'Savcılar ya zaman aşımı diyor ya da görmezden geliyor'

'Savcılar ya zaman aşımı diyor ya da görmezden geliyor'

Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Uluslararası Mücadele Haftası’nda Türkiye'nin acı tablosunu İHD'den Avukat Gülseren Yoleri ile konuştuk.

Cansu PİŞKİN
İstanbul

17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Uluslararası Mücadele Haftası’nda İnsan Hakları Derneğinden (İHD) Avukat Gülseren Yoleri ile konuştuk. Gözaltındaki kaybedilenlerin dosyalarının zaman aşımına uğratıldığına değinen Yoleri, kimi vakalarda 20 yıl dolar dolmaz zaman aşımı kararı verildiğini, kiminde ise bekletilip dosyanın görmezden gelindiğini ekledi ve “Dolayısıyla istikrarlı bir yargı pratiğinden söz etmek mümkün değil” yorumu yaptı.  

‘DELİL YOK AMA ‘İNTİHAR’ DİYEREK KAPATIYOR’

Savcıların gözaltında kayıp olaylarında 20 yıllık zaman aşımını gözettiğini ifade eden Yoleri, “Bu olayları da ortada bir cenaze olmadığı halde ‘kasten öldürme’ olarak vasıflandırıyorlar. 20 yıllık bir zaman aşımı gözetiyor ve dosyaların bu sürenin sonunda zaman aşımı sebebiyle düşürülmesine karar veriyor. Bunun yanı sıra pek çok dosya da 20 yılı aştı ama savcılıklar böyle bir karar vermeyi geciktiriyor. Geciktirmeyi tartışmayı çok da yükseltmemek adına yaptıklarını düşünüyoruz çünkü ne kadar çok zaman aşımından düşme kararı verilirse bu konu o kadar çok gündemde kalır ve tartışma konusu olur. Mesela 20 yıl dolmuş olmasına rağmen savcılık Rıdvan Karakoç dosyasını bekletiyor. Bazı kayıp olaylarında ise savcılıklar, aslında çok daha başlangıçta bu dosyaları değişik sebeplerle kapatıyorlar. Mesela Murat Yıldız olayındaki gibi. Yıldız’ın kaybolmasının hemen arkasından savcılık bunu intihar gibi tutanaklara geçmişti. Aslında kişiyi bulamamış, intihar ettiğine dair bir delil de toplayamamış. Yıldız’ı götüren 2 polise görevi ihmalden dava açmış ama kişinin kaybolmasını soruşturmamış” diye konuştu.

‘CEZASIZLIK ORTADAN KALDIRILSIN’ 

Avukat Gülseren YoleriHasan Gülünay dosyasının da takipsizlik kararı verilerek zaman aşımı sebebiyle düşürüldüğünü, Kenan Bilgin dosyasında da yeni bir zaman aşımı sebebiyle düşme kararı verildiğini hatırlatan Yoleri, Hasan Ocak dosyasında ise yaptıkları itiraz üzerine Sulh Ceza Hakiminin “Dosyada dava açmaya yeter delil mevcut” diyerek savcılığın kararını kaldırdığını vurguladı. Yargıda tekil bir uygulama olmadığını kaydeden Yoleri, şöyle konuştu:  “Bu alanda çalışan hukukçuların da, insan hakları savunucularının da en büyük amacı aslında yargının bu cezasızlığı öne çıkaran pratiğini gerileten adımları atabilmek ve yargıyı da buna zorlayabilmek. Bizim nihai amacımız, daha doğrusu böyle bir olay karşısında ortaya çıkması gereken yargı pratiği şu, sorumluların tespit edilmesi, onlar hakkında gerekli cezaların verilmesi ve bu cezaların infaz edilmesi.” Kayıp yakınlarının ve insan hakları savunucularının “Cezasızlık ortadan kaldırılsın, failler yargılansın” talebinin çok boyutlu olduğunun altını çizen Yoleri, “Ama bu boyutların hiçbirisi öç boyutu değil. Asıl derdimiz, kayıp ailelerinin de altını çizdiği gibi, bu olayların bir daha tekrar etmesinin önünü almak. Çünkü eğer gerçek bir cezalandırma olursa yani devlet cezasızlık uygulamasından vazgeçerse o durumda bu olayların önlenmesini sağlayacak önlemler alınır” dedi.

Kayıp ailelerin kayıplarının ölmüş olabileceğine inanmadıklarını, bir gün geleceklerine dair beklentileri olduğunu dile getiren Yoleri, savcılıklar 20 yılın sonunda takipsizlik kararı verdiklerinde ailelerin çocuklarını sanki o gün kaybetmiş gibi büyük ve keskin acılar hissettiğini anlattı. Yoleri, yaşadıkları duygusal travmaya rağmen ailelerin mücadeleden vazgeçmediklerini de ifade etti. 

Gözaltında kaybetme suçunun insanlığa karşı suç olduğunu vurgulayan Yoleri, “Bu mücadele sadece sokaktaki vatandaşa hitap etmiyor, devletten beklentilerimiz var. Devletin gerek yasa yaparken. gerek yargı pratiğine bunu yansıtması sırasında bu olayı doğru görmesi ve buna ilişkin düzenlemelerle pratiği oluşturması lazım” dedi. TCK. 77. maddede insanlığa karşı suçlar sayılırken gözaltında kaybetme suçunun da bu başlığın altına açıkça yazılması gerektiğini belirten Yoleri, kayıpların araştırılması için bağımsız izleme komisyonlarının oluşturulmasını, komisyonun geniş yetkilerle araştırma yapmasını ve raporlar hazırlamasını istediklerini dile getirdi. Zorla kaybedilmelerin önlenmesi için yapılan uluslararası sözleşmeleri imzalaması gerektiğini de ifade eden Yoleri,  “Sadece kaybedilenleri değil geride bıraktıklarının da hayatını tehdit eden, hayatını işkence içinde geçirmesine sebep olan bir suçtan söz ediyoruz” diye konuştu.

‘20 VE 27 MAYIS, CUMARTESİ ANNELERİ HAFTASI OLSUN’

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Zeynep Altıok, çocukları gözaltında kaybedilen anneler adına her yıl 20 ve 27 Mayıs arasındaki haftanın “Cumartesi Anneleri Haftası” olarak anılması ve bu konuda etkinlikler yapılması için TBMM Başkanlığına kanun teklifi verdi.  Altıok, ““Bu kirli yöntem, baskı ve şiddet  uygulayan ülkelerde karanlık odakların baskı ve sömürü sistemine karşı aktif mücadele içinde olan devrimcileri, aydınları ve insan hakları savunucularını gözaltına alıp kaybederek, halk arasında korku, belirsizlik ve kaygı yaratma ve böylece toplumsal muhalefeti susturma çabasıdır. Geçmiş acılarla sağlıklı bir şekilde hukuki ve toplumsal yüzleşme sağlanması çağdaş ve gelişen bir ülke olmanın temel koşuludur. Geçmişten alınan derslerle geleceği kurgularken toplumsal hafızası ve vicdanı güçlü bireyler yetiştirmek için her yıl 20 ve 27 Mayıs arasındaki haftayı ‘Cumartesi Anneleri Haftası’ olarak belirleyerek karanlıkta kalmış tüm faili meçhul cinayetler ve insanlık suçunu ve suçlularını aydınlığa çıkartmak için toplumsal tüm yapı ve katmanların iş birliği ve kamuoyunun dikkati en etkin şekilde sağlanmalıdır” dedi.

Son Düzenlenme Tarihi: 19 Mayıs 2017 07:57
www.evrensel.net