Durmadan elini cebimize atanlara cevabını sandıkta ver

Durmadan elini cebimize atanlara cevabını sandıkta ver

Gebze'den metal işçisi; yaşam şartlarına ve referanduma dair yazdı. 'Ve bu 600 vekilin bütün giderleri senin cebinden çıkacak, benim işçi kardeşim.'

Metal işçisi
Gebze

Bir zamanlar köyünde tarlasını satan İstanbul’a, Ankara’ya şimdinin metropellerine koşardı. Bu kaçış öyle sevmekten değildi; biraz özentiydi bir çok bazen de mecburiyetten.

Benim köyüm 90 haneydi, Turgut Uyar şiiri gibi;
“Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı
Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk
Üç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza.”

Şimdi, üç beş ev kaldı... Ben yazları soluk almaya gidiyorum... Bir zamanlar köyümün topraklarında, tütün, soğan, pamuk, mercimek ekilirdi. Aşağı mahalle yukarı mahalle diye ayrılırdı; inekler, danalar, kuzular, koyunlar nöbetti. Yani her gün bir ev sırayla giderdi. Şimdi uçsuz bucaksız bir step. Traktörü olan da ekmiyor tarlayı çünkü, mazot parasını karşılamıyor...

Kalkıp buralara geldik neden özentiden mi, hayır! mecburiyetten. Belediye otobüsüne, tramvayına, vapuruna, trenine bindiğimizde bu şehirlerin elit kesimleri dönüp bize, “Ne işiniz var buralarda! Gelip şehrimizi de bozdunuz. Gidin, anam bacım, köyünüze.” Oysa bizi buralara sürükleyen onlardı. Çünkü, onların fabrikaları mağazaları, inşaatları tarlamızdan, hayvanımızdan hatta canımızdan da kıymetli idi.  Yıl 2017. İşçiyiz, bir fabrikadayız. Meclis sözüm ona bizi düşünmüş, Mart 2002’de işsizlik fonunu oluşturmuş. Sonra da demiş ki bize, siz yemeyi bilmiyorsunuz ben yiyeyim. Hani o bize “Ne işiniz var buralarda!” diyenlere veriyor. Bitti mi, bitmedi. Şimdi beyfendi diyor ki nerden bulalım seçim parasını. Tabii işsizlik fonundan. Nasılsa işçinin ağzı var dili yok, dili olsa da çiğnemeye dişi yok, dişi olsa da, yemeği sığdıracak karnı yok...

Kur’an ne der, biliyor musunuz;
“Hırsızlık yapma, zina yapma, günahtır...” Bugün seçim meydanlarına bu kitapla inenler, Kur’an-ı Kerim ile oy istiyor...  
Ey işçi bitmedi senin yükün, bitmedi.
Ben, yol yaptım, köprü yaptım; yap işlet denen bir modelle, ama anlaşmada günde şu kadar araç geçecek geçmezse, yine ey işçi senin cebinden ey eşeği bile olmayan köylü senin cebinden alacağız.
Bitti mi? Bitmedi!

Fabrikatöre elektriği ucuz satıyorum, yatı olanlara ucuz mazot satıyorum... 550 milletvekili yerine, 600 milletvekili alıyorum, ama, düşük profilli olacak hepsi, hiç birinin ya da hepsinin sözü bir Recep Tayip Erdoğan etmeyecek... Ve bu 600 vekilin bütün giderleri senin cebinden çıkacak, benim işçi kardeşim...

Türkiye, yani ülkeme bakarken, Jack London’un “Demir Ökçesi” aklıma geliyor... Okumadıysanız okuyun...

Sandığa gidince kardeşler bir daha düşünün, dünyanın bir günlük, ömrün 365 gün olmadığını... Ben senin komşun, fabrikada vardiya arkadaşın ben bir otobüste bir koltuğu, bir vapurda martılara beraber güldüğümüz, ben senin arkadaşınım, komşunum... Bölüşebiliyoruz, ekmeği, bardaktaki suyu, bir tencerede kaynayan aşı... Durmadan elini cebimize atanlara cevabını sandıkta ver...

Sevgi ve saygılarımla...

www.evrensel.net