Neden ‘Evet’ densin ki?

Neden ‘Evet’ densin ki?

Halil İmrek, anayasa değişikliğinin yurttaşlar ve milletvekilleri arasındaki ilişkiyi nasıl etkileyeceğini yazdı.

Halil İMREK

Anayasa değişikliği önerisi politik etkileri, kuvvetler ayrılığı, demokrasi ve geleceğe dair etkileri üzerinden tartışılıyor. Siyaset bilimi ve hukuki açıdan, bu “cumhurbaşkanlığı sisteminin” demokrasiyle son köprülerin de atıldığı, bir tür “seçilmiş krallık” inşa ettiği söylenebilir. 

Yurttaşların oy kullanma tercihlerinin belli bir yanını, milletvekili ile ilişkilenme biçimi oluşturmaktadır. 

Vatandaşın önemli bir kısmının oy kullanma tercihi daha sade ve günlük kaygılarla belirleniyor. Bu kaygılar kendiliğinden bilinç tarafından belirleniyor. Politik mücadeledeki gerilik, işçi sınıfı da içinde olmak üzere emekçileri; sınıf çıkarları ve politik iktidar yerine sistem içi çıkarlara yöneltiyor.

Mevcut sistemde, görece sıradan vatandaşın milletvekiline ulaşma ihtimali vardır. Meclis ziyaretlerinin verilerine bakılırsa, taleplerine çözüm bulmak isteyen on binlerce insanın Meclis’te seçtiği vekillere derdini anlatma çabasına dair bu sonuç görülebilir. Milletvekili bir dahaki seçime hazırlık yapmak üzere gelene yardımcı olmaya çalışır. Bazen de yardım eder gibi yapıp gönlünü hoş edip geri yollar. İstekler bellidir. Vatandaşına, oy verdiği siyasi partiye göre; ihale isteyen de olur, kızına oğluna iş isteyen de… 

Vatandaş, bazen de uğradığı bir haksızlığın düzeltilmesini ister. Milletvekili eğer iktidar partisinden ise Bakan’a ulaşır. Muhalefet partisinin milletvekilleri kişisel ilişkiler üzerinden Bakan’la bir temas kuramazsa soru önergesiyle konuyu ülke gündemine taşır. Konu, ülke gündemine gelince vatandaşın muhatapları soruna daha özenle yaklaşmak zorunda kalabilir. Vatandaş taleplerine büyük ölçüde gerçek anlamda bir yanıt alamaz, ama küçük de olsa bu ihtimal için yollara dökülür, Meclis kapısından vekile ulaşmaya çalışır, bunların hiçbirini elde edemezse milletvekiliyle günün modasına uygun olarak bir selfie çekip sosyal medyada yayınlar.

Türkiye’de seçimlere olan ilginin kaynağının bir bölümü az çok böyle bir sistemdir. Ülkeyi yönetenler de bunun farkındadır. Bunun için Bakan belirlerken en çok oy aldıkları illere önemli Bakanlıkları dağıtırlar. Milletvekili belirlerken de kafalarındaki bakanlar kurulunu illere aday olarak dağıtırlar. Binali Yıldırım’ın İzmir milletvekili olmasının nedeni de budur. Aslında bu, İzmir’e verilmiş bir rüşvettir.

TEKNOKRATLARDAN OLUŞAN BAKANLAR KURULU

Şimdi yapılmak istenen Anayasa değişikliğiyle,  vatandaşın seçtiği milletvekili ile kırıntı düzeyindeki teması da ortadan kaldırılmak istenmektedir. Getirilmek istenen sistemde, vatandaş, adaylar arasından bir kişiye, birinci turda olmazsa ikinci turda, başkanlık yetkisi verecek. O da teknokratlardan oluşan bir bakanlar kurulu oluşturacak. Vatandaş bir kez oy verdikten sonra bir daha Bakanların kapısının önünden bile geçemeyecek. Bakanlar Meclis içinden olmadığı için milletvekilleri aracılığıyla da ulaşılmaz olacak. Seçtiği milletvekillerinin de hiçbir hükmü kàlmàyàcàk. Oy verdiği iradesi olarak seçtiği vekillerin sözünü kimse dinlemeyecek.  

Bu yeni Anayasa değişikliği ile sıradan vatandaşın etki ve beklentilerinden kurtarılmış bir yönetim mekanizması oluşturulmak isteniyor. İşte “milletin adamının”, “milletin isteği” diye sunduğu tasarı en basit çözümlemeyle böyledir.

Mevcut haliyle yasa yapma Meclisin işi, bunu uygulama ve yürütme ise Bakanlar Kurulunun görevi. Başbakan ise yürütmenin başı. Cumhurbaşkanlığı devleti temsil eden sembolik bir makam olması gerekirken 12 Eylül Anayasasından kalan hükümlerle, klasik parlamenter sistemlere göre aşırı yürütme yetkileri var. Getirilmek istenen ‘başkanlık’ sisteminde ise, mevcut darbe anayasasından dahi aşırı yetkilerle, başkan tek yetkili kılınacak ve her şeyi o belirleyecek. 

VEKİLLER NEDEN OY VERSİN?

Halkın meclise gitme imkânının ortadan kalkacağı, seçtiği milletvekillerinin bir iradesinin bulunmayacağı bu tasarının AKP milletvekilleri aracılığıyla değil cumhurbaşkanı danışmanlarınca savunulması bu gerçeğin bir dışavurumudur. Danışmanlar büyük bir adanmışlıkla Meclisten geçen ve referanduma gidecek Anayasa değişikliğini savunurken, halkın ve ülkenin çıkarlarını değil,  aslında kendilerinin Bakanlık beklentilerini savunuyorlar. Aynı şekilde referandumda ‘Hayır’ çıkınca da kaybedecek olan bu danışmanlardır. Peki, bu danışmanlardan oluşan ve sarayda toplanan bir ‘Bakanlar Kuruluna’ AKP’ye oy veren vatandaş ulaşabilir mi? Ya da kendini tasfiye edecek bu değişikliğe gizli oylamada hangi vekil neden “Evet” oyu verecek? Eğer veriyorsa bunun tek nedeni korku veya saraya bağlanan kişisel ikbali olabilir.

Milletvekilini, vatandaştan kurtararak, vekilin hakiki görevi olan yasa yapma görevi özgürleştirilmiş mi olacak? Amaç bu olsaydı, Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanı’na yasa gücünde kararname çıkarma yetkisi verilmezdi herhalde. Milletvekilinin asli görevi olan yasa yapma görevi de büyük ölçüde elinden alınmazdı. Ayrıca, zayıf da olsa, milletvekilinin Hükümeti denetleme yetkisi de elinden alınmaktadır. Denetim yetkisi güvenoyu, gensoru ve bütçe oylaması ile kullanılmakta iken artık kullanamayacaktır. Diğer soru, meclis araştırması vb. biçimler yaptırım gücü olmayan etkisiz denetim yöntemleridir. 

Peki, vatandaş buna neden evet desin? 2007 referandumunda, Cumhurbaşkanını halkın seçmesi ile bu karşılaştırılabilir mi? Ya da 2010 referandumundaki demokrasi söylemleri, HSYK üyelerinin hakim, savcı ve avukatlarca seçilmesi ile bir bağlantı kurulabilir mi?

Bu referandum partiler arasındaki bir yarış değil. Bir yanıyla da, halkın kısmen de olsa ulaşabildiği milletvekili ile saraya taşınmış teknokratlar arasındaki bir oylamadır. AKP seçmeni de iyi kötü ulaştığı milletvekilleri ile günlük bazı sorunlarına çözüm bulabilmekte veya çözüm bulma ihtimalini sevmektedir. Başkanlık sistemi ile bu durumun da ortadan kalktığı düşünüldüğünde millet neden ‘evet’ desin? Vatandaş eskiye göre kendisinden daha da uzaklaşacak, kendisine kör-sağır hale gelecek bir sisteme neden evet desin?

www.evrensel.net