Torunlar davasında siyasi etki var

Torunlar davasında siyasi etki var

Torunlar’da yaşanan iş cinayeti davasının avukatlarından Yıldız İmrek, hukuki süreci ve cezasızlığı yazdı.

Yıldız İMREK
Avukat

2014 yılının 6 eylül günü saat 19.30 sıralarında, Mecidiyeköy eski Ali Sami Yen Stadının arsasında devam eden Torun Center inşaatında dış cephe asansörünün 32. kattan yere çakılmasıyla 10 işçi yaşamını yitirdi.

Bilirkişi raporlarında, kazanın, asansörleri son katta durdurması gereken limit durdurucu olarak tabir edilen swiçlerin devre dışı bırakılması nedeniyle, en son 31. kata kadar çıkması gereken asansörün burada durmayarak 32. kata çıktığı ve bu mesafede olmaması gereken asansör kuyusu üzerine yapılmış bir platforma çarptıktan sonra asansör raylarından kurtularak boşluğa düşmesi şeklinde oluştuğu saptandı.

Soruşturma sırasında alınan 7 kişilik bilirkişi kurulu raporunda Torunlar işvereni idari ve teknik personeli ile Geda Majör asansör firmasının yetkilileri ve teknik personeli asli kusurlu, iş güvenliğinden sorumlu NCA firmasının ortaklarıyla iş güvenliği uzmanlarının tali kusurlu olduğu kabul edilmişti. İş cinayetlerinin bir nedeni de kamunun denetim eksikliğidir, ancak ne yazık ki kamusal sorumluluk düzeyinde bir cezasızlık pratiği var. Bu olayda da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı personeli hakkında takipsizlik kararı verilmişti. Karara itiraz ettik, ancak Danıştay ilk kararında soruşturma izni verilmemesi kararını bozmasına rağmen, ikinci kez verilen men-i muhakeme (kovuşturmaya yer olmaması veya kovuşturmama kararı) kararını maalesef onayladı. Arsa sahibi TOKİ yetkililerinin denetim eksikliği nedeniyle yürütülen soruşturmada ise ilk men-i muhakeme kararına yönelik Savcılık ve ailelerin itirazları sonuç verdi ve TOKİ yetkilileri hakkında dava açıldı. Bu dava İstanbul 15. Asliye Ceza Mahkemesinde devam ediyor.

İŞ CİNAYETLERİNDE EN ÖNEMLİ YAN CEZASIZLIK PRATİĞİ

İş cinayetlerinde cezasızlık pratiğinin en önemli yanı, güvenliksiz koşullarda çalışmayı dayatan, hızlı ve ucuz üretimden kâr eden patronlarla ilgili cezasızlık pratiğidir. Torunlar iş cinayetinde de böyle oldu. Soruşturma düzeyinde dahi bir cezasızlık pratiği ile karşı karşıya kaldık. Torunlar işvereni ve aynı zamanda genel müdür olarak idari sorumluluğu bulunan Torunlar patronları hakkında takipsizlik kararı verildi. Takipsizlik kararına itiraz ettik ve halen Anayasa Mahkemesinde başvurumuzun sonuçlanmasını bekliyoruz.

Savcılık, soruşturma sonucunda, 3 grup sanık hakkında Torunlar personeli 12 sanık, Asansör firması Geda Majör personeli 5 sanık, NCA İş Güvenliği personeli 8 sanık olmak üzere toplam 25 sanık hakkında 17.10.2014 tarihli iddianame ile bilinçli taksirle 10 kişinin ölümüne sebebiyet vermekten dava açtı. Yargılama sonunda 23 Mart 2018 günü verilen kararda, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 16 sanığın beraatine, 2’si Torunlar, 4’ü asansör firması, 3’ü iş güvenliği firması personeli olmak üzere 9 kişiyi önce 10 yıl hapis cezasına mahkum etti, sonra “iyi hal” nedeniyle 8 yıl 4 ay hapis cezasına indirdi, sonra da, suçun taksirle işlenmesini gerekçe göstererek her bir sanık hakkında verilen cezayı 60 bin 800 lira adli para cezasına dönüştürdü. Daha sonra da bu cezanın 24 taksitte ödenmesi kararlaştırıldı.

TORUN CENTER’DE 3 DAİRENİN AYLIK KİRA BEDELİ 60 BİN TL

Öncesinde Erdoğan Polat isimli işçinin ve aynı asansör kazasında yaşamını kaybeden 10 işçinin cenazesi üzerinde yükselen Torun Center’de 3 dairenin aylık kira bedelinin 60 bin TL olduğu dikkate alındığında bu cezanın nasıl bir “ceza” olduğunu düşünebiliriz? Aynı kararda yargılama gideri 80 bin 255 TL iken, işçi canının sudan ucuz olduğunu takdir etmiş mahkeme.

Bu yargılama pratiği ile, iş cinayetlerinden sorumlu patronlar bir yargı zırhıyla korunmuş, patronların sorumluluğu yıktığı personel içinse en alt düzeyde ödül gibi cezalar uygulanarak, iş cinayetleri üzerinden kâr edilmesine, iş cinayetleri üzerinden rezidansların, otoyolların, havaalanlarının yükselmesine onay verilmiştir.

Türkiye, ILO verilerine göre iş cinayetleri sıralamasında dünya üçüncüsü, Avrupa birincisidir.

Bilimsel olarak iş kazalarının yüzde 98’inin, iş kazalarında ölümlerin ise tamamının önlenebilir olduğu kabul ediliyor. Bu nedenle, iş kazalarını iş cinayetleri olarak adlandırıyoruz. Ölümlerin nedeni, patronların kâr hırsı ve hızlı üretim baskısıyla iş güvenliği tedbirlerini almaması, devletin iş güvenliği tedbirlerini denetlememesi ve yargısal düzeyde de caydırıcı cezaların olmamasıdır.

KARAR İLE İŞÇİNİN YAŞAM HAKKI İHLAL EDİLMİŞTİR

Torunlar iş cinayeti davasında, işçi ailelerinin vekilleri olarak, olayda ağır kusurun bulunduğunu, yetkililerin yasal sorumlulukları olmasına, inşaat iş kolunun en tehlikeli işkollarından biri olmasına ve hayati tehlikenin öngörülmesine rağmen güvenliksiz koşullarda çalıştırılmaları nedeniyle olası kastla cezalandırılmalarını talep ettik. Kaza göz göre göre gelmiştir.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı ile genel olarak yaşam hakkı, özelde işçinin yaşam hakkı ihlal edilmiştir. Karar veren Mahkeme heyetinin siyasi iktidarla yakınlığı konusunda ciddi belirtiler vardır. Bu heyet, daha önce Hükümetin işaretiyle AYM’nin tahliye kararına uymayarak tutukluluk devam kararı veren heyetten 2 hakimin katıldığı bir heyettir. Dolayısıyla bu kararda da siyasi etki bulunduğunu düşünmekteyiz. Torunlar patronları, AKP yöneticilerine yakınlığı ile bilinmektedir.

YARGILAMADA BAŞTAN İTİBAREN SİYASİ ETKİYİ GÖRDÜK

Esasen bu yargılamada baştan itibaren siyasi etkiyi gördük. Bu yargılamada, karara kadar 4 ayrı heyet görev yaptı. Yargılamanın başlangıcında, ilk heyet, tutuklu yargılanan 4 sanık hakkında, “olası kastla ölüme sebebiyet vermekten” ek savunma almış ve savcılığın tahliye taleplerini reddetmişti. Ancak bu kararı veren Mahkeme heyeti, açıklanabilir hiçbir gerekçe olmadan bu mahkemeden alınarak, Çağlayan Adliyesi içinde başka mahkemelere atandı. Göreve başlayan ikinci heyetin hakimlerini, bu siyasi etkiye işaret eden değişim nedeniyle reddettik. Ancak reddettiğimiz heyet, 10 gün sonraya duruşma günü verdi ve henüz sanıkların yarıdan fazlası, tanıkların hiçbiri dinlenmediği halde, davanın 3. duruşmasında tüm sanıkları tahliye etti. İsimleri gizli tutulan bilirkişi heyetinden verilen bilirkişi raporunda ise, isimsiz bir asli kusurlu tayin edilip, bütün bu iş güvenliği tedbirlerinin alınmamasından sorumlu kimse yokmuş gibi, cinayet adeta faili meçhule gönderildi. Bu bilirkişi raporuna itirazlarımız da dinlenmedi. Oysa Çalışma Bakanlığı iş müfettişleri, Erdoğan Polat’ın ölümünden sonra düzenledikleri raporda asansörlerin swiçler olmadan çalıştırıldığını tespit etmiş. Tanık işçiler, aradan geçen aylar içinde bu eksikliklerin giderilmediğini, aynı şekilde çalışmanın swiçler olmadan asansör kapıları açık şekilde sürdürüldüğünü anlattılar. Hatta sanıklar tarafından da bu durum kabul edildi. Kaldı ki, asansör firması ile Torunlar firması arasındaki birçok mail yazışmasında, asansörlerin kapılar açık çalıştığı ve asansörlerin arızalı olduğundan söz ediliyor. 10 işçiye mezar olan asansörün düşme nedeni de swiçlerin çıkarılmış olması, yani bir günlüğüne değil çoğu gün bu şekilde hayati tehlike mevcut çalışma yürütülüyor. İş güvenliği uzmanları çok sayıda, hayati tehlike anlamına gelen “ramak kala” tutanağı tutmuş. Aynı asansör bu kazadan önce bir çok kez birkaç kat düşmüş, bunların raporları var. Bu durumda olası kastla ceza verilmesi gerekirdi.

KARAR, İŞ CİNAYETLERİNE YOL VEREN BİR KARAR OLMUŞTUR

Karar, sadece hukuka aykırı değildir. Özel olarak vicdanlara meydan okuyan bir karardır. Basit taksirle ceza verilse dahi, cezanın para cezasına çevrilmesi zorunlu değildir, hakimin takdiridir. 8 yıl 4 aylık bir hapis cezasının paraya çevrilmesi, normal bir durum değildir. Bir işçinin hayatının değeri 6 bin 80 TL’den ibarettir ve aylık 2 bin 500 TL ödeyerek 10 kişinin ölümünün üstüne su içebilirsiniz anlamına geliyor bu karar. Trafik kazalarında dahi, birden çok kişinin ölümüne sebebiyet verilmişse, cezanın paraya çevrilmesi çoğu kez uygulanmaz.

Bu karar, iş cinayetlerine yol veren bir karar olmuştur. Ceza Kanunu, Anayasa ve AİHS’e göre yaşam hakkını ağır biçimde ihlal eden bu karara karşı hukuk mücadelemizi sürdüreceğiz. Savcılık, esas hakkında mütalaasında basit taksirden değil, bilinçli taksirden cezalandırma istemişti. Savcının da kendi mütalaasına sahip çıkıp, karara itiraz etmesi gerekir. İstinaf mahkemesi, hukuka ve vicdana aykırı bu kararı düzeltmediği takdirde, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve AİHM dahil bütün başvuru haklarımızı kullanarak, sonuna kadar işçiler için adalet mücadelemizi sürdüreceğiz. Kamuoyunun, sendikaların, emek örgütlerinin de duyarlı olmasını bekliyoruz.

Son Düzenlenme Tarihi: 26 Mart 2018 02:05
www.evrensel.net