullarda, bini bir para etmeyen burjuva ve liberal sol ideologlarca “varlığı ve mücadelesi tartışma konusu”na dönüştürülen işçi sınıfının tok sesli ve yaratıcı bir yeni yanıtının habercisi oldular. İşçi sınıfı başta olmak üzere sömürülen ve ezilenler Mayıs’ın bu ilk gününde, boyunlarını kılıca uzatmayacaklarını göstermiş oldular. Kendi sınıfının çıkarlarına uyanmış ve kurtuluşun sömürüye son vermekten geçtiği bilincine ulaşmış ileri işçiler, yüz yılı aşkın zamandır bu günün özgünlüğünü bilerek dünyanın tüm kapitalist ülkelerinde sermaye ve onun iktidar kurumlarına karşı, iktisadi sosyal ve politik hakları için sınıf direnişini örgütlemeye ve büyütmeye çalışıyorlar. Ancak dişinden tırnağına silahlı ve örgütlü burjuvaziye karşı bu mücadele, çok boyutlu ve önemli sorunlar ve zorluklarla başetmek zorundadır.

Burjuvazi emekgücünü daha fazla sömürmek için sosyo iktisadi, siyasal-ideolojik saldırıları uluslararası ölçekte yoğunlaştırmıştır. Saldırılar emekçi hareketinde derin ve çok yönlü tahribatlara yol açmış ve sınıf hareketi çeşitli örgütsel ve ideolojik sorunlarla boğuşmaktadır. İşçilerin sendikal ve politik örgütlenmesi sermayenin dolaysız saldırılarının yanısıra işbirlikçi sendikal bürokrasinin engelleriyle karşılaşmakta; on milyonlarca işçinin bulunduğu ülkelerde burjuvazi saldırı politikalarını bu durumdan yararlanarak pratiğe geçirmektedir. Büyük işçi kitleleri, emekçi hareketini açmaza alan burjuva entrikalarıyla sermaye partilerinin ideolojik etkisi altına alınabilmiş ve hareket geriye atılmıştır.

2019 1 Mayıs’ı işçi-emekçi hareketinin içinde bulunduğu bu geriye atılmışlığı yeniden aşmaya yöneldiğinin yeni bir göstergesi oldu. Gerçek o ki, saldırıların yol açtığı yıkımın, işçi ve emekçi kitlelerinin saflarında, saldırılara karşı direniş eğilimini doğurması kaçınılmazdı. Kapitalizm var olduğu sürece sürecek olan bu mücadele, son yıllarda birçok ülkede görülen örnekleriyle yeni bir yükselişi haber vermektedir.

Burjuvazinin, dünya halklarına toplumsal kalkınma ve refaha ermenin “kilidi” olarak sunduğu neoliberal burjuva ekonomipolitikalar hemen tüm ülkelerde işsizlik ve yoksullukta artışa; sokağa atılan insan sayısında çoğalmaya; yedek sanayi ordusunun büyümesine, çocuk ve kadına yönelik canice saldırganlıkta artışa, çıkar kaynaklı ahlâki çürüme ve çöküntünün yaygınlaşmasına yol açtı. Savaş çığırtkanlığı arttı. Burjuva devletleri durmaksızın silahlandılar. Kitlesel imha silahlarına yüzlerce (toplamda yılda iki trilyon doları aşıyor) milyar dolarlık kaynak aktarıldı. Halklar askeri darbelerle, kontra terör çetelerinin saldırılarıyla yıldırılmaya çalışıldılar.

Bu barbarca saldırganlık tepkisiz kalamazdı. Burjuva parti ve hükümetlerinin politikalarına yanılgıya dayalı umut bağlama anlayış ve tutumu aşındı. Yığınsal umutsuzluğa yol açan koşullar öfke dolu tepkileri de doğurup büyüttü. Mısır, Tunus, Türkiye, Hindistan, Cezayir, Fas, Fransa, Sudan, Yunanistan, Portekiz, İtalya, İspanya ve İngiltere gibi ülkelerde ortaya çıkan kitlesel başkaldırı ve protestolar açık göstergelerdi. Farklı ülkelerde ve farklı bölgelerde bir yandan mali sermaye ve tekelci burjuvazinin çıkar dalaşıyla bağlı savaş ve işgaller, kıyasıya rekabet ve silahlanma; diğer yandan bu  politikalara karşıtlığı da içermek üzere işçi ve emekçilerin grev ve direnişleri var. Milyonlar ve milyonlar hareket halindedir. 1 Mayıs bu gelişmeye ivme kattı. Türkiye’de örneğin 60’ı aşkın kent merkezinde düzenlenen gösteri ve mitinglerde işçi ve emekçiler, saldırılara boyun eğmeyeceklerini haykırdılar. Kürt kentleri dahil 1 Mayıs alanlarından mücadelenin daha ileriden sürdürüleceği ilan edildi. Kıdem tazminatı gibi sosyal haklarının gaspına, vergi yükünün sırtlarına yıkılmasına, düşük ücret ve maaş uygulamasına, hayat pahallığına, grev ve gösteri yasaklarına, siyasal iktidarın baskı ve şiddetinin artışına, ulusal hak eşitsizliğine ve savaşçı-fetihçi politikalara karşı sloganlar haykırılırken, talepler için mücadelede başarının birlik ve dayanışmadan geçtiği bir kez daha görülmüş ve gösterilmiş oldu.  

Ancak yol düz ve engelsiz değildir: Saldırıların püskürtülmesi, sınıf düşmanına ve onun sınıf içindeki işbirlikçi tabakasına karşı uyanıklığın elden bırakılmamasına; 1 Mayıs’taki gibi birleşik direniş ve eylemlerden edinilen deneyimle daha yığınsal karşı koyuşların örgütlenebilmesine bağlıdır. Tekelci sermaye, burjuvazi ve onun devlet iktidarı, emekçi hareketini püskürtmek ve saptırmak için her yol ve aracı kullanmakta tereddüt etmeyecektir. “Sopa ve havuç politikası” devrede olmaya devam ediyor. Hakları için direnme yolunu seçen işçi ve emekçileri “düşmanın oyununa gelmek”le, “millete ihanet etmek”le suçlamaktan kaçınmayan R. T. Erdoğan’ın “1 Mayıs mesajı” göstergelerden biridir. İşçi ve emekçilere yönelik ekonomik sosyal ve politik saldırıların yoğun biçimde devam ettiği bir dönemin baş sorumlusu 1 Mayıs’ı “tebrik“ ederken, iktidarına yönelik tepkilerin yönünü değiştirme çabasındadır. İktidarı döneminde işçi ve emekçilerin sorunlarına “her zaman samimiyetle çözüm üretmeye” çalışıldığını ileri sürmesi; “istihdamı artırmak, işsizlik oranını düşürmek için pek çok tedbir”in hayata geçirildiğini ve emekçilerin “ücretten sosyal haklara kadar her alanda önemli kazanımlar” elde ettiklerini iddia etmesi, sermaye iktidarının artan çözümsüzlükleriyle bağlı “haleti ruhiye”ye de işaret ediyor. Yıkıcı etkileri artan sorunlar yumağıyla karşı karşıya olan Erdoğan-AKP yönetimi, bu sorunları sadece baskıyı yoğunlaştırarak aşamayacağının farkındadır. 1 Mayıs’ın ileri atılmaya cesaretlendireceği işçi ve emekçilerin yeni bir kitle seferberliği karşısında çok daha kötü duruma düşmemek için yeni taktikler geliştirmektedir. “Türkiye ittifakı” açıklamasından sonra, işçi ve emekçilere uzatılan bu sahte yeşil dal, sermaye yılanına sarılmaya çağrı ifadesidir ve kitleleri yanıltarak yedekleme hedefiyle bağlıdır. İleri işçi ve emekçiler, tekelci gericiliğin ayakoyunlarına ve “Tek adam yönetimi”nin manevralarına karşı uyanıklığı elden bırakmaksızın kendi sınıfları ve tüm emekçilerin yeniden ivme kazanan mücadelesini ilerletmeye çalışma sorumluluğuyla karşı karşıyadırlar. Bu sınıf tavrı ve uyanıklığı olmaksızın hareketin zaafları aşılamaz. 1 Mayıs yolu açtı, bu yol ilerlenecek yoldur.

ÖNCEKİ HABER

İmamoğlu: İlçelerde oylar pırıl pırıl, büyükşehirde şaibe var öyle mi?

SONRAKİ HABER

Aksaray'da yanan otobüsteki 31 yolcu ölümden döndü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa