Kadın çalışmaları atölyesi sonuç bildirgesi

Kadın çalışmaları atölyesi sonuç bildirgesi

Elde ettiğimiz tüm bu birikimle birlikte şehirlerimize döndüğümüzde daha güçlü ve kararlı bir mücadeleyi örmenin önemini bir kez daha yineliyoruz.

 

Bu yıl 15.si düzenlenen Gençlik Yaz Kampı’nı bir yılı aşkın süredir devam eden OHAL koşullarında gerçekleştirdik. KHK’ler ile kadın derneklerinin kapatıldığı, ihraçların yaşandığı ve hukuksuz yargılamaların sürdüğü bu dönemde doğrudan kadınların hayatına etki edecek cinsel istismar yasa tasarısı ve müftülüklere nikah yetkisi verilmesine ilişkin yasa da gündeme getirildi. Devletin politikalarının kadını ikincilleştiren, toplumsal hayattan koparmaya çalışan eksende hızla ilerlediğini artan baskı, şiddet, taciz, tecavüzlerden görmekteyiz. Biz de burada, atölyemizde tüm bu sorunları tartışıp çözüm üretmeye çalıştığımız bir kampın daha sonuna gelmiş olduk. Vardığımız sonuçları sizlerle de paylaşmak istiyoruz:

Sevgili arkadaşlar, 
Dünyada 1920’li yıllarda ortaya çıkan faşizm, günümüz dünyasında yeniden yükselmeye başlamıştır. Mussolini ve Hitler’den bugüne baskıcı rejimlerden en çok zarar gören kesimlerin başında kadınlar gelmektedir. Benzer şekilde, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ülkemizde de kadın emeği ve bedeni üzerindeki baskılar daha çok hissedilmektedir. 20 Temmuz 2016'da ilan edilen ve her geçen gün uzatılan OHAL ile kadınlar daha da susturulmak ve toplumsal hayatın dışına itilmek istenmektedir. Çıkarılan KHK’ler ile kadınların yan yana gelerek sorunlarını, taleplerini konuştukları, çözüm aradıkları dernekleri kapatılmakta; ihraçlar yoluyla işleri ellerinden alınmakta ve hatta gözaltı ve tutuklamalar yoluyla kadınlara gözdağı verilmeye çalışılmaktadır. Ancak kadınlar kendilerine bu koşullarda dahi yeni yollar yaratmakta, yan yana gelebilecekleri yeni alanlar açmaktadır. 
SAVAŞ, ŞİDDET VE EŞİTSİZLİK YÜKSELİYOR
Emperyalist politikalar dünyada savaşları ortaya çıkartmakta ve ne kadar pay elde edileceği hesabı insanları yerinden etmekte, en temel hak olan yaşam hakkını tehlikeye atmaktadır. Savaşın en çok etkiledikleri ise kadın ve çocuklardır. En sıcak örneğini Suriye’de gördüğümüz gibi çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu savaş mağduru insanlar ülkelerini terk etmek zorunda kalmakta, sefalet koşullarında yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadırlar. Ülkemizde olduğu gibi mülteci statüsüne sahip olmama durumu birçok hakka erişememeyi beraberinde getirmektedir. Öte yandan ırkçı/milliyetçi politikalar aracılığıyla Suriyelilere dönük nefret yaratılmakta; yoksulluk, eşitsizlik, adli suçlar başta olmak üzere aslında kapitalist sistemin sebep olduğu sorunlar Suriyelilerin üzerine yıkılmaya çalışılmaktadır. Bir yanıyla da son örneğini kız kardeşimiz Emani’nin katledilmesinde gördüğümüz gibi savaş ve nefret, kadın bedenine taşınmaktadır. Suriyeli kadınlar tacizin, şiddetin doğrudan hedefi haline gelmektedir. AFAD kamplarında Suriyeli kadınların tecavüze uğraması gibi örneklerin gösterdiği üzere devlet de bu konuda hiçbir önlem almamakta, hatta bu sorunları hasıraltı etme derdine düşmektedir. Bizler, her milliyetten Türkiyeli kadınlar olarak bu sorunlara karşı birlikte mücadele etmemiz gerektiğini biliyoruz. Savaşa, şiddete, eşitsizliğe karşı kız kardeşlerimizin yanında saf tutacağımızı bir kez daha haykırıyoruz.
EKİM DEVRİMİ VE KADINLAR
Bu yıl 100.yılını kutladığımız Ekim Devrimi, kadın ve erkeğin toplumsal hayatın her alanında tam eşitliğinin önkoşullarını yaratan ve kadının, üretim ilişkilerindeki konumu ile toplumsal yaşamdaki konumunu eşitlik temelinde örgütleyen bir deneyim olması bakımından bugün hâlâ yol gösterici konumdadır. Eğitimden sağlığa, hukuka birçok alanda kadınların kazanımlarının, kadının kurtuluşu açısından nasıl dönüşümlerin sağlanabileceğini göstermesi, bugün kadın erkek eşitliğinin “fıtrat” gereği mümkün olmadığını iddia edenlere verilebilecek en net yanıttır. Kadın Çalışmaları Atölyesi; kadınların üretime katılması ve beraberinde kadın emeğinin kalifiye hale getirilmesi, ev içi hizmetlerin kolektifleştirilmesi, çocuk bakımının toplumsallaşması, oy hakkı, boşanma hakki ve ücretsiz bir hizmet olarak kürtaj hakkı gibi uygulamaların yaratacağı toplumsal dönüşümün; toplumsal eşitliğin sağlanması için zorunlu olduğunu ilan eder. Sosyalizmin kadınların kurtuluşu için gerekliliğine vurgu yapar.
Kadına yönelik suçlar, toplumsal koşullardan kaynaklanmaktadır. Sömürü ilişkilerinin ortadan kalkmasını sağlamaksızın bu sorunların tamamen ortadan kalkması beklenemez ancak bu sistemde de belli kazanımlar elde edebileceğimiz unutulmamalıdır. Bu sebeple sorunu yalnızca fail ile mağdur arasında gören veya bu suçları münferit kabul ederek bir “hastalık”, “sapkınlık” hali olduğunu iddia eden anlayışlarla mücadele, hayati önemdedir. Buradan hareketle çözümün “kimyasal hadım” veya “idam” gibi yöntemler olmadığının altını önemle çiziyoruz. Kadına yönelik suçlarla mücadelede izlenmesi gereken yolun bulunduğumuz her yerde, her alanda en geniş kadın kesimlerini kapsayacak bir çalışma ve örgütlenme olduğunu bir kez daha vurguluyoruz. 
CİNSİYETÇİ DİL VE MEDYA
Burjuva medyası, kadın erkek eşitsizliğinin ve toplumsal cinsiyet rollerinin her gün yeniden üretilmesine olanak sağlamaktadır. Kadınlar için hazırlanmış gündüz kuşağında, gazetelerde ve ana haber programlarında kadına yönelik suçlardan bahsedilirken genelde suçu meşrulaştırıcı ve mağduru hedef gösteren bir dil kullanılmakta, “cinnet”, “bunalım” ve “kıskançlık” bu suçların geçerli bir sebebi sayılmaktadır. Öte yandan reklamlarda kadın bedeni bir meta haline getirilmekte, dizilerde ise kadınlar erkeğe muhtaç, kurtarılmayı bekleyen bir pozisyonda resmedilmektedir. Buradan hareketle, burjuva medyasının oluşturduğu egemen dil, yaratmaya çalıştığı kadın algısı karşısında kendi yayınlarımızı güçlendirmek gibi bir görevle karşı karşıyayız. Bizler kadın yayıncılığımızı her türlü militarist ve cinsiyetçi dile karşı yeniden örgütlemeliyiz. Yayınlarımızı içerik olarak zenginleştirmeli, daha fazla kadına ulaşmasını sağlamalı, yayınlarımızın etkili tartışılmasını garanti altına almalıyız. 
HEP BİRLİKTE MÜCADELEYE
Sonuç olarak, Kadın Çalışmaları Atölyesi katılımcıları olarak bizler, atölyemizde yürüttüğümüz tartışmalar sonucu elde ettiğimiz tüm bu birikimle birlikte şehirlerimize döndüğümüzde daha güçlü ve kararlı bir mücadeleyi örmenin önemini bir kez daha yineliyoruz. Ekim Devrimi’nin 100. yıl dönümünde, geçmişten güç alarak geleceği örme mücadelesinde başta kız kardeşlerimiz olmak üzere tüm gençliği mücadeleye çağırıyoruz. 
Yaşasın Kadınların Örgütlü Mücadelesi!
Yaşasın Kadın Dayanışması!
 

www.evrensel.net