İran’daki protestolar ve İran işçi sınıfı

İran’daki protestolar ve İran işçi sınıfı

Çeviri yazı: Lobelog.com'dan Esfandyar Batmanghelidj'in İran'da bir haftadır süren protestolardaki işçi sınıfının katılımı üzerine yazısı.

Esfandyar BATMANGHELİDJ
Lobelog.com

Şubat 2017’de İran’ın “unutulmuş insanı”; ülkenin yaptırım-sonrası iyileşme süreci konuşulurken görülmeyen işçi sınıfı üzerine yazmıştım.

İran’ı sarsan yeni protesto dalgasıyla birlikte, öyle görünüyor ki, ülkenin unutulan erkek ve kadınları seslerinin İran’da ve dünyada duyulması için harekete geçebilirler. Gösterilerin öncelikle işçi sınıfının üyelerini; kronik işsizlik ve hayat pahalılığının yükselmesi karşısında en korunmasız olanları içerdiğine dair bir konsensus var.

İŞÇİ SINIFI HAREKETİ OLMASI ŞAŞIRTICI DEĞİL

Bunların işçilerin protestoları olduğu fikrinin açıklayıcı da bir gücü var. Birincisi, eğer bu gerçekten bir işçi sınıfı hareketiyse, o zaman daha az şaşırtıcıdır ve Ahmedinecad’ın ikinci döneminde, İran ekonomisinin en keskin çelişkilerden muzdarip olduğu dönemde ortaya çıkan “ekmek isyanları”nın akrabası demektir.

İkincisi, işçi sınıfı görünümü, siyasi sloganların ve Yeşil Hareket’in imgelerinin protestocular tarafından neden dışlandığını açıklayabilir. Yeşil Hareket sivil haklara odaklanmış, seçilen adayın seçim zaferinin hileyle inkar edilmesine yanıt olarak ortaya çıkmış, ağırlıklı olarak bir orta sınıf hareketiydi. Alt sınıf seçmenlerle dayanışma sınırlıydı ve ekonomik sorunlar merkezde değildi.

Üçüncüsü, böylesi bir demografik kompozisyon, birçok buluşmada dikkat çeken manzara ve devlet karşıtı sloganlara rağmen İran’daki muhafazakar siyasi grupların protestoculara verdiği desteği de açıklayabilir. Muhafazakar siyasetçiler, protestoları Ruhani’nin ekonomi politikalarının öngörülebilir sonucu olarak göstermeye çalışırken, tabanlarını oluşturanların üyelerinden kendilerini uzaklaştırmamaya da dikkat ediyorlar. 

Dahası, protestoların işçi kompozisyonu İran’ın, ülke boyunca hükümetin protesto edildiği kitle hareketinden sadece altı ay önce açık bir zafer ve tarihi sonuçla gerçekleştirilen başarılı cumhurbaşkanlığı seçimlerine nasıl tanıklık ettiğini de tam olarak açıklayabilir. Bugün protestoya dönüşen Mayıs seçimlerinde seslerinin duyulmadığını hissedenler olabilir.

2013’TEN BU YANA KEMER SIKAN BÜTÇELER

İran, hatta Brezilya, Meksika, Tayland, Rusya ve diğerleri gibi, orta-üst gelirli ülkelerin basit bir karşılaştırmalı incelemesi, protestolar siyasi sloganlarla sona ererken, genellikle ekonomik motivasyonla başlıyor olduklarını gösterir. İran işçi sınıfının harekete geçmeye hazır olması ve hareketin hızla gelişmesi de İran’ın mevcut ekonomik sorunları bağlamında mantıklıdır.

2013 yılında seçilmesinden bu yana Ruhani’nin kemer sıkma bütçesi hazırladığı İran’ın yaptırımlar sonrası ekonomisini tartışırken genellikle gözden kaçırılıyor. 

Bazıları politikalarını “neoliberal” olarak tarif ediyor. Eksik bir tanımlama olmasına karşın, yönetiminin ekonomik yaklaşımı, ticaretin liberalizasyonu, özelleştirme, vergi reformu ve sınırlı kamu harcamaları yoluyla ekonomik reform arayışı içinde olan, diğer politikalar arasında doğrudan yabancı sermayeye odaklanan yeni “Washington konsensüsü” ile büyük oranda örtüşmektedir. 

Böylesi bir ekonomik yaklaşım birçok yönden anlaşılır. Ruhani, Ahmedinecad yönetiminin popülist genişlemesini düzeltmenin yolunu arıyor, bu arada da İran ekonomisinin aşırı yayılmış refah sistemine; devlet girişimlerine bağlılık, kadrolaşma ve yolsuzluk gibi uzun süreli yapısal sorunlarına yöneliyor. 

İŞSİZLİK SON BEŞ YILDA ARTTI

Ruhani’nin son bütçesi halk memnuniyetsizliğinin kalbi ve acil bir sorun olan istihdama odaklanıyor. Ekonomist David Salehi Esfahani’nin de Ruhani’nin son bütçesi için yazdığı gibi: Bütçenin temel hedeflerinden biri istihdam yaratmak, fakat faiz oranları bu kadar yüksekken kalkınma bütçesini keserek bunun nasıl yapılabileceğini anlamak zor. İşsizlik oranları Ruhani’nin yönetimde olduğu son beş yılda arttı; esasen artan arz baskısı nedeniyle, fakat düşük talep de aynı oranda sorumlu. 

ABD’nin İran politikasındaki 180 derece dönüş nedeniyle, nükleer anlaşmanın geleceği ve yaptırımların kaldırılması hakkındaki olumsuz haberlerle birlikte, yabancı yatırıma dayanan bir iyileşme beklentisi de söndü. 

Halkın sabrının azalmasıyla birlikte, parlamentoda bu bütçe üzerine yapılacak tartışmaların, özel çıkarlara yönelik ihtiyaçlara dair her zamanki pazarlıklardan daha ciddi ele alınması gerekiyor. 

ENFLASYON DÜŞTÜ AMA...

Ruhani’nin pozisyonundaki çoğu hükümet genişletici para politikası izliyor ve kamu harcamalarını artırarak yatırımları ve ekonomik büyümeyi sürdürmeye çalışıyor. Fakat İran, bunu yapmasını karmaşıklaştıran bir dizi ekonomik zorlukla karşı karşıya. Örneğin, Ruhani yönetiminin esas ekonomik başarısı enflasyonun kontrol altına alınmasıydı. Uluslararası Para Fonu (IMF) 2013 yılında yüzde 40 olan enflasyonun bu yıl yüzde 10’un altına düşmesini bekliyor. Enflasyonun kontrol altına alınması, İran’ın pazardaki diğer güçler fiyatları yukarı çekmeyi dayatırken, kendi mal sepetinde istikrarı sağlanması için kritik öneme sahip. Yatırımları teşvik adına İran ekonomisine para pompalamak için yapılan herhangi bir girişim, enflasyon üzerindeki başarıyı baltalamak olacaktır.

Buna ek olarak, düşük büyüme karşısında merkez bankaları, yeni yatırımların finansmanını ucuza getirmek için genellikle faiz oranlarını düşürür. Fakat İran’ın faiz oranları, yüzde 22’lik bir seviyeden bugünkü seviyesi olan yüzde 18’e yavaş yavaş geri çekiliyor. İran bankalarının aşırı borçlanması nedeniyle yavaş ayarlamalar gerekiyor. Faiz oranını aşırı derecede azaltmak, özellikle de enflasyon inatçı kaldıkça iki etki yaratacaktır. Birincisi, tasarruf sahipleri mevduatlarının değerini kaybedeceklerini görürler. Bu, daha az çeşitlilik gösteren tasarruf varlıklarına sahip olan düşük gelirlilere bariz bir şekilde zarar verir.

HALKIN SABRINI SINAMANIN SİYASİ FATURASI OLUR

İran

Orta sınıfın üyeleri emlak, stok hatta altın gibi halen sağlam duran kategorilerdeki değer artışından faydalanmayı sürdürüyor. Orta sınıfın varlıkları, Nükleer Anlaşması sonrası bu sayede bir şekilde yükselebildi. 

Bunun aksine, işçi sınıfının üyeleri ise varlıklarını korumak için vadeli mevduat hesaplarına dayanmak zorunda ve bu yüzden faiz oranlarındaki değişimlere karşı çok kırılganlar. 2017 yazında İran’ın pek çok kentinde protestolara neden olan gayriresmi tasarruf ve kredi kurumlarının verdiği sürdürülemez faiz oranlarına ilişkin tartışma, bu kırılganlığın bir işaretiydi.

İkinci olarak düşük faiz oranı, uzun süredir rezerv oranlarıyla çevrili olan ve büyük bir toksik borç biriktiren pek çok İran bankasının mali durumunu tehdit ediyor. Birikimlerde yaşanan herhangi bir düşüş bankaların rezervlerini desteklemelerini iyice zorlaştırıyor bu da merkez bankası için siyasi açıdan rahatsız edici sermaye yapısı değişikliklerini gündeme getiriyor. 

İran’ın Ortadoğu Bankası CEO’su Parviz Aghili, son değerlendirmesinde, İran’ın 700 milyar dolarlık bilançosunu en az yüzde 6’lık bir borçlanma oranı gerektiren Basel III standartlarına uygun hale getirebilmenin 200 milyar dolara mal olacağını belirtmişti. Bir karşılaştırma yapmak gerekirse Ruhani’nin önümüzdeki yıl için toplam bütçesi 104 milyar dolar.

NÜKLEER ANLAŞMA BEKLENEN EKONOMİK ETKİYİ YAPMADI

Sınırlı seçenekler karşısında Rouhani yönetimi, İran’ın nükleer anlaşması çerçevesinde sağlanan yaptırımların hafifletilmesi ile sağlanan yaptırım sonrası ticaret ve yatırımın, ülkenin büyüme ve yatırıma başlamasını sağlanacağına ve bunun da istihdam yaratacağına inanıyordu. Ancak nükleer anlaşmanın ekonomik getirisi beklendiği gibi olmadı. Önde gelen iş çevrelerinin çoğunluğu bunun İran’ın kendi zorlu koşulları yerine Başkan Trump’ın İran’a yönelik yaptırımları yeniden uygulama tehditleri gibi dış etkenlere dayandırıyor. 

Nükleer Anlaşması, Ruhani’nin ekonomik planının merkezindeydi, bu anlaşma ve yatırım sözleşmeleri asıl olarak söylemde bağlayıcı, bu nedenle anlaşmanın geleceği konusundaki endişeler, Ruhani’nin ekonomik idaresine olan güveni derinden sarstı.

Dahası iki zor arasında kalan Ruhani, kemer sıkma bütçesi uyguluyor. Benimsediği  politikalar –neoliberal olsun ya da olmasın- ekonomik olarak son derece mantıklı ve gerekli,   hazırladığı bütçeler içerdiği yaklaşımdan dolayı, çelmelere rağmen parlementodan ve İran iktidar düzeninin öteki köşelerinden geçebildi. 

HALKIN SABRI SINANIRSA...

Ancak, daha iyi geçim koşullarına kavuşma umudunu yıllar geçtikçe yitirdiğini farkeden bir halkın sabrını sınama siyasetinin siyasi faturaları olur .

(Al Monitor Yazarı) Muhammed Ali Şabani’nin yazdığı gibi İran’daki koşullar “uzun bir yükseliş, beklenti ve memnuniyet döneminin ardından beklentinin yükselmeye devamederken memnuniyetin aniden düştüğü bir başka döneme girilmesi sürecinde yaşanan seferberliği” yansıtan bir çeşit “J eğrisi” olarak da tanımlanabilir.

İranlıları yükselen umutları için ayıplayamayız çünkü onlar engin potansiyellerinin bilincinde olan insanlar. Bu özellikle de emekleri ile İran’ın çeşitlilik kazanmış ekonomisini ve değerleri ile ülkenin zengin kültürünü inşa etmiş olan emekçi sınıflar için geçerlidir. 

İran zenginleştikçe ve geliştikçe fillizlenen orta sınıf geleceği temsil noktasına geldi. Ancak zengin ekonomilerin güncel tecrübeleri emekçi sınıfları “unutarak”  onların umutlarını diğerlerinin memnuniyetini korumak amacıyla feda etme konularında ders niteliğinde hikayeler sunuyor.

(Çeviri: Evrensel Dış Haberler Servisi)

www.evrensel.net
ETİKETLER İran