16 Mart 2019 00:45

Sezai Temelli: Bu bir seçim meselesinden öte demokrasi meselesi

Evrensel'in sorularını yanıtlayan HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, "İktidar sistemi sürdürebilmek için toplumu ayrıştırmaya ihtiyaç duyuyor" dedi.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Birkan BULUT
Ankara

AKP ve MHP’nin her fırsatta hedefe koyduğu HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, yerel seçimlere iki hafta kala sorularımızı yanıtladı. İktidarın hakarete varan söylemlerinin AKP seçmenini de rahatsız ettiğini belirten Temelli, son kamuoyu yoklamalarına göre özellikle AKP’ye oy veren Kürtlerin yaklaşık yüzde 6’sının HDP’ye yöneldiğini söyledi. Temelli, “Üç beş oy için yaratılan bu gerilimin karşısındayız ama iktidar seçimden öte artık bu sistemi sürdürebilmek için toplumu ayrıştırmaya ihtiyaç duyuyor. Belli bir aritmetik üzerinden yoluna devam edeceğini sanıyor. Yani ‘Yüzde 50’nin biraz üzerinde kalırsam meşruiyetimi sağlamışımdır yola devam ederim’ diye düşünüyor. Ancak bu ayrışma derinleştikçe toplum bunu taşıyamaz hale geliyor” dedi. 

Seçime az bir süre kaldı. Önce sahadaki gözlemlerinizle başlayalım.

Halkın gündemi ile iktidarın dayattığı gündem arasındaki bütün fark mitinglerde ortaya çıkıyor. Türkiye’nin bir beka sorunu yok. AKP medyanın büyük bir kısmını ele geçirmiş, birkaç gazete dışında hepsi tek manşetle çıkıyor. Köşe yazarları halkın gündeminden kopuk, iktidarın talimatıyla yazıyorlar. Halkın gerçek gündemi işsizlik, yolsuzluklar, kayyımlar, şiddet ve baskı. Halk her şeyden önce bir değişim istiyor. Böyle devam ettikçe sorunlarının çözülemeyeceğini görüyor. Bu bir seçim meselesinden öte demokrasi meselesi. Demokrasi olmadan sorunların çözülemeyeceğine olan inancın yükseldiğini söyleyebilirim. 

İktidar başta HDP ve Kürtler olmak üzere hakarete varan söylemlerini sürdürüyor. Bu söylemler çalışmalarınızı nasıl etkiliyor?

Hakaret eden, saldıran, yalan yanlış bilgilerle kamuoyunu tahrik eden bir iktidar dili var. Bu aslında bir nefret suçudur. Bizzat Cumhurbaşkanının ağzından duyuyoruz. Oysa bir ülkede Cumhurbaşkanı bütün vatandaşlara eşit yaklaşan, kucaklayan, ayrımcılık yapmayan bir kişilik olmak zorundadır. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi de zaten bu yüzden uydurma bir sistemdir diyorum. Çünkü hem Cumhurbaşkanı hem de parti başkanı olunca böyle vakalar ortaya çıkıyor. Ayrıca bu çok büyük toplumsal bölünmelere neden oluyor. Yüzlerce yıldır bir arada yaşamış, komşu olmuş, akraba olmuş bir topluma ayrıştırıcı bir dille yaklaştığınızda herkesin gerilmesine, huzursuz olmasına, geleceğe kaygıyla bakmasına neden oluyorsunuz.

"İKTİDAR SİSTEMİ SÜRDÜREBİLMEK İÇİN AYRIŞTIRMAYA İHTİYAÇ DUYUYOR"

Kürtlere “defol” demek, “yallah” demek, bazen Alevilere, kadınlara böyle yaklaşmak toplumu psikolojik olarak ve gelecek kaygısı anlamında olumsuz etkiliyor. Üç beş oy için yaratılan bu gerilimin karşısındayız ama iktidar seçimden öte artık bu sistemi sürdürebilmek için toplumu ayrıştırmaya ihtiyaç duyuyor. Belli bir aritmetik üzerinden yoluna devam edeceğini sanıyor. Yani “Yüzde 50’nin biraz üzerinde kalırsam meşruiyetimi sağlamışımdır yola devam ederim” diye düşünüyor. Ancak bu ayrışma derinleştikçe toplum bunu taşıyamaz hale geliyor. 

Sadece kayyım atanan Kürt illerinde değil, her yerde bir seçenek yarattık ve umudu canlandırdık. Değiştirebilirsiniz, buna katlanmak zorunda değilsiniz dedik. Tam da bu yüzden iktidar HDP’ye saldırıyor. Çünkü iktidar geçmişte olduğu gibi muhalefetin ortak seçenek üretememesinden yararlanarak bu anlayışı sürdürmüştü. Şimdi bunun sonlanacağı kaygısıyla Kürtlere düşmanca söylemleriyle yol katetmeye çalışıyor. Ancak iktidarın bu ajandasının teşhir olduğunu söyleyebilirim.

"NEFRET SÖYLEMİ AKP’Lİ KÜRTLERİN OYUNU HDP’YE YÖNELTTİ"

Sizce iktidarın bu tutumu AKP’ye oy veren Kürtler üzerinde nasıl bir etki bırakıyor? 

Zaten tabanda bir düşüş var ama AKP’ye oy veren Kürtlerin koptuğunu söyleyebilirim. Çünkü vatandaşa hakaret eden ve yok sayan bir tutum var. Zaten on yıllarca zulüm altında yaşamış, demokrasi mücadelesinden yine de vazgeçmemiş bir halktan bahsediyoruz. Halkın bu yaklaşımına böyle bir dille cevap vermek kabul edilir bir şey değil. Nitekim son kamuoyu yoklamalarında da AKP’nin hızla oy kaybettiği görülüyor. O yüzden bugün söylediklerini ertesi gün başka bir yere çekiyorlar. İktidarın sürekli nefret söyleminde bulunması, AKP’lileri de rahatsız etmiş durumda. Sadece AKP’li Kürtleri değil, tüm tabanlarını rahatsız ediyor. Görüyoruz ki siyaset yapamaz hale gelmiş iktidarın sarılabileceği tek söylem HDP düşmanlığı kalmış.

Kamuoyu yoklamaları demişken, sizin elinizdeki anketler ne söylüyor?

24 Haziran seçimlerinde AKP yüzde 49’dan yüzde 42’ye gerilemiş, 7 puan kaybetmişti. Şimdi ise yüzde 38’in altına inmiş gözüküyor. Diğer taraftan dolaştığım yerlerde çok daha dramatik düşüşler görüyoruz. AKP’ye oy veren Kürtlerden HDP’ye geçiş yüzde 6 düzeyinde. Dolayısıyla biz umutluyuz ve birçok belediye kazanacağımızı düşünüyoruz. Diğer illerde ise hem belediye meclislerinde temsil edileceğiz hem de belediyelerin el değiştirmesine vesile olacağız. Bu önemli bir demokratik atılım getirecek ve önemli bir değişimin başlangıcı olacak.

"ONLAR SANDIK TAŞIYACAK, BİZ KOVALAYACAĞIZ"

Sandık taşıma sizce seçimleri nasıl etkiler?

Halk kimi yerlerde oy kullanamasın diye sandıkları kaçırıyorlar. Buna önlem olarak sandıkları kovalayacağız. Onlar nerede sandık taşıyorlarsa biz de seçmenlerimizi taşıyacağız. Sandık güvenliğini sağlamaktan çok sandık güvensizliği yaratmak gibi bir meseleleri var. İnsanlar sandığa gitmesin diye TOMA’lar ve akreplerle bariyer oluşturuyorlar. Bunu aşmanın yolu halkın sandığa sahip çıkması. Diğer seçimler gibi her şeye rağmen halk oyuna sahip çıkacaktır.

"KAYYIM TEHDİDİ SEÇMENİN AKLINI ÇELMEK İÇİN"

31 Mart seçimlerinden sonra yeniden kayyım tehditleri oluyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Kayyımlar OHAL hukuku ile atanmıştı. Bu ortada yokken OHAL hukukunu nasıl uygulayacak. Bunu yapması kendi meşruiyetini yok sayması anlamına gelir. Fakat bunu bir tehdit olarak, seçmenin aklını çelmek için gündeme getiriyorlar. Sadece insanları sandıktan uzak tutmaya çalışan ahlaki olmayan bir yöntem. Zaten kendileri de tutmadığını görünce birkaç kez söyledikten sonra vazgeçtiler. 

"GÜVEN’İN SESİNİ ADALET BAKANLIĞI DUYMADI"

Leyla Güven’in açlık grevi 127. günü geride bıraktı. Ne olacak?

Açlık grevi 127. (röportaj yapıldığı gün) güne geldi ve gerçekten kritik bir aşamada. Biz hiçbir arkadaşımızı kaybetmek istemiyoruz. Leyla Güven ve birçok yerde açlık grevinde olan arkadaşlarımızın talepleri meşrudur ve yasaldır. Talep bütün hükümlülere uygulanan yasanın İmralı’da da uygulanması, ailesi ve avukatlarıyla düzenli görüşmesidir. Bu talebin arkasında yatan da Türkiye’nin demokrasi ve barışına olan inançtır. Kürt sorununun çözümüne yönelik bir adımdır. Leyla Güven’in sesini tüm dünya duydu ama biz Adalet Bakanlığından bir ses duymadık. Açlık grevi Türkiye’nin ortak sorunlarına, Kürt sorununa dair bir meseledir ve tüm kamuoyuna buna duyarsız kalmama çağrısında bulunuyoruz.

"YEREL SEÇİM  EKONOMİK-SİYASİ KRİZİ ÇÖZMEK ADINA ÖNEMLİ BİR EŞİK"

Ekonomik kriz yıkıcı etkilerini giderek daha fazla gösteriyor. Bu durum seçimleri nasıl etkileyecek?

İktisadi krizden en çok yoksullar, işsizler, emekçiler, çiftçiler, esnaf etkileniyor. İşsizlik ciddi rakamlara ulaşmış durumda. Esnek çalışma koşullarının ve taşeronlaşmanın çok yaygın olduğu bu ülkede aslında çalışanlar da iş güvenliğinin sağlandığı koşullarda çalışmıyorlar. İnsanca yaşanacak ücrete ulaşamıyorlar. Çiftçiler borçtan, gübre ve mazot fiyatından dolayı artık ekmiyorlar bile. İktidar ise bu yangını söndürmek yerine üzerine benzin döküyor. O yüzden bu yerel seçimin  hem ekonomik hem de siyasi krizi çözmek adına önemli bir eşik olduğunu düşünüyorum.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Yeni Zelanda Katliamı’nın Oslo ve Paris saldırılarıyla benzerliği

SONRAKİ HABER

Evrensel 25 yaşında: Gerçeklerden vazgeçmeyeceğiz

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa