CHP desteğiyle temsil iradesine darbe

CHP desteğiyle temsil iradesine darbe

Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat dokunulmazlıkların kaldırılması ile ilgili yasa teklifinin kabul edilmesini yazdı.

Fatih POLAT

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı ile iktidar tarafından MHP’nin açık desteğiyle Meclis’e getirilen dokunulmazlıkların kaldırılması teklifi, kilit parti konumundaki CHP’li vekillerin oylarıyla kabul edildi. 

BİR KARA GÜN 

Kara lekeler açısından zengin bir geçmişe sahip olan Türkiye siyasi tarihi için bugünün de bir yeri var artık. Bugün özetle Kürtlerin parlamentodo temsiline, yine parlamentoda temsil edilen diğer partilerin vekilleri eliyle darbe indirilmiş oldu. HDP kuşkusuz sadece Kürtlerin partisi değil. Ama temel olarak Kürt halkının çözüm talebinin Meclis’teki temsili açısından anahtar konumda bir parti olduğu için, bu darbeden bu talebin kendisine indirilmiştir en başta. Başka partilerin vekillleri hakkında da dokunulmazlık fezlekeleri olması, dokunulmazlıkların HDP’li vekillere dokunmaya odaklı olarak kaldırıldığı gerçeğini değiştirmez.

CHP İÇİNDEKİ KABULE GİDEN SÜREÇ

Salı günü yapılan ilk oylama öncesi CHP kulislerinden yansıyan eğilim ‘hayır’ oranının daha baskın olduğunu hissetiriyordu. Ancak son iki gün içinde, ‘referandum’ seçeneğinin Türk ve Kürtler arasındaki uçurumu derinleştireceği, ülkeyi felakete götüreceği yönündeki tartışmaların CHP içinde etki yaratmaya başladığı da görülüyordu. Ve salı günkü oylamalarda, ilk oylamadan son oylamaya doğru, kabul ile ret aralığının giderek daralmış olduğu da hatırlandığında, CHP içindeki bir dalgalanmanın sonucu değiştirme riski vardı. 

Bugün birinci madde için yapılan oylamada 373 evet oyu çıkınca, ondan sonraki durumun nasıl seyredeceğini anlamak için, CHP’nin gazeteci kökenli milletvekillerinden Barış Yarkadaş’ı aradım. Yarkadaş, referandurumun ülkeyi felekakete götüreceği üzerinden dönen tartışmanın aşağı yukarı 16-17 milletvekili üzerinde etkili olduğunu söyledi ve sonraki oymalalarda da tablonun bu biçimde süreceğini tahmin ettiğini söyledi. 

Ardından CHP’nin hayır oyu veren genel başkan yardımcılarından birini aradım. O da, tablonun sonraki maddelerin oylanmasında da bu şekilde seyredebileceğini söyledi. Ona, “Bu az bir fark değil. MYK’da karar olarak ifade edilmese de, bu yönde bir eğilim mi oluştu?” diye de sordum. O da, MYK’da bu yönde bir karar alınmadığını, ancak CHP’li vekiller içinde dokunulmazlıkların Meclis’te kalkmaması halinde geri çekilebileceği düşüncesi olduğunu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın referanduma götürmek konusundaki kararlılığını gösteren son açıklamalarının da belli sayıda milletvekilinin kararını değiştirmiş olabileceğini söyledi. O da, Yarkadaş gibi referandumun ülkeyi kaosa sürükleyeceği gibi değerlendirmelerin belli sayıdaki vekili etkilediğini dile getirdi. Bir başka isim de, Muharrem İnce’ye destek veren vekiller içinden belli sayıda milletvekilinin Kemal Kılıçdaroğlu’nu zor durumda bırakmak ve yıpratmak için de evet yönünde oy kullanmış olabileceğinin kulislerde konuşulduğunu söyledi.

SONUCU ÖRGÜTLÜ BİR TUTUM BELİRLEDİ

Bunların hangisi tablonun değişmesinde ne kadar etkili oldu bunu derecelendirerek söylemek güç. Ancak kanımca, dokunulmazlıkların Meclis’te kaldırılması bakımından Salı günkü oylama ile bugünkü oylama arasında belli bir grup milletvekili ortak bir karar aldı. Bugünkü oylamanın 373 ile başlayıp istikrarlı bir biçimde yükselerek 376’ya ulaşması bana bunu düşündürüyor. Burada örgütlü bir duruş var.

SORUMLULUK KILIÇDAROĞLU’DAN BAŞLIYOR

İhtimal analizi yapmaya gerek bırakmayacak kadar açık olan bir şey var ise, o da CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun en başta açıkladığı ‘evet’ kararı ile bu sürecin baş faili olduğudur. Partisinin içinden ve dışından gelen eleştiriler üzerine daha sonra Erdoğan’a yönelik olarak yaptığı ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ gibi çıkışların, sıkıştığı yerden kurtulma manevrasından başkaca da bir anlamı yok. Dokunulmazlar kilit parti olan CHP eliyle kaldırılmıştır ve buradaki kilit konumda olan da partinin genel başkanı Kılıçdaroğlu’dur. Çıkan sonuçtaki sorumluluk da ondan başlayarak aşağı doğru paylaştırılacaktır. 

Meclis’teki oylama tamamlandıktan sonra Gazeteci Esra Çiftçi twitter’da şöyle yazdı: “CHP’nin bildik Kürt düşmanlığı bir Dersimli eliyle tescil edildi...” 

CHP içinde, hayır oyu veren vekillerin çabalarına rağmen ortada duran gerçek artık böyle okunacaktır. ‘Hayır’ oyu veren milletvekilleri de, partilerinde iki gün içindeki bu oy değişikliğini engelleyecek bir tutum geliştirememiş olmanın sorumluluğuyla bağlıdırlar. Siyasette ‘Hayır, dedim ve ruhumu kurtardım’ diye bir şey yok.   

SİYASETTE EN SICAK YAZLARDAN BİRİ OLACAK

Dokunulmazlıkları kaldıran Anayasa değişikliği, Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak devreye girdikten sonra Türkiye’nin siyaseten en sıcak yazlarından birini yaşayacağı kesindir. Oy vererek parlamentoya gönderdiği vekillerin tutuklanması karşısında Kürtlerde, “1994’ten sonra bize yine parlamentoda darbe indirdiler. Bundan sonra artık bu yolu zorlamak yerine, yıllardır sonuç aldığımız yöntemlerle devam etmeliyiz” düşüncesinin ve duygusunun güç kazanacağını öngörmek zor değil. Bu süreç, Kürtlerde yasal siyaset araçlarının çözüm açısından değerine olan inancı zayıflatırken, silahlı mücadele ve mümkün olduğunda da yolunu ayrılarak çizme duygusunu güçlendirecektir. 

Fezlekelerin yargı süreçlerinin işletilmeye başlanması ve HDP’li vekillerin tutuklanmasıyla birlikte, çatışma sürecinin de daha fazla derinleşeceğini, ülkenin birçok kentinden kalkan cenazelerin daha da artabileceğini, öç alma duygusuyla gerekçelendirilen eylemlerin yaygınlaşabileceğini öngörmek zor değil. 

Devletin zirvesinden tek adamlık döneminin pürüzsüz inşası için yürütülen politikaların karşı ucunda da böyle bir gerçeklik duruyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan dün, “Bazı entel danteller, operasyonlarımıza laf söylemeye kalkıyor. Terör bitmeden operasyonlar bitmeyecek. Hiç endişeniz olmasın. Bizi izlemeye devam edin.” derken, artık ‘çatışmalar, dursun’ seçeneğini dile getirmenin kendisini bile ‘entel-dantel’ faaliyeti olarak ilan etmiş oldu. Bu yolun ülke için bir çıkmaz sokak olduğu gerçeğini yüz yıldır yaşıyoruz ve şimdi yine o tarihin devamı yönünde kararlılık ifade eden bir devlet politikası ile karşı kaşıyayız.

1994 İLE BUGÜN KIYASLAMASINA DAİR

Yazıyı bağlamadan önce, DEP Milletvekillerinin Meclis’ten polis zoruyla götürüldükleri 1994’teki süreç ile bugün arasında yapılan kıyaslamalara dair de bir iki noktaya dikkat çekelim. Orhan Doğan’ın birçok sivil polis tarafından çevrelendiği ve boynundan tutarak araca bindirildiği o sahneler tarihe ‘Meclis’te darbe’, ‘DEP depremi’ başlıklarıyla geçti. Ancak bugün HDP’li vekillerin tutuklanmaları halinde benzer bir sahnenin yaşanıp yaşanmayacağı tartışması aslında geçerliliğini yitirmiş bir tartışmadır. Zira iktidar bundan sonrası için AB çevrelerinde yaratacağı endişeler gibi kaygılarla sürecin ‘kozmetik’ yanı bakımından hesaplı kitaplı davransa bile, zaten bu teklifin komisyondaki görüşmeleri sırasında HDP’lilere yönelik olarak gerçekleştirilmiş olan saldırılarla bu parantez kapanmış oldu.

Türkiye’de nasıl ki, 1990’lı yıllar ile bugün yaşadığımız dönemin basın üzerindeki baskılar açısından kıyaslayıp bir kötülük derecelendirmesi yapmak anlamlı bir sonuç vermiyorsa, çünkü her dönemin kendisi içinde ağır ve özgün yanları var ise, 1994’te DEP’lilerin yaşadıkları ile bugün HDP’lilere yaşatılanlar açısından da bunu söylemek mümkün.

Bu karşılıklı okumayı yaparken bugün belki çok daha fazla HDP’li vekilin tehdit altında olduğunu düşünebiliriz. Ancak onun yanında, bugün Rojava örneğinde ve IŞİD’e karşı mücadelede de olduğu gibi Kürtler Ortadoğu’daki değişim süreçleri içinde 1994 ile kıyaslandığında daha etkili bir güç durumunda. Türkiye’de biriktirdiği siyasal ve toplumsal güç de o döneme göre daha fazla.

Çeşitli olgular ve olası etkileri bakımından 1994 ile bugün arasında, konusu sadece bu olan bir yazıda daha detaylı analizler de yapılabilir. Burada yalnızca, bu analizler yapılırken, ‘bu dönem o dönemden kötü’ gibi mutlaklık ifade eden cümlelerle tarihe çok da anlamlı notlar düşülemeyeceğine ifade etmiş olalım.

Bitirirken şu noktanın altını özellikle çizmek gerekiyor. Ülkenin geleceğinin tek adam diktatörlüğüne terk edilmesi tehlikesine ve onun kendisini dayandırdığı kaos zeminine karşı, ‘operasyonlar dursun’, ‘vekilime dokunma’ diyenlerin sesinin olabildiğince yüksek çıkması gerekiyor. Yani ‘entel dantellerin’ sayısı ne kadar çoğalırsa o kadar iyi.

Bununla da birlikte, emek, demokrasi ve barış güçlerinin el ele vererek bu sürece güçlü bir yanıt oluşturması, bir ihtiyaçtan da öte bir zorunluluktur. 

Son Düzenlenme Tarihi: 21 Mayıs 2016 10:01
www.evrensel.net