Boyun eğmek ya da eğmemek

Boyun eğmek ya da eğmemek

Bugünlerde yoğun olan ülke gündeminde bir yandan da yaklaşan genel seçimler yavaş yavaş tartışılmaya başlandı. Sermayenin partileri önümüzdeki süreçte halkın iradesinin meclise yansımasını engellemek ve halkı birbirine karşı kışkırtmak için kolları sıvadılar. Fakat sermaye partilerinin halk düşmanı politikalar

Asena Akarsu


TKP seçim bildirisinde işçileri, emekçileri, halkı oy vermeye ve Komünist partiyi güçlendirmeye çağırıyor. Halk oy verdiğinde ise ülkede neler değişeceği sıralanıyor. Böyle midir? Halk oy verdiğinde sorunlar çözülecek midir? Emekçiler, oy vermenin ötesine geçip bizzat sorunları çözmek için inisiyatif almadan, onun yerine bizzat kendisini koyan, sınıfı harekete geçirmekten çok bize “oy verin sorunlarınız çözülür” diyen bir yaklaşımla bildirgede bahsi geçen sorunlar da çözülmeyecektir.

Parlamentarizm

Bu ülkenin işçi ve emekçileri yıllardır “bize oyunuzu verin biz bütün sorunlarınızı halledeceğiz” diyen ve halkın sırtına yoksulluk ve yoksunluk yükleyen partiler tarafından yönetiliyor. Komünist adını taşıyan bir partinin önceliği ne olmalı? Ya da bu soru farklı bir şekilde de sorulabilir. İşçi sınıfının iktidarı nasıl kurulacak. İşçi sınıfı ve emekçiler kendi iktidarlarını ancak ve ancak mücadele ederek kurabilirler. Hayatın her alanında ve her yöntem kullanılarak sermayeye karşı mücadeleye girilmedikçe ne işçi sınıfı iktidarı olan sosyalizm kurulabilir ne de işçi ve emekçiler sömürü ve baskıdan kurtulabilir. TKP ise işçi ve emekçileri seçim dönemindeki olanakları kullanarak birleşmeyi ve mücadelelerini yükseltmeye çağıracağına yalnızca kendisine oy vermeye çağırıyor. Bir mücadele çağrısı söz konusu değil.


Elbette, seçimlerde oy istenecektir. Bu parlamentarizm de değildir. Ancak işçi sınıfı ve emekçilerin, bir bütün olarak halkın mücadelesi olmadan, bunu öngörmeden, aldığı oylarla kurtarıcı misyonunu özneye yükleyen bir yaklaşım parlamentarizmin ta kendisidir.

Kürt Halkının Mücadelesi Yok Sayılıyor

TKP boyun eğmeyen 500 bin kişi ararken bunu yapabilmenin tek seçeneğini ise kendisine oy vermeye bağlıyor. Çünkü yıllardır mücadele eden, bedeller ödemiş Kürt halkı boyun eğmeyenler kategorisinde değil. Zaten TKP’nin seçim bildirisinde Kürtlere biçilen de ondan bundan medet uman zavallı bir kitle: “Komünist partinin güçlü olduğu bir Türkiye’de Kürtlerin umutsuzluk içinde emperyalist ülkelerden, cemaatlerden ya da ayrılıktan medet umar hâle getirilmesine kimse izin vermez”. TKP’nin uluslararın kaderlerini tayin hakkını ilkesel ve pratik olarak inkar ederek, hatta bunun ideolojik gerekçelerini de hazırlayarak sosyal şovenizme çok önceden adım attığını bilmekteyiz. Seçim bildirgesinde de buna uygun davranıyor. Ayrılmak isteyen bir halkın baskı altında tutulmasına karşın ulusların kaderlerini tayin hakkını savunmak en temel ilke ve komünistlerin görevidir. Kaldı ki, TKP’nin dediğinin tersine Kürt halkı ayrılıktan değil birlikten ve kardeşlikten yanadır. İzin vermeyeceğini söyleyen TKP, bölünme paranoyası ile oy toplayan burjuva milliyetçiliğiyle benzer bir dilden konuştuğunu bilmesi gerekir. Ayrıca bir komünist parti uzun yıllardır mücadele eden bir halkı kendi politikalarına kazanamadığı için eleştiremez. Öncelikle kendini sorgular. Unutmamak gerekir ki “halklar ve işçi sınıfı demokrasi mücadelesine kararlı bir şekilde sokulmadan ne sosyalizm mücadelesine sokulabilir ne de kurulacak olan sosyalizm sağlam temeller üzerine oturur”*. Komünist bir parti bir halkı ayrılıkla suçlamak yerine ulusların kendi kaderine tayin hakkını tanır, çünkü bu özgür birlikteliğin yolunu açar. Yoksa bu hakkı tanımadan, baskıyla ve zorla birliktelik kardeşliği değil bugünkü savaşı ve adeletsizlikleri getirir.

İşçisiz, Sınıfsız, CHP Tipi Muhalefet

TKP 500 bin kişi arıyor ve bunun için şart boyun eğmemek. Elbette boyun eğmemek önemli ama neye boyun eğilmiyor ve kim boyun eğmiyor? Örneğin AKP’ye boyun eğmediğini iddia eden hatta seçim propagandasını “bu karanlık yırtılacak” diye yapan Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’si ne olacak? Onlar da boyun eğmeyen kabul edilip oyları istenecek mi? Ya da 500 bin oyu kim verecek? Boyun eğmeyen diyerek kimden oy isteniyor? Oy isteneceklerin yeri yurdu bellidir. İşyerleri ve fabrikalardır, emekçi semtleridir. Kime olduğu belli olmayan ucu acık çağrılar mı yoksa doğrudan işçi sınıfına mı seslenilmelidir? Sosyalizmi savunduğunu söyleyen bir partinin asıl seslenmesi gereken işçi sınıfıdır. Örneğin Rusya’da Bolşevik parti eşit olmayan seçim koşullarında bile asıl olarak işçi sınıfının ana gövdesinin olduğu işçi havzalarından çıkarmıştır adaylarını, onlar içinde yürütmüştür seçim çalışmasını. Çünkü seçimlerde bile komünist bir parti için asıl olan işçi sınıfının sermayeye karşı örgütlenmesi ve mücadeleye katılmasını sağlamaktır. TKP’nin seçim bildirisinde sıkça bahsettiği “güçlü bir komünist parti”nin göstergesi de aldığı oy sayısından önce aldığı oyu hangi sınıftan aldığı ve işçi sınıfını mücadeleye ne kadar sokabildiği ölçüde anlamlı olacaktır. Oysa TKP için öncelik işçi sınıfında değil, oyu kimin verdiği de önemli değil. 500 bin öğrenci oy verebilir örneğin. –TKP’li öğrenciler tüm Türkiye’de öğrencilerinde oy kullanması için çalışma başlattı-  Elbette komünist bir parti öğrencilerden de oy alacaktır, almalıdır. Ama çalışmasını üzerinde şekillendirmesi gereken zemin işçi sınıfı, emekçiler ve onların talepleridir. Yapacağı çağrı kimden geleceği belli olmayan bir oy çağrısı değil bizzat işçilerden oy istemek, onları mücadeleye çağırmaktır. Komünist olan bir partinin önceliği her zaman için işçi sınıfıdır çünkü işçi sınıfı içinde yaşadığımız kapitalist toplumda gerçekten devrimci ve dönüştürücü tek sınıftır. TKP bildirinin sonunda “komünist partinin güçlü olduğu bir ülkede devrim ve sosyalizm ideali de güçlüdür” diyor. Komünist partinin olduğu bir ülkede –sadece güçlü olması gerekmez- işçi sınıfı ve emekçilerin sosyalizm ve devrim ideali de vardır. Ama işçi sınıfını sermayeye karşı mücadeleye sokması gerekirken bunun yerine meclise girmeyi öncelik olarak gören, demokrasi mücadelesini yükselten bir halka ayrılık sopası gösteren, talepleri ve gündemlerini CHP tipi bir muhalefetle sınırlayan bir parti bu ideal ve iddialardan oldukça uzaklaşmış demektir. Ayrıca işçi sınıfının iktidara yürüyecek olan mücadelesinde ona önderlik etmenin yolu da; işçi sınıfının içinde, fabrikalarda, işletmelerde sürekli bir çalışma ve her koşulda önceliği işçi sınıfının çıkarlarına vermek yerine herkese çağrılar yapan ve işçi sınıfını ikinci plana atan bir yaklaşım olamaz.

*Marks, Engels, Lenin- kadın ve aile- sol yayınları

www.evrensel.net